Suriye sıkışınca ateşkes çağrıları geliyor
Rejim güçleri ilerliyor, katliam yapıyor ve ölenler hep Müslümanlar olduğu için Haçlıların kılı kıpırdamıyor. Kimseden ses çıkmıyor sessizce katliamları izliyorlar. Bu tavır karşısında ister istemez insanın aklına, “Katliamlardan Haçlılar zevk mi alıyor?” sorusu geliyor. Sözü uzatmadan serinkanlılıkla 9 yıldır Suriye’de yaşananları gözden geçirdiğimizde ne zaman terör örgütleri ve rejim güçleri köşeye sıkışıyor, katillerin sonu gelecek noktaya geliniyor, Rusya’dan ABD’ye, AB ülkelerinden Birleşmiş Milletler’e (BM) ve NATO’ya kadar her taraftan birdenbire ateşkes çağrıları yükselmeye başlıyor. Hep birlikte yalandan insanların ölmesini engellemek sevdasına(!) yakalanıyorlar. Hâlbuki yıllardan beri Suriye’de bir yandan terör örgütleri, diğer yandan rejim güçleri sivilleri katlediyor, insanları doğup büyüdükleri ülkelerinden atıyorlar. Bunun sonucudur ki, sadece ülkemize 4 milyon Suriyeli sığınmış durumda. Rejim güçleri bununla da yetinmemiş olacak ki, bu defa da İdlib’deki 4 milyon insanı atmaya, ülkelerinden kovmaya çalışıyorlar. Son saldırıların esas sebebi de bu.
Netice itibariyle şunu söylemek mümkün, adı ister ABD, ister Rusya, ister bir başka AB ülkesi olsun bunlardan yapılan açıklamaların samimiyetine inanmak mümkün değil. Çünkü ne zaman söylenenlere inanılmış ise yalan olduğu ortaya çıktı. Söz gelimi Türkiye’nin Suriye’yi terör örgütlerinden temizleme harekâtı başarı ile ilerlerken birdenbire bu ateşkes çağrısı meraklıları harekete geçiyorlar. Ardından, Türkiye’nin güvenli bölge olarak ilan ettiği yerlerden terör örgütlerinden temizlemek için başlattığı harekâtta ilerleme başlayınca yine başta ABD olmak üzere Rusya hemen Türkiye’ye heyetler gönderiyorlar. Türkiye’nin isteklerinin doğru olduğunu kabul ettiklerini belirterek harekâtın durdurulmasını sağlıyorlar. Ama sonuçta verdikleri sözün hiçbirini yerine getirmiyorlar.
Kısacası, sadece ABD ve Rusya değil, BM ve NATO gibi uluslararası örgütlerden yapılan açıklamaların da sözden öte bir anlam ifade etmediğini açıkça gördük. Bunun sonucudur ki son olayların ardından ABD’den yapılan Türkiye’nin haklı ve yanında olduklarına dair açıklamalar ciddiye alınmayarak, “ABD’nin desteği özde değil sözde” açıklamaları yapılmak zorunda kalındı. Son olarak rejim güçlerinin askerlerimize yönelik son saldırısının ardından harekete geçen ordumuzun rejim güçlerini köşeye sıkıştırması, adeta kaçmaya başlamalarının ardından yine aynı ülkeler ve uluslararası örgütlerin ateşkes sevdaları depreşti. Belli ki, yine Türkiye’yi durdurmaya, hızını kesmeye çalışıyorlar. Böylece rejim güçlerine nefes aldırmanın peşindeler.
Aslında tüm bunların bilinmeyen hususlar olmadığını biliyorum. Ancak, zaman geçince bir süre önce yaşanmış olaylar unutulabiliyor. Unutmanın da ciddi sonuçları oluyor. Bunun için artık ABD ve Rusya ya da AB’den Türkiye’nin lehinde ciddi bir adım atılmayacağını hafızamızın bir köşesine kaydetmek durumundayız. Bu arada NATO üyeliğimizin de ciddi olarak sorgulanması şart görünüyor. Çünkü Suriye’de çatışmaların başlamasından bu yana Türkiye’ye yönelik açıklamalar laftan öte gitmedi. Hâlbuki laf karın doyurmuyor, yani sivil katliamını önlemiyor. O zaman sözün ötesine geçip öze yönelmek gerekiyor. Bu arada ABD’den Türkiye’ye destek anlamına gelebilecek her açıklamanın ardından acaba Trump yeni bir silah satışının pazarlığı içinde mi diye düşünmek durumundayız. Çünkü onları tek ilgilendiren silah sanayileri, ölenler, yurtlarını terk etmek zorunda kalanlar özellik de Müslümanların ise hiçbir anlamı yok.