Çözüm Süreci ile Suriye ve Mısır daki olayların bir

ilgisi olmadığı düşünülebilir. Belki çoğunluk olayların sadece görünen kısmı

ile yetindiği için bizim başlıkta böyle bir irtibat kurmamızı senaryo olarak

algılayabilir. Hemen belirteyim ki, bölgemizdeki olayların, özellikle de İslam

dünyasındaki gelişmeleri birbiriyle ilgisiz görmüyorum. Aksine bir büyük planın

parçaları olarak algılıyorum. Söz gelimi dün Arap Baharı olarak sunulan

gelişmeleri Büyük Ortadoğu Projesi nden ayrı görmediğim gibi Irak ın işgali ve

arkasından bu ülkenin parçalanması ile Kuzeyi nde bir Kürt devletinin

oluşturulmasını, bununla birlikte Irak ın bir mezhep çatışmasının içine

sürüklenmesini de Büyük Ortadoğu Projesi nin bir parçası olarak

değerlendirdim/değerlendiriyorum. Büyük Ortadoğu Projesini İsrail in

güvenliğinin pekiştirilmesi ile ABD ve yandaşlarının çıkarlarının korunması

olarak düşündüğümüzde tüm bu değerlendirmelerin ayağının yere bastığını görmek

çok kolay olur. Ancak, meseleye bölgemiz ve ülkemiz açısından değil de ABD ve Siyonist

lobinin açtığı pencereden bakmayı alışkanlık haline getirmiş olanlar için bu

değerlendirmemizin komplo teorisi olarak algılanması ve takdim edilmesi bir

gerçeğin ifadesi değil, gerçeğin kitlelerin gözünden kaçırılması olarak

düşünmek yanlış olmaz.

Netice itibariyle bölgemizdeki olayları sadece ülkelerin

iç dinamikleri ile izah etmek, dış etkileri hesaba katmamak en hafif ifadesiyle

algılama eksikliğidir. Arap Baharı denen olaylar zinciri sadece ülkelerin iç

dinamiklerine bağlı olarak ortaya çıkmış olsaydı Libya ya ABD ve yandaşlarının

müdahalesini nasıl izah edebiliriz Yine Mısır da halkın meydanları doldurarak

demokrasi isteğinin hayata geçmesi ve ardından da halk iradesinin dış destekli

darbe ile iptal edilmesini sadece Mısır ın iç dinamikleri ile izah etmek

gerçekçi olur mu

Suriye de iki yılı aşkın bir süreden beri çatışmalar

devam ediyor ve iş gelip kimyasal silah kullanımına kadar dayanmış ise tüm

bunları sadece Esad ın iradesi ile izah edebilir miyiz Kısacası İslam

dünyasının neresinde bir olay var ise orada mutlaka bir dış etki söz konusudur

ve bu etki genellikle önceden belirlenmiş Büyük Ortadoğu Projesi nin hayata

geçirilmesi ile ilgilidir. Böyle olunca da tüm bu gelişmelerde İsrail in

parmağını görmemek gerçeğe uygun düşmez. Bu izahların ardından Arap Baharı ndan

çok önce Büyük Ortadoğu Projesi nin Türkiye ayağı hayata geçirilmek için

harekete geçilmiş ve terör belası ülkemizin başına sarılmıştır. Ülkemiz terör

belası ile uğraşırken Irak işgal edilmiş, 30 yıl boyunca işbaşına gelmiş tüm iktidarlar

Kuzey Irak ta yeni bir oluşuma karşı olduklarını açıklamalarına rağmen, oluşum

gerçekleşmiş, böylece daha İsrail kurulmadan dünya Siyonistlerinin desteğini

alan Peşmerge liderleri bu desteğe dayanarak hep bağımsız bir devlet kurmanın

peşinde koşmuşlardır ve sonuç olarak bu hedefe ulaşılmıştır. Ancak,

Siyonistlerin, ABD ve yandaşlarının planında sadece Kuzey Irak ta bir Peşmerge

yönetimi oluşturmak yoktur. Kuzey Irak oluşumu planın birinci ayağıdır. İkinci

adım Suriye deki Kürtleri kapsamakta, üçüncü ve dördüncü ayak ise Türkiye ev

İran ı ilgilendiriyor. Bu bakımdan Suriye ve Mısır böylesine karıştırılmış,

mezhepçilik fitili ateşlenmiş iken ülkemizde çözüm süreci olarak takdim edilen

terörün son bulması yönündeki adımın Büyük Ortadoğu Projesi nin hazırlayıcı ve

uygulayıcıları tarafından destek bulması gerçeğe ters düşer. Kaldı ki

Suriye deki olaylar iki yılı aşkın bir süreden beri devam ediyor, her geçen gün

daha kanlı bir hal alıyorsa bilinmelidir ki, Suriye de de bir bölünme

düşünülmektedir. Kaldı ki, çözüm süreci olarak takdim edilen ve öncelikli

olarak terör örgütü militanlarının Türkiye yi terk etmesini öngören anlaşma

bugüne kadar hayata geçirilememiştir. Bunca zamandır terör örgütünün sadece

Karadeniz, Kahramanmaraş ve Amanoslardaki militanlarının çekildiği yada

telsizlerini susturduğu belirtilirken PKK nın silahlı eylemden vaz geçmediğini

söylemek yanlış olmaz. Kuzey Irak Peşmergeleri ile Suriye deki PYD ve PKK nın

hemen her konuda birlikte hareket ettiği düşünüldüğünde Suriye ve Mısır daki gelişmeler

ile çözüm sürecinin hayata geçirilemeyişini birbirinden ayrı düşünmemek

gerekiyor.