Menekşe ararken hiç beklemediğimiz bir yerde
rastladığımızda, sanki iyice üşümüşüz de güneş aniden tepeden görünmüş gibi
içimizi bir aydınlık, bir sevinç kaplar, dünyalar bizim olurdu. Kalın, yeşil
yapraklarının arasından masmavi bir rüya gibi dünyamıza doğru büyür büyürdü
sümbüller. Derelerin kenarlarından menekşe toplamaya gittiğimiz zaman, menekşe
çiçek açtığı dönemde etrafına yayıldığı için menekşelerin arasında bir kök
sümbül gördüğümüzde içimizdeki sevinç de menekşe gibi bereketlenir etrafı
bürürdü. Sümbüle baaak nidası baharın kuş cıvıltılarına karışırdı. Bahar çayır
kokularıyla dağlara vurduğu zaman sümbül de mavinin bütün tonlarını alır
tabiata apayrı bir güzellik katma heyecanıyla yeryüzüne adımını atardı. Sümbül,
dağların yalnız kızı dere kenarlarının alınyazısı
Sümbül sadece dağlarda ve dere kenarlarında olmaz
bahçemizde de olurdu. Dahası ayazın (büyük sofanın) etrafına dizilmiş eski yağ
tenekelerinden yapılma saksıların içindeki binbir çeşit çiçekten birkaç tanesi
sümbüldü. Bahar aylarında sümbüller açtığında etrafımız mavi, kırmızı, lila,
mor, beyaz ve bütün bu renklerin bütün tonlarından bir renk cümbüşüne
dönüşürdü. Sümbül burcu burcu kokusuyla hayatın siyah renklerini umudun masmavi
renklerine çevirirdi.
Evimizin önündeki ayazda her mevsim mevsimine göre farklı
çiçek açan türlü türlü çiçekler vardı. (Hâlâ var). Gül, karanfil, papatya,
sarmaşık, hanımeli, akşamsefası, kaktüs, nergis, açelya, sardunya, fesleğen,
krizantem, sümbül, menekşe vb İsimlerini bilmediğim daha onlarca çeşit çiçek
İsimlerini bilmediklerimi anneme sorardım; annem tek tek söylerdi. Bir de,
çiçeklerin tek türü değil, kendi aralarındaki çeşitleri de vardı; kırmızı gül,
beyaz gül, sarı gül, pembe gül, mavi sarmaşık, mor sarmaşık, beyaz sarmaşık,
mor sümbül, mavi sümbül, beyaz sümbül gibi
Baharda ilk önce evimizin önündeki sümbüller açardı. Bazı
zamanlarda soğuk mart sabahlarında bahçede sümbülün çıktığını gördüğümde
içimi masmavi sevinçler kaplardı. Eskiden kar yiğin (Türkçeye yeni bir kelime
armağan ediyorum bu arada; yiğin) yağardı bizim oralarda, mart karı epey bir
zaman kalkmazdı yerden. İşte o karlı mart günlerinde karların arasından masmavi
başını uzatmış olarak görürdüm o canım sümbülleri Hemen yanlarına koşar bizzat
ellerimle karları ayıklar o aydınlık yüzlerini okşardım Kıyamazdım koparmaya,
eğilir koklardım Oh mis gibi sümbül kokusu Yalnız, bazen öğretmenime götürmek
için koparırdım. Bazen de imamın kızına götürmek için
Günlük güneşlik bahar günlerinde okula giderken elimde
bir top sümbül ve bir top da menekşe olurdu. O zamanlar sümbül sanki menekşenin
bir kat daha havalısı bir çiçekti. Belki de menekşe bizim oralarda çok
olduğundandı. Gerçi sümbül de az değildi ama sümbül sanki bir numaraydı da
menekşe ikinci sırada yer alıyordu. Sümbülün yeri özeldi. İmamın kızına aşağı
yukarı hergün götürürdüm; alır ve bir köşeden masmavi masum bir aydınlıkla
bakardı. Bu, yaşadığım ama ne olduğunu bilmediğim duygu bende sümbülle birlikte
yıllar yılı kaldı. Ne zaman bir sümbül görsem o masmavi aydınlık bakışlar sisli
bir atmosferden yavaş yavaş belirginleşerek sümbülün maviliğine karışıp
gidiyor Bana kalan sadece bir top hüzün
Sümbül çok sevdiğim çiçeklerdendir. Mavinin bütün tonları
vardır sümbülde aynen insandaki umudun tonları gibi. Mavi sümbülleri daha çok
severim, daha doğrusu mavinin bütün tonlarını üzerinde ayrı ayrı sevinçler gibi
taşıyan masmavi mavili sümbülleri Bir dal sümbülde mavinin deniz mavisinden
gök mavisine, buz mavisinden gece mavisine her tonu vardır. Borumsu
çiçeklerinin elinden tutan sapı bazen siyah bazen de kahverengidir mavi
sümbülün. Mavinin binbir türlü tonları ve siyah; bu nasıl böyle güzel bir
kompozisyon bu nasıl böyle harika bir yapı Hayran olmamak elde değil
Sümbül bende aydınlık bir pencere gibidir. Hayatın güzel
günlerine açılan masmavi rüyalardan yapılmış pencereler Umudun bütün tonları
vardır sümbülde.
Pencere dedim de, eve bir girdim ki evde farklı, güzel
bir koku var. Durdum etrafa bakınıyordum; eşim anladı ve sordu; nedir Sümbül dedim hiç tereddüt etmeden,
sümbül kokusu bu. Kokunun izini sürerek gittim ve pencerede beyaz ton ağırlıklı
lila ve beyaz renkte dünyalar güzeli bir kök sümbül. Aradan biraz zaman geçince
saksı bir o pencereye bir bu pencereye götürülmeye başlandı. Havasız kalabilir,
kuruyabilir, zaten balkonda bulunan saksılardaki laleler açmadı, açar inşallah,
reyhan ne güzeldi, ya hanımeli, karanfiller nasıl da açtıydı, bu kurumasın gibi
cümleler havada uçuşmaya başlayınca aldım saksıyı kütüphanemdeki raflardan
birine koydum. Sümbüle baktıkça çocukluğumdaki sümbülleri hatırlıyorum.
Sümbüller oralarda şimdi yine var ama aynı yerlerde şimdi benim çocukluk
günlerim yok. Çünkü çocukluk günlerim daima benimle birlikte
Bir top sümbül var masada; kokusu geliyor mu