Mutfakta geçirilen zamanın en can sıkıcı anlarından biri, özenle hazırlanan çorbanın gereğinden fazla sulu olmasıyla ortaya çıkıyor. Çoğu zaman bu durumu düzeltmek için tencereyi dakikalarca ocakta kaynatmak veya sonradan un ilave etmek gibi geleneksel yollara başvuruluyor. Ancak un eklendiğinde ortaya çıkan çiğ koku ve topaklanma sorunu, yemeğin asıl lezzetini doğrudan gölgeliyor. Mutfakta el altında bulunan çok temel bir malzeme ise yemeğin tadını koruyarak bu sorunu tamamen ortadan kaldırıyor.
ÇİĞ UN KOKUSUNA SON: NİŞASTA DEVREYE GİRİYOR
Sebze veya tavuk suyuyla hazırlanan çorbalarda istenen yoğunluğu yakalamanın en etkili yolu nişasta kullanmaktan geçiyor. Doğru uygulandığında yemeğe pürüzsüz bir doku kazandıran nişastayı, doğrudan sıcak tencereye dökmek yerine küçük bir işlemden geçirmek gerekiyor. Bir tatlı kaşığı nişasta, öncelikle yarım çay bardağı soğuk suyun içinde tamamen çözdürülüyor. Ardından kaynayan çorbadan alınan bir kepçe sıvı bu karışıma eklenerek ılıtma işlemi yapılıyor. Hazırlanan bu bağlayıcı sıvı, yavaşça tencereye ilave edilerek yemeğin ideal yoğunluğa ulaşması sağlanıyor.
GELENEKSEL LEZZETLER İÇİN FARKLI ALTERNATİFLER
Nişasta yöntemi domates, tavuk ve sebze bazlı tariflerde son derece başarılı sonuçlar verse de her yemekte aynı etkiyi yaratmıyor. Mercimek, tarhana ve ezogelin gibi geleneksel Türk mutfağı lezzetlerinde nişasta kullanımı dokuyu bozabileceği için pek tercih edilmiyor. Bu aşamada devreye farklı doğal bağlayıcılar giriyor. Yoğurtlu çorbaların yapısını toparlamak için ezilmiş haşlanmış pirinç güçlü bir alternatif oluştururken, sebzeli tariflerde rendelenmiş haşlanmış patates aynı işlevi görüyor. Eklenen bu malzemelerin tenceredeki sıvıyla bütünleşmesi için çorbanın kısık ateşte birkaç dakika daha pişirilmesi yeterli oluyor.





