Suçluların cezasız kalmayacağına dair bir genel düşünce vardır. Meseleye sadece bu dünya olarak değil de ahiret hayatını da düşünerek baktığımızda elbette suçlular cezasız kalmaz. Ancak, toplumsal hayatın huzur ve güven içinde sürdürülebilmesi için bu dünyada işlenen suçların cezasız kalmaması, herkesin ettiğinin yanına kalmaması ile mümkündür. Hırsızlar çalarak köşeyi döner, cüzdanlarının kabarıklığı sayesinde toplumda saygı kazanırlarsa uğursuzlar, caniler işledikleri suçların cezasını görmedikleri için iyice azgınlaşır çevrelerini edepsizlikleri ile sindirir hale gelirlerse o toplumda haktan, hukuktan bahsetmek mümkün olabilir mi

Kaba kuvvetin ve şirretliğin prim yaptığı, hakim olduğu toplumlarda ister istemez bir süre sonra herkes güçlü gördüğü birinin ya da birilerinin Siyasi partiler de olabilir- çevresinde toplanır. Artık insanlar devlete güvenlerini kaybederler. Bunun için bu dünyada mümkün olduğunca suçlular cezasız kalmamalıdır. Hırsızlar saygınlık kazanmamalı, caniler etraflarına korku salarak insanları sindirmemeli, saygınlık kazanmamalıdır.

Bayramın arkasından ilk yazımda birilerini hedef alarak bu yazıyı yazıyor değilim. Toplum olarak tehlikeli bir noktaya doğru hızla sürükleniyor olmamızın temelinde suçluların cezasız kalışının önemli bir rolü olduğunu düşünüyorum. Bayram öncesi bir yazımda bunda mahkemelerin yoğun iş yükü altında bunalmış olmalarının etkisine, bu arada toplumsal bazı duyarlılıklarımızı yitirmiş olmamızın, bana ne mantığının giderek herkesi rahatsız eder hale geldiğine dikkat çekmiştim. Bundan kurtulmak gerektiğini, mazlumların kesin bir şekilde devletin korumasına sahip olmalarının sağlanması gerektiğine vurgu yapmıştım.

Elbette, her suçlu suçunu gizleyecek birtakım tedbirler alabilir, böylece cezadan kurtulmanın yolunu bulmaya çalışabilir. Önemli olan emniyet güçleri ve yargı mensuplarının suçluların aldığı bu tedbirleri ve kurdukları planları ortadan kaldırabilmeleridir. O zaman mazlumlar devletin güvencesi altına alınabilir. Aksi halde suçlular ellerini sallayarak dolaşmaya devam ettikleri sürece mazlumlar için tehlikenin boyutu giderek büyüyor demektir.

Bu noktada Ramazan ın son günlerinde Sevgili Dr. Mehmet Sılay ın anlattığı bir olayı aktarmak istiyorum.

Konumuz ülkemizde genellikle birtakım gerçekler bilindiği halde suçluların gereken cezayı almadıkları, cezaların güçlülerden ziyade garibanlara uygulandığıydı. Devlet isterse her suçlunun yakasına yapışabileceğini, bunun için adam kayırıcılığın ortadan kalkması, özellikle de aracılara yüz verilmemesi gerektiğini konuşuyorduk. Bu noktada Sevgili Sılay bir zamanlar memleketlerinde işlenen bir cinayetin arkasından yaşananları anlattı.

Hatay ın Altınözü İlçesinde geçmişte bir cinayet işlenir. Cinayetin arkasından üç şüpheli yakalanır. Ancak, tüm araştırmalara rağmen gerçek suçlu ile ilgili bir delil ele geçirilemez. Sadece bazı şüpheler vardır. Bu şüphelere dayanarak bir insanı mahkum etmek mümkün değildir.

İlgililer üç şüpheliden birinin katil olduğundan emindirler ama hangisinin olduğunu tespit etmekte zorlandıkları bir noktada görevlilerden birinin aklına bir şey gelir ve bunu uygulamaya karar verirler.

Heyet olarak üç zanlıyı sıra ile yanlarına çağırırlar ve ilk çağırdıklarına, "Senin katil olduğunu kesinlikle biliyoruz ama elimizde delil olmadığı için seni bırakıyoruz. Haydi git. Bir daha böyle bir işe kalkışma" derler.

Adam yemin billah ederek cinayeti kendisinin işlemediğini ama adaletin tecilli etmiş olmasından sevindiğini söyler ve çıkar gider.

Ardından ikinci şüpheliyi çağırırlar ona da, cinayeti kendisinin işlediğinden emin olduklarını ama ellerinde delil olmadığı için serbest bırakıldığını söylerler. Adam, yemin ederek sandıkları gibi cinayeti işlemediğini ama adaletin tecelli etmesinden dolayı mutlu olduğunu söyleyerek huzurdan ayrılır.

Sıra üçüncü şüpheliye gelir. Ona da cinayeti onun işlediğinden emin olduklarını ama ellerinde delil olmadığı için tutuklayamadıklarını söyledikten sonra, heyet başkanı, "Delilimiz olmadığı için serbest bırakıyoruz ama bir daha böyle bir işe kalkışma " diyerek serbest olduğunu söyler. Adam, bunun üzerine "Bir daha kesinlikle böyle bir şey yapmayacağım" diyerek çıkmaya hazırlandığında tutuklanıp cezaevine gönderilir. Bir bakıma maddi delil olmamasına rağmen suçluya suçu itiraf ettirilmiştir.

Elbette, suçluları konuşturmanın çeşitli yolları vardır. Günler süren sorgulamaların amacı da suçlulara suçlarını kendilerinin itiraf etmelerini sağlamaktır. Ne var ki ülkemizde emniyet ve yargı mensuplarından çok, başta medya olmak üzere bir takım sorumsuz sorumlular devreye girmekte, zanlının suçlu olup olmadığı ilgililerce tespit edilmeden medya bu konuda devreye girmekte adeta emniyetin ve yargının görevini gasp ederek insanları suçlu ilan etmekte mahkemeye çıkmadan yargılayıp cezasını kesmekte ve infaz etmektedir. Adeta birtakım insanlar toplumsal linçe tabi tutulmaktadır. Böyle olunca da gerçek suçlular ellerini kollarını sallayarak ortada dolaşırken suçsuz insanlar toplum içine çıkamaz hale gelmektedirler. Ondan sonra da bir de bakıyorsunuz medyanın günlerce linç ettiği insanların hiçbir suçu yokmuş. Ama bunu kimse duymuyor. Böyle bir ülkede huzur ve güven içinde nasıl yaşanabilir