Hayat dediğimiz muamma, ihtiyaç duyulduğunda ve yokluğunda ancak varlığı ve vazgeçilmezliği kavranabilen açık, belli, sade, olağan olarak nitelendirilebilen suya bağımlılığın da ötesinde mecburdur. Hayatın ve canlılığın kaynağı, diyerek tanımladığımız su, hep varolduğu için kavrayışımızda yeterince ağırlığını duyuramıyor. Yokluğunda, ihtiyaç duyduğumuzda bile ona gerçek anlam ve değerini verdiğimiz de söylenemez. Dahası suyun evrende, dünyada ve varlıkta meydana getirdiği etkileri, değişimleri ve sonuçları, çoğunlukla ondan soyutlayarak düşünegelmiş insanoğlu. Bir de, canlılık şeklinde nitelendirilegelen olguyla su arasındaki, sözüm ona bilinen, ama her türden açıklanması yetersiz olan o gizemli ilgi insanoğlunun merakını hep kışkırtmıştır. Miletli (bugünkü Sığacık köyü veya beldesi) Thales bu merakı açıkça ifade edenlerden biriydi. "Sizi bir nutfeden yarattık" buyuran Allah, suyun varlık anlamını bedahaten işaret eder.
Ayrıca su, hayat ve canlılık olduğu kadar, dünyanın bir dengesidir de. Bunu evrene yani kainata kadar mantıken teşmil edebiliriz, ama güç, yetenek ve bilgimizin mahiyeti bunu şumûlüne katarak isbatlamakta yetersiz kalmaktadır, kalır. Sözkonusu dengeyi insan topluluklarının birleşmeleri ve meydana getirdiği etkilerde de gözlemliyoruz binlerce yıllık zaman diliminde. Sümer, Mısır, İndus, Maveraünnehir uygarlıklarında görüldüğü gibi.
Kuraklık, işte, ihtiyaç duyulduğunda ya da yokluğunda ancak varlığı ile anlamının önemi kavranılmaya, anlaşılmaya başlanan suyun bir başka görünümüdür.Suyun yokluğu dolayısıyla hayatın, canlılığın keenlemyekûn hale dönmesi değildir kuraklık. Genel olarak yağmur ve yağışın olmamasının ya da yeter oranda gerçekleşmemesinin doğal bir sonucu olarak görürüz kuraklığı. Tam olmasa da yağışın, yağmurun yeter oranda gerçekleşmemesi kuraklığa yol açan önemli nedendir.
Bununla birlikte kuraklık, bir yönüyle bizimle, insanla doğrudan ilişkilidir. Aklımızın tam ve doğru olarak kullanılmamasında kuraklıkla yüzyüze gelebileceğimiz gibi, izansız ve bilgisiz hareket etmemiz durumunda da benzer sonuca yol açabiliriz.
Şimdi, akıl, izan, basiret ve bilgiden çok alışkanlığın, çıkarın, gözboyama, kolaya kaçma ve bilgiye değer vermemenin sonucu olarak iki büyük kentte başgösteren susuzluk karşısında tedirginlik yaşıyoruz. Yaşadığımızı varsaydığımız tedirginlik bile adeta gerçeklikten uzak. Sanki bir rol taklidi yapmamız isteniyor ve onu yerine getiriyoruz. Oysa, çok gerilere gitmeye, sadece büyük kentlerin susuz kalma ihtimaline bakmaya gerek yok. Akıl, izan, bilginin olağan düzeyinde toprağı işleyiş biçiminden yerleşim yerlerinin kurulmasına kadar bir dizi durumu gözönüne alarak değerlendirdiğimizde, zaten karşılaşılacak sonucun ne olabileceği kestirilebilir. Hangi akıl, izan, bilgi Çukurova ya, Bursa ve Adapazarı ovalarına şehir kurmaya izin verebilir Keza turizm, "bacasız sanayi" aldatmacasına dayanarak Marmara, Ege ve Akdeniz kıyı şeridindeki meyve bahçeleri, narenciye ve diğer tarım ürünlerini yokederek betondan yazlık evler yapmayı hangi akıldan, izandan ve bilgiden çıkartabilirsiniz
Akıl ve bilimi kavrayamamış bir yoz zihniyet, inanç ve duayı, kaçınılmaz olarak varlığın ve insanlığın, elbette insanı ve hayatın önünde bir perde olarak görür. Aslında gördüğü kendi karanlığıdır. Akıl ve bilim, varlık ve insan hakkında bir dereceye kadar bilinmez olanı açıklamayı amaç edinir. Ancak varlığı, hayatı, insanı ve evreni sadece ulaşılan açıklamalara indirgemez, mahkûm etmez.Varlık, hayat, evren ve insan salt fizik ve yasalarından ibaret değildir. Öyle olsaydı insanlık kaba ve yoz bir maddeciliğin cenderesine sıkışıp kalırdı ve hiç bir değişiklik, ilerleme; doğru, iyi ve güzelin farklı anlamları ortaya konulamazdı. Dua, bu anlamda, insan olmanın, buna bağlı olarak iyiniyet ve barışın söz ya da davranış olarak ifadesidir. Fakat gerçek dua, aynı zamanda maddî ve manevî bakımdan belli bir temizliği, saflığı, içtenliği, kısacası iyiniyet ve onun tezahürünü şart koşar. Yani dua, tövbe ve pişmanlığı da içerir.
Bence, toplum olarak, genelleştirirsek, Müslüman toplumlar, ma şeri bir tövbe ve pişmanlık duygusuyla duaya oturmak durumundadır. Uğranılan kayıplar, badireler, nasipsizlikler, zillet ve düşkünlükler topyekûn tövbe ve pişmanlıkla af ve bağışı engin Yüce Allah ın ilticagahına sığınmayı işaret ediyor. Umulur ki o takdirde dualarımız dua makamında kabul görebilir. İlâ-yı Kelimetullah dan cuda kalışımız gayret ve azimete dönüşebilir. "Horasan ın er(en)leri gibi" değil, "Horasan ın köpekleri gibi" bir Allah dostunun benzetmesi durumunda yuvarlanıp gideriz, gidiyoruz.