Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesi hadisesi, Türkiye’nin başını epeyce ağrıtacağa benziyor. Çünkü olay İstanbul’da gerçekleşti.

Deliller hazır. Şimdi, vakit alan konu; hukuk değil siyaset. Suudi Arabistan başta olmak üzere, ABD ve AB ülkeleriyle yürütülmekte olan diplomasi söz konusu. Burada, belirleyici olacak olan ABD’nin tavrı.

Merak edilen konu ise şu:

Acaba, Trump Veliaht Prens İbni Selman’ın yanında mı duracak, yoksa, bu azgın adamın karşısında mı yer alacak?

İşin özetinin bu olduğu kanaatindeyiz. Şayet, suçlu aranıyorsa, bütün yaşananlar Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğu’nda hunharca katledildiğini, bu cinayetin talimatını da Muhammed bin Selman’ın verdiğini işaret etmektedir.

Ki, anladığımız kadarıyla, suçlu aranmıyor. Suç sabit yani. Suçu işleyenin de kim/kimler olduğu kanıtlanmış vaziyette. Onun için diyoruz ki; şimdilerde yapılanlar siyasettir, diplomatik ataklardır. Yoksa, kural belli; ortada bir Viyana Sözleşmesi var. O sözleşmeye göre de, böylesi durumlarda, başkonsolos dâhil, bütün diplomatların dokunulmazlığı kaldırılabilir. Başkonsolosun apar topar ülkesine dönmesi de bu yüzden olsa gerek. Zaten, mutlak dokunulmazlık, sadece büyükelçilere tanınmış.

S. Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosu’nun elini kolunu sallayarak ülkeden ayrılması ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konu. Mesele ile alakalı olan yetkililerin vazifelerini bihakkın yerine getirmedikleri anlaşılmaktadır.

Şu saatten sonra, yapılması gereken; ABD ve AB ülkelerinin hukuka saygılı olarak kalmalarıdır. Kaldı ki, hukuk kuralını koyan kendileri. Öyle, sus pus olarak da kendilerini kurtaramazlar. Çünkü yaşananlar, bütün dünyanın, insanlık âleminin gözü önünde cereyan etti. İnsanlar medya aracılığıyla takipteler ve sonucu merak ediyorlar.

Yazımızı gazeteye iletirken henüz daha mesele aydınlanmamıştı. Ama şunu da ifade edelim ki; Cemal Kaşıkçı cinayetinin aydınlanması Suudi Arabistan’ın da hayrına olacaktır.