Hayatın zorlukları bazen insanı bir çıkmaza sürükler.

İnsan olduğu yerde donar kalır âdeta. Bu çıkmaz insanın elini kolunu bağlar.

Zor bir zamandayız. Bu güçsüzlük değil, çaresizlik de değil. Bizi kuşatan

olumsuzlukların büyüklüğü de değil. Asıl sorun insanın kendisinde.

İnsanın kendisinde zira insanlığın çıkmazı insanı bir

bütün olarak etkiler. Bugünün insanı çok karmaşık bir durumu yaşıyor.

Güvensizlik, sevgisizlik, nefret, düşmanlık, husumet, dostlukların azalışı

insanın her şeyini çıkara göre düzenlemesi. Bunlara birçok neden daha

ekleyebiliriz. Sonu gelmeyen bir olumsuzluklar dizgesi.

Sözün para etmediği kalabalıklar arasında yitildiği bir

gerçek. Ulu orta, bilgili bilgisiz anlatılanlar konuşulanlar artık bireylerin

kendisiyle sınırlı kalmıyor. Bunlar iletim araçları denen alanlarda karşılık

buluyor. Örneğin internet alanlarında gerek facebook ta gerek tivitlerde ve

artık adını bile telaffuz etmede zorlandığımız alanlarda yaygın bir halde

yansıyor. Çünkü evlerde, gençlerin ceplerinde bunu sağlayan araçlar bulunuyor.

Bilgisayarları da aşan bir durumdur bu. Bilgisayarların yerini alan ve ceplerde

taşınabilen araçlar bulunuyor. Her şey artık parmakların uçlarında. Küçük bir

dokunuş yetiyor. Türkçe bile konuşulmayan bir alanda var olmak, kendi diliyle

konuşamamak, konuşulan ve yazılanların kapkara bir düzlemde karanlık bir ruhun

yansıması olarak yaygın. Bunu salt Türkçe ile sınırlamak doğru değil. Her

millet kendi dilinin dışında uluslararası egemen bir dilin kuşatmasında.

Hayatını düşünceye, bilgiye, kültüre dayamış olan,

yıllarını büyük emeklerle bir yere taşıyan ve var olan önemli insanların

varlığının bile bir anlamı yok. Olsa bile yalan ve yanlışlıklar başını almış

gidiyor. Hayatta olsun veya olmasın bir bilge, bir şair, bir düşünür adına

sayfalar açılıyor. Sanki onlar orada konuşuyormuş düşüncesi yaygınlaştırılıyor.

Hadi diyelim ki ölenler adına açılan sayfalar inandırıcı olmayabilir. Bunu bir

hayranlık ve bağlılığa hamledebiliriz. Ama öyle bir durum var ki yaşayan büyük

bir insan adına açılan sayfalarda not bile düşülür. Bu, benim gerçek

sayfamdır diye. Biliriz ki o büyüğün böyle işlerle bir ilgisi yok, internette

sayfa bile açmaz.

Gazeteler bir dönem için etkiliydi. Gazetelerin dönemi de

bitti diyebiliriz. Genç kuşak artık buna da gereksinim duymuyor.

Özellikle bir sanal savaş alanında bulunuyoruz.

Yeryüzünde yaşanmakta olan savaşlar veya bir ülke içindeki çatışmalardan

taraflar oluşunca karşılıklı nefretin körüklenmesi yetmiyor. Daha ileri adımlar

atılıyor, yalan bilgi ve yanlış yönlendirme furyası başlıyor. Dahası karşılıklı

nefret tam dolu bir dil ve küfür savaşına dönüşüyor.

İnsanların yanlışları, kusurları, öfkeleri bu alanda

giderek yaygınlaştırılıyor. İnsanların bir araya gelip bir düzlemde buluşması

engelleniyor. Her birey nefrete, öfkeye malzeme taşıyor. Dilleri değil

parmaklarının ucu zehir kusuyor. En umulmadık insanların yazdıklarını okuyunca

hayrete düşüyorsunuz. İnsanların kendilerini kontrol etmeleri bile çok zor.

Çünkü karşılıklı hamleler öyle bir hamleye dönüşüyor ki insanların kendilerini

kontrol etmeleri mümkün olmuyor. Tam bir savaş alanı.

Zor bir zamanda bulunuyoruz. Artık savaşlar sosyal medya

diye tanımlanan alan üzerinden yürütülüyor. Bu savaşlar tam bir karmaşaya neden

oluyor. Bu savaşların ne teknik taktikleri var, ne hileleri. Tamamen

yanılsatıcı, yalana dayalı öfke ve nefret artırıcı oluyor.

Kiminle neyi nasıl tartışacaksınız Bir yakınınız ile

bile tartışamıyorsunuz. Sohbet bile edemiyorsunuz. Hâl hatır bile soramıyorsunuz.

Sevinçli bir gününüzün sevincini bile paylaşamıyorsunuz. Bir şeyi konuşmaya

yeltenseniz orada araya nefretinden sözcükler sıkıştırmayı ihmal etmiyor. İnsan

bu gibi durumlarda bir yılgınlık yaşıyor.

Müslümanlar bu gibi konularda daha soğukkanlı, daha

sabırlı, daha sevgi dolu olmak zorunda. Nefrete ve öfkeye taraf olmamak

durumunda. Gerektiğinde susmalı, yeri geldiğinde sabırla ve sevgiyle konuşmalı.

Bu batak bizi de yutar yoksa. Varlığımızı korumakla, kişiliğimizi korumakla

yükümlüyüz. Yoksa geleceğe hiçbir şey bırakmamış oluruz. Bu da insanlığın sonu

olur.