Sevgili dostlar yaklaşık bir aydır sizlerden ayrı düştüm. Sebep sağlık olunca da ister istemez insan ‘boş ver’ diyemiyor. Ancak, geçen zaman içinde sağlığımda ciddi bir düzelme meydana geldi ve hemen özlediğim köşeme döndüm. Çünkü yıllardır devam eden her sabah sizlerden ayrı kalma sebebim sağlık da olsa aksamaya başlayan noktada, boşta kalmak mı yoksa her gün çalışmak mı diye sorulmuş olsaydı boşta kalmak sağlam insanı bile galiba hasta etmeye yeter, cevabını verirdim. Sözü uzatmadan selam ve sevgilerimi sunarak yeniden buluşmuş olmanın mutluluğunu yaşadığımı belirtmek isterim.

Bu köşede daha öncede belirttiğim gibi meslekte 52 yıl geride kaldı. Geride kalan bu 52 yıl mesleğimizin de gereği hep çalışarak geçti. Diyebilirim ki, geçen yıllar içinde öyle yıllık izin kullanmak gibi bir alışkanlığım da oluşmadı. Sadece arada bir rahatsızlandığımda yazı yazamadığım zamanlar köşem boş kaldı. Peki, son olarak yaklaşık bir aylık zorunlu izin günlerimde tatil yaptım mı? Hemen belirteyim ki, günlerim genellikle hastanelerde geçti. Bunun dışında her gün yıllardan beri sabah erkenden aldığım 10 günlük gazeteyi hastalığım süresincede takip ettim. Gündemden kopmak istemedim. Bunun da ötesinde eğer bir gün gazetelerimi alamamış, almış da hastanede geçen saatler sebebiyle doğru dürüst inceleyememiş isem bir eksiklik hissettiğimi söylemek yanlış olmaz. Bu sebeple her gün gazetelerde dikkatimi çeken konu ve açıklamalardan kısa notlar aldım. Yazıya başladığımda bu notları ve bir de bazı haberler sebebiyle biriktirdiğim gazeteleri kısaca gözden geçirdim. Diyebilirim ki en az bir haftalık yazım için malzeme toplanmış olduğunu gördüm ama ülkemizde pek fazla değişmeyen gündem konuları sebebiyle bu malzemelere sadece bir göz atmış olacağım. Bize de yine gündemi mümkün olduğunca takip etmek düşecek.

***

Ancak, son günlerde Suriye etrafında gelişen olaylar sebebiyle bir yandan terör örgütleri ile verilen mücadele, öbür yandan dost bilinen düşman ABD’ye yönelik ülkemiz yöneticilerinden art arda gelen tepkiler üzerinde durmak gerektiğini düşündüm. Çünkü genellikle biz gazeteciler ABD ile ilişkilerdeki ikiyüzlülüğe dikkat çeker, böyle dost düşman başına anlamında yazılar yazardık. Ancak, son zamanlarda ülkeyi yönetenler ABD’ye karşı ciddi bir tepki veriyorlar ama uygulamada değişen bir şey yok. Yani, içeride hain arama çabaları sürdürürken, nedense baş dış düşman ABD’nin hainlikleri görmezden geliniyordu. Ancak, görünen o ki ABD’nin samimiyetsizliği tahammül sınırlarını aşmış vaziyette. Bu bakımdan sözü fazlaca uzatmadan son birkaç gündür medyada yer alan Suriye ve ABD ile ilgili haberlerden kısa alıntılar aktarmak istiyorum. İlk haberimiz medyada, “Suriye’ye asker yığıyorlar” başlıklı haberde şöyle deniyordu: “ İngiltere, ABD ve Rusya PKK/YPG’ye destek için operasyon hazırlığı yaptığımız noktaları teröristlerle dolduruyor.” Aynı gün bir başka gazetemizde yer alan haberde özetle şöyle deniyordu, “ABD, YPG’sini beslemeye devam ediyor. ABD terör örgütü PKK/YPG’ye desteğini artırarak sürdürüyor. Teröristlere silah taşıyan 80 TIR bu kez Kamışlı’da görüntülendi.” Aynı günlerde İçişleri Bakanı Soylu yaptığı açıklamada, “PKK, DEAŞ ve FETÖ’nün sahibi ABD’dir” diyordu. Yani, ABD’nin düşmanlığı artık görünür noktaya gelmiş durumda. Bunun için de açıklamalar giderek sertleşiyor. Ancak, ABD’nin sert açıklamalardan anlayacak, utanacak hali olmadığını söylemeye gerek yok. Bu bakımdan böylesi bir müttefik ile aynı yola devam etmenin ülkemizi nerelere götürdüğü üzerinde yöneticilerin ciddi olarak düşünmeleri gerekiyor, böylesi düşmanlarla yan yana durabilmek için harcanan çabanın İslam Birliği için sergilenmesi halinde dünya şimdiye kadar hangi noktaya gelmiş olurdu, sorgulamakta yarar var. Son söz olarak söz ve eylem birliği olmadan sözün etkili olmadığını söylemeye gerek yok sanıyorum.