Yazının başlığı, yüzyılı biraz aşkın zaman önce yapılan bir seçim dolayısıyla, halk arasında adlandırılan ve siyasi tarihin farklı bir durum olarak nitelendirdiği bir “seçim olayı”dır. Anayasa Hukuku alanında temayüz etmiş ve bir anlamda “otorite” sayılacak konum oluşturmuş rahmetli Ali Fuat Başgil çevresinde, ama anlayış bakımından farklı bir yön çizmiş bulunan Tarık Zafer Tunaya, bu çarpıcı seçim olayını “Hürriyetin İlanı” (İstanbul 1959) adlı araştırmasında anlatır. Daha genel olarak, Anayasa Hukuku bağlamında, Tanzimat sonrası, özellikle siyasi yönleriyle, düşünce gelişimini “Garpçılık Cereyanı”, “İslamcılık Cereyanı” gibi incelemelerinde ortaya koyar. Bu yönde, özellikle felsefi düşünce temelinde Hilmi Ziya Ülken’i, Batı düşüncesi odağında siyasi, iktisadi ve toplumsal yönleriyle Niyazi Berkes bu dönemi irdeleyen, bir anlamda sorgulayan çalışmalar yapmışlardır. Ülken’in “Türkiye’de Çağdaş Düşünce Tarihi”, Berkes’in “Türkiye’de Çağdaşlaşma”, “Türk Düşününde Batı Sorunu” gibi eserleri hala önemini korumaktadır.
Tunaya, “Hürriyetin İlanı”nda, 1908 İhtilalini hareket noktası alır ve İttihat ve Terakki iktidarını Anayasal ve siyasal anlayış ve uygulamaları bakımından tartışır. İttihat ve Terakki Fırkası (Partisi), iktidarı döneminde dört seçim yaşar ve bunlardan biri tarihe “sopalı seçim” olarak geçer. Ek bir bilgi olarak hemen belirtelim, bu dönemlerde partiler, kuruluşları, yönetilişleri, faaliyetleri itibariyle Cemiyetler Kanunu’na bağlıdırlar.
Söz konusu seçimin “sopalı seçim” şeklinde adlandırılması ilginçtir. Daha çok dış etkileri ve baskıları yumuşatmak, özellikle de Batılı devletlere “şirin” görünmek, bu arada, içte uyguladıkları kısıtlayıcı politikalara meşruiyet sağlamak için seçime gidilir. Ancak, seçim genel seçim olarak ilan edilmiş olsa da, sınırlı bir bölge için geçerlidir. Sözgelimi bazı kentler gibi. Ne var ki, seçim günü sandıklar konur, halkın oy kullanması için çeşitli tedbirler alınır, ama halk gidip sandıklarda oy kullanmaz. Sonuçta çeşitli baskılara, yıldırmalara başvurulur ve adeta dövülerek seçim yapılmış sayılır. Ve halkın muhayyile ve hafızasına “sopa” imgesiyle düşer ve nakşolur.
Elbette, o dönem içinde yapılan seçimleri, zamanın Avrupa’sında ve hele günümüzde yapılan seçimler kategorisi içinde ve dayanılan ölçüler bağlamında değerlendirmek, ders çıkartmak bakımından yararlı olursa da, pek anlamlı olmaz. Fakat İttihat ve Terakki Fırkası’nın insan, toplum, devlet, siyaset gibi konularda sahip olduğu düşünce ve buna dayanan uygulamalar, kuşkusuz tasvip edilemez, yerine göre de en ağır eleştirileri hak etmektedir. Tıpkı 1946 genel seçiminde olduğu gibi. Nitekim bu seçim de siyasi tarihe “açık oy, gizli tasnif” damgasıyla kaydedilmiştir.
Aslında sorun, “seçim” kavramına verilen anlam ve önemde yatmaktadır. Bu ise bir kavrama ve değerlendirme sorunuyla bağlantılıdır. Temelde yatan asıl sorun, gelip “iktidar” kavramına bağlanmaktadır. Kısaca ifade etmek gerekirse, hâlâ “iktidar” olgu ve kavramını insani temelde ve boyutta kavramada, istenilen noktada olunmamakta aramak gerekiyor, diye düşünüyorum. İktidarın konusunu “nesne”, yani eşya olarak anlama tavrının baskın olduğu söylenebilir. Dolayısıyla, iktidar olgu ve kavramının basitçe işaret ettiği “yöneten” ve “yönetilen” tarafları kendi varlık bütünlükleri içinde görememek eksikliği bulunmaktadır. Bu durum, özellikle İslam ülkelerinde, yanlış bir temelde kurgulandığı için ve yanlışlığı yeni bir göz ve yaklaşımla ele alıp inceleme konusuna dönüştürülemediği için, sürüp gitmektedir. İktidarı ele geçirip yönetme yetkisiyle kendisini donatan kişi, kişiler, aileler, gruplar, hanedanlar, oligarklar elbette bir “seçim” yaparak geliyorlar. Bu seçimin başvurduğu araçların değişkenlik göstermesi meselenin mahiyetini değiştirmiyor. Darbeyle gelmiş Saddam da, Kaddafi de, Sedat veya Mübarek de, şimdiki Mısır Cumhurbaşkanı da seçim yapıyor, tıpkı İttihat ve Terakki’nin “sopalı seçim”i gibi. Seçimi sandıkta yapmayanlar da vardır elbet. Zaten bunlar, hayatın her alanını “sopayla” düzenliyorlar. Onun için iflah olmaz “sefih” yönetenler olmaktan kurtulamıyorlar. Bu utanç yeter böylelerine, desen, iltifat edildiğini sanıyorlar.