Cumhuriyet kurulduğu günden beri, yürütülen askeri bir vesayet olduğu bilinmektedir. Kamuda ve üniversitede başörtüsünün yasaklanması, imam hatiplerin orta kısmının kapatılması ve İmam hatip liselerine uygulanan katsayı, hepsi dinin önünü kesmek ve dindar nesil yetiştirmeyi engellemekle alakalıydı. 28 Şubat post modern darbenin sebeplerinden biri, dindar nesil yetiştirmenin önünü kesmek içindir. Zamanla siyasi partilerin oy deposu haline geldiler. Kendi iktidarlarında cemaatlerin çalışmalarına sekte vurmayacağına söz veren siyasi partilere oy vermişlerdir. Başörtüsüne düşmanlık yapan Ecevit’e oy vermeleri bundan dolayıdır. Erbakan iktidarında imam hatiplerin önünün açılacağını bildikleri için merhum Erbakan’ın genel başkan olduğu hiçbir siyasi partiyi alenen desteklememişlerdir. Milli Görüş’e kendini yakın gören cemaat liderleri ile farklı cemaatlerin içinde kendi inisiyatifleriyle Erbakan hocaya oy verenler olmuştur. Fakat istisnalar kaideleri bozmaz.

Aileler çocuklarını nasıl dindar yetiştirecekti İşte burada cemaatler ve tarikatlar devreye girdi. Vesayet sistemi dindarların üzerine gittikçe, cemaatlerin ve tarikatların öğrencileri arttı. Öğrencilerin artması, kasalarına para girmesi demekti. Hükümetin 4+4+4 uygulamasıyla, imam hatiplerin orta kısmının açılması, İmam hatip liselerinin önündeki katsayının kalkmasıyla cemaatler ve tarikatlar önemini kısmen yitirdi. Bunun yanı sıra, 28 Şubat döneminin bir uygulaması olarak getirilen 12 yaş sınırlaması, 17 Eylül 2011’de kaldırıldı. Bunun üzerine 1 milyon 124 binden fazla çocuk kayıt yaptırdı. ÖNDER’in rakamlarına göre İmam hatiplerin orta kısımlarına,2012 yılında 100 bin, 2013 yılında 120 bin kayıt gerçekleştirildi. İmam hatiplerin orta kısmının kapatılması, İmam hatip lisesine uygulanan katsayıyla, bu imkân ailelerin elinden alınmıştı. İster istemez aileler cemaatlere yönlenmiş/yönlendirilmişti. Çocuklarını hem okutmak hem de Kur’an-ı Kerim öğretmek isteyen aileler, çocuklarını Kur’an kurslarını gönderip, açık lisede okumalarını sağlıyorlardı. Hem kursa para ödüyor hem de açık liseye masraf yapıyorlardı. İmam hatip lisesinin önünün açılması ailelerin rahatlamasını sağladı. Dolayısıyla cemaatler ve tarikatlar bu bağlamda kan kaybetti. İmam hatip lisesi çoğaldıkça ve eğitimi daha bir kaliteleşmeye başladıkça, cemaatler daha fazla kan kaybetmeye başlayacaktır. Hem insan hem de para kaybedecektir. İlköğretimi bitirdikten sonra cemaatle tanışan çocuklarımız, İmam hatiplerin açılmasıyla, cemaatlerle tanışma ister istemez üniversite sıralarında olmaya başladı. Bunun sebebi de gittiği illerde yurt sorunu olmaya başladığında, cemaat evlerini ya da yurtlarını tercih etmek durumunda kaldıklarındandır. Bankası, üniversiteleri, okulları, yurtları, dershaneleri, medya kuruluşları, matbaaları, yayınevleri, hastaneleri, kargo şirketleri sahibi olan cemaatlerin hükmettikleri ekonomik değer 30 milyar doları bulmaktadır. Şu bir gerçektir ki, paranın dini ve vatanı yoktur. Maddiyatın girdiği yerde şeytan devriye gezer.

Amerika’nın ve Siyonistlerin ülkemizde İslamiyet’in tam manasıyla yaşanmaması için bir askeri vesayet sistemini istemeleri ve buna destek vermeleri anlaşılabilir. Ulusalcıların, laiklerin, solcuların da İmam hatiplerin önünün kesilmesini, kamuda başörtüsünün yasaklanmasını istemelerini de anlayabilirim. Ama kendini dine adayan ve amacı sadece dindar nesil yetiştirmek isteyenlerin bunlarla bir olmasını anlamak mümkün değildir. Allaha inanan insanlar, vatanın birliğine ve dirliğine kast edebilirler mi Yaşanan olayları gördükçe ister istemez insan sorgulama ihtiyacı duymaktadır. Gerçekten cemaatlerde yetişenler, dindar olarak mı yetişmektedir. İyi niyetle kurulan, amacı sadece dindar nesil yetiştirmek olan cemaatler zamanla amacından çıkıp, rant kapısına mı döndü Bunun böyle olduğunu düşünmek istemiyorum. Cemaatler ya da tarikatlar benim için Allah’a giden yoldur. Cemaatlerin ve cemaat liderlerinin Allah yoluna baş koyan ve sadece amacı Rabbimin rızasını kazanmak olduğu düşüncesinden başka bir şey olduğunu düşünmek istemiyorum. İnsanoğlunu yaptığı küçücük bir iyilik, Allah’ın hoşuna gider ve o insanı Ala-i İlliyyin’e çıkarır. Bu bir amudi (Dikey) bir çıkıştır. Ok hızıyla bir anda olur. Burası imanının zirvesidir. Allah’ın çok hoşnut olduğu bir yerdir. Ama sonra yaptığı küçücük, önemsemediği bir kötülükle esfel-i sâfiline iner. Hızla çıktığı zirveden hızla iner. Allah Müslümanları bu duruma düşmekten korusun. Bu kişiler için böyle olduğu gibi, ülkeler içinde böyledir.

Ölürsem şehit, kalırsam gazi olacağım düşüncesiyle, bağımsızlık savaşı veren bu milletin çocukları, bugün ılımlı İslam’ın tehdidi altında Protestanlaştırılmaya çalışılmaktadır. Bu yetmediği gibi kapitalizm tarafından kuşatılmış durumdadır. Türkiye Cumhuriyeti bağımsızlığı için ölümü hiçe sayan bu kuşağı, bu kadar cesur hale getiren Allah’a olan inancı değil miydi Ne olmuştu da bugün o nesil gibi bir nesil yetiştiremedik. Bir yerde yanlışlık yapıldığını düşünüyorum. Bugün yetiştirdiğimiz klavye mücahidinden başka bir şey değildir. Düşünen, yorumlayan ve gerçeklerin peşinde koşan nesilden çok, her şeyi önünde bulan hazırcı bir gençlik oluşmuştur. Herkesin kafasını ellerinin arasına alıp, düşünmesi gerekmektedir. Allah inancından başka hiçbir şeyi olmayan o günkü insanımız tarih yazarken, bugün varlık içinde yaşayan insanımız birbirinin gözünü oymaktadır. Herkes aklını başına almalıdır. Gideceğimiz başla bir ülke yoktur. Bu ülkenin kalkınması ve ileri demokrasiye geçmesi için canla başla çalışmalıyız. Üstünlerin değil, hukukun üstünlüğünün hayata geçmesini görev edinmeliyiz. Hukukçunun adil ve hukukun adaletli olması için mücadele etmeliyiz. Ezilen bütün halklar bizim ayağa kalkmamızı beklerken, birbirimizin gözünü oyması bize yakışmaz.

Ala-i İlliyyin: Yüceler yücesi, en ileri nokta, cennetteki üstün makam.

Esfel-i Sâfilin: Sefillerin en sefili, cehennemin en derin azap mahalli.

İSHAK BEYAZAY