Bir önceki yazımda erdemli bir toplum için üzerimize düşen sorumluluklardan bahsetmiştim.

Çetelerin dört bir yanı kuşattığı bir süreçte yine de kurtuluş umudu yok değil.

Medyanın ahlaksızlık cehennemini körüklediği bir kötü zamanda, elimiz kolumuz bağlı olaylara seyirci kalamayız.

Doyumsuzluk ve açgözlülüğün kuşatıcılığına direnmek zorundayız.

Tüketim çılgınlığına oyuncak olmamak aklıma gelen en ilk disiplin.

Evi, arabası olmadığı için, eşyaları lüks değil de eski diye akraba ve arkadaş çevresi tarafından dışlandığını anlatmıştı Neslihan.

Bu devirde olmazsa olmazdı herkesin bir evi ve arabasının olması. İnsanlar nereden bulursa bulsun almak zorunda idi. En küçük faize bulaşmamak için yiğitçe direniş verdi Neslihan. Çocuklarının boğazından haram lokma geçirmemek için kılı kırk yardı. Şerefli ailesi ile ne kadar gurur duysa az. Ne ki çok üzülmekte. Neye yarar demekte. İnsanlar bu kadar açgözlü iken bu doyumsuzluklarını onlara izah edememenin sıkıntısı ile perişan.

Tamahkârlık perspektifinde kadınlar biraz daha körükleyici. Tüketime teslimiyetle, eşlerini gayri meşru yollardan kazanmaya adeta zorlamaktalar.

Bir ayakkabıcı dükkânında Nehir Hanım, pabuç almak için bayağı düşünür. Satıcı çocuk teyze paran mı yok der. Nehir hanım da, hayır evladım ben zengin bir insanım fakat yeryüzünde insanlar açlıktan ölürken, bu pahalı pabucu alırsam, Rabbim bana gücenir misin diye düşünüyordum. Çok sevdim, ama galiba alamayacağım der. Çocuk anlamaz. Alay eder, " boş ver be teyze dünyaya bir kere geliyoruz, al, keyfini çıkart". Nehir hanım ona bir vicdan öğretmeni gibi uzun uzun izah eder, kimbilir delikanlı ileride bir gün markalı bir giysi alırken bu bilge kadını anımsar.

Asıl bugün size Fikret Hanımı anlatacaktım. Bir okulda matematik öğretmeni. Arkadaşları okulda öğrencilere ücretli kurs düzenler. Fikret Hanım dershaneye gidemeyen yoksul öğrencilerine evinde ders çalıştırır. Bu fedakârlık abidesi öğretmene arkadaşları düşman olur. Müdür, hakkında soruşturma açtırır. Bir azize saygınlığı taşıyan Fikret Hanıma neredeyse deli muamelesi yaparlar. Öyle ya parasız selam verilmediği bu devirde mutlaka deli olmalıdır ki, çocuklara tüm gününü ayırıp ders çalıştırmaktadır.

Sadece giydiği kıyafetlerle gündeme gelen bilgisiz öğretmenler elinde yetişen yeni kuşaklar için ne kadar endişelensek azdır. Bartın da insanlardan haraç alan çete mensuplarını da yetiştirenler öğretmenlerdi. İçlerinde polislerin ve gazetecilerin olduğu çete, soygun ve gasp işleri ile meşgulken, çete hakkında iyi haberler yapan gazeteciler de basın yolu ile onlara destek vermektedirler.

Hemen patronu adına ihale takip eden büyük gazeteciyi anımsadınız değil mi. Adam bugün Türkiye ye, hükümete, insanlara ahlak dersi verecek kadar da yüzsüz.

Tamam, ortam çok olumsuz. İnsanlar birbirini kandırmaya uğraşmakta. Taksi şoförlerinin bile istihbarat ajanı olduğu bu ülkede nedense suç bataklıkları kurutulmak istenmemekte.

Yine de ey ehli iman.

Pencereleri bu yangına kapamak kendimizi kurtarmak anlamına gelmemekte.

İnsanlarla konuşacaksınız.

Ateşe karınca gibi bir avuç su taşıyıp söndürmek için çaba vereceksiniz.

Öğretmenlik günlerimden kalma bir alışkanlık, ya da vicdan öğretmenliği damarının hızlı akmasından mıdır; en fazla çocuklarla, öğrenci gençlerle konuşurum.

Geçen gün duraktayım. Okuldan çıkan kızlı oğlanlı gruplar. Bir çift kenara çekilmiş. "Çalıkuşu kompleksi" ile diğer gençlerin özeneceği bir fizikte ikisi de. Oğlana soruyorum, karne nasıl gelecek.

Gayet umursamaz, kötü diyor. Ardından bana müjde verir gibi, ama Kıbrıs a gidicem diyor. Hayrola okumaya mı diyorum. Yoo diyor orada kızlar var.

Kızıyorum. Oğlum böyle bir cümle kız arkadaşının yanında kullanılır mı. 25 yıllık hayat arkadaşım böyle bir şeyi yanımda asla konuşamaz. Kızım sen niçin bu kadar resesif davranıyorsun. Kız da okumuş bir cahil.

Güzel ama aptallık derecesinde saf. "Ne yapayım teyze. Yanında kız var ama aklı başkalarında" Kızla konuştum, evladım adımlarınızı kuvvetli atın ve sağlam insanlarla yolunuza devam edin diye.

Ben onlarla konuşurken bir Güneydoğu askeri söze karışıyor. Askerden döneli üç yıl olduğu halde dağlarda teröristlerle ve yaşadığı şartlardan ötürü psikolojisi bozulmuştur. Dehşet veren olaylar anlattı. Yanında şehit düşen arkadaşı her gece rüyalarına girmektedir. Hiçbir işte çalışamayan gence doktoru deniz kenarına gidip balık tutmasını, o anıları hatırlamamasını istemiştir.

Kıbrıs taki kızları düşünen gence, asker genç otobüs yolculuğunda bir hayat dersi verdi, belki bu sokak öğretmeninin anlattığı gerçekler, genci pembe ve boş hayallerinden uyandırabilmiştir.