Muallim Nâci iki mısralık dizesinde şöhret manyaklarının durumunu net bir şekilde beyan ediyor. Diyor ki:

" İtibar etme sakın ârâyiş-i bed-tıynete,

Ziynet olmaz mâre endâmındaki nakş u nigâr."

Yani, tiyneti bozuk olanların dış görünüşlerine, şöhret ve âlâyişlerine/süslenişlerine (albenilerine) sakın olaki aldanma. Zira, yılanın üzerindeki nakışlar süs değil, tuzaktır sadece.

Upton Sincilair de diyor ki:

"Çattılar yolunu değiştirmediler.

Saldırdılar, değiştirmediler.

Para verdiler, değiştirmediler.

Sustular, değiştirmediler.

Sonunda alkışladılar ve öldürdüler."

Gördünüz mü şöhretin götürdüğü helâki. Şöhret ateşten gömlektir. Şeytanın aldatan tarafı/aldatma maşasıdır.

Şöhreti şu iki anlamda anlamak lâzım:

1- Saygın anlamda.

2- Yaygın anlamda.

Saygın anlamda:Bu anlamda, şöhret olduğunun farkında bile olmamaktır. Halkın bir parçası olmasının idrakiyle yaşamak; halkın şöhret muamelesi yapmasına fırsat vermemektir. Halkın, şöhret sahibi olduğunuz için itibar etmediği kadar halk ile bütünleşmektir.

Yaygın anlamda şöhret meselesine gelince, bu şöhretin popülizmle (halkın anladığı tarzla) karıştırılan anlamıdır ki, popülizm içinde halk dalkavukluğu vardır. Böyle bir şöhret anlayışı benimsenmemesi gereken bir tarz olmalıdır. Kendini bilenler böylelerine asla iyi gözle bakmazlar. Orasını burasını açarak, şehveti kamçılayarak şöhret olmaya soyunan kadın "hasta"lıklı kadındır. Bir müddet sonra böyleleri sapıklaşır. Erkekler için de şöhret olma hastalığına yakalananların çok geçmeden sapıklaştıklarına cümle alem şahittir. Televizyon ekranlarında çoğunluğunda böyleleri eşek yüküyle taşınmayacak kadar çoktur.

Türkiye de şöhret olmanın müddeti günü birliktir. Böyleleri kullanılır, ertesi gün çöp sepetine/fuhuş tezgahına sürülür. Bunun yerini başka hevesliler alır. Her gelenin akıbeti bir öncekinden farksızdır. Sürekli ekranlarda kalabilenler dalkavuklukta ve marazi yönlerini pazarlamakta "başarılı" olanlardır.

Bir başka marazlı tip de Allah ın ayetlerini, Rasulüllah ın sünnetlerini hafife alarak meşhurlaşma yoluna saparlar ki, bu da onların sapıklığının diğerlerine göre başka versiyonlu sapıklığıdır. Böyleleri vücutlarını satarak emellerine kavuşanlardan daha iblisce bir tavır sergilerler.

Günümüzdeki şöhret budalaları yaygın anlamda kullanılan tıyneti bozuk olanlardır. Bunların üzerlerindeki "nakış"lar/süslü elbiseler birer tuzaktan ibarettir. Böylesi tuzaklara aldanan nice genç kızlar evlerini terk edip fuhuş tezgahlarında sermaye olarak kullanılmaktadırlar.

İslâmiyet mü minleri şöhretten men eder. Bunun hikmetlerini anlamayan tıyneti bozuklar ayet ve hadislere düşman kesilirler.

Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz: "Şöhret elbisesi giyen kişiye, Allah (c.c.) ahirette zillet elbisesi giydirir" buyurmuştur. (Ramuzu l-Ehadis)

Çünkü şöhret, insanı riyaya, birilerinin alkışını aramaya, dalkavukluğa sevkeder.

Şöhret, insanı kibirlenmeye, kendini beğenmeye, şahsiyetsizliğe, başkalarını hor görmeye sevkeder. Şahsiyetsiz yapar. Mukaddeslerini mevcut hâlini korumak adına etrafındakilere peşkeş çeker.

Şöhret; kaprisi, kıskançlığı, hasedi, kini ve nefreti beraberinde getirir. Fedakârlık duygularını öldürür. İyi hasletleri mahveder.

Şöhretli kişiler hayâli kişiliğe sahiptirler.

Allah (c.c.) cümlemizi dünyada zilletten, kabirde azaptan, her iki âlemde de mahvolmaktan korusun ve kurtarsın. Amîn.