Büyük bir insanlık dramının yaşandığı şu zamanda insanlar hâl ve tutumlarıyla kendilerini belli ederler. İsveç’te büyük bir gösteri düzenleniyor Filistin’in mazlum çocukları, kadınları ve halkı için. Kortej boyunca, yol kenarlarında çırpınan, ağlayan, gözyaşı döken insanları görünce ister istemez insan insanlık adına umutlanıyor. Bir yerlerde bir şeyler oluyor. Hiç umulmayan, beklenmeyen bir yerde. Soğuk bir kuzey ülkesinde. Dışarıdan bakılınca beklenmeyen bir durum gibi görünüyor.

İnsanın insan olarak var olduğu şu dünyada ve şu zamanda demek ki insanlık ölmemiş, capcanlı yaşıyor. Emperyalizmin zulmünün ayyuka çıktığı bir zamanda genel görünümüyle insanı yanıltan durumlar yaşanıyor. Çok da karamsar olmaya gerek yok. İnsan varsa insanlık yaşıyor hâlâ.

Ağlamadan ağlamaya, gözyaşından gözyaşına da fark var. Kimileri içinde doğan bir fırtınadan kaynaklanıyor ve dışa vuruyor. O insanî duygu olmasa bu gözyaşları ve bu çırpınışlar yansımıyor olacaktı.

Bir de sahte görünümlüler var ki bunlar asıl yanıltıcı olanı. Kendi öz duygularından değil de bir başka dayanaktan kaynaklanan davranışlardan kaynaklanıyor. Sahte gülüşlülerin yüzü maskelidir. Duruma göre tutum belirleyebiliyorlar. Tıpkı tiyatro oyuncuları gibi. Sahnede rolleri gereği hâlden hâle girebiliyorlar. Bir bakarsınız hüngür hüngür ağlarlar, bir bakarsınız çılgınca gülerler.

Bu iki farklı durum insanı yanıltıyor.

Şunu biliriz ki insanın var olduğu bir dünyadan umut kesilmez. Öncelik kendimizin ne denli umut verici olduğumuz, ne denli insana yaklaştığımız önemli. Yoksa durduk yerde kimsenin iyiliklere ve güzelliklere koşması, sizi anlaması beklenemez.

Filistin halkı dünya insanlığına çok şey öğretti. Öncelikle hem insanlık hem de Müslümanlar adına. İnsanlığın modern dünyanın hengâmesinde yitip gittiği, kendini unuttuğu, kapıldığı ve bir anaforun içinde debelendiği var sayılıyor. Emperyal güçlerin insanlığa huzur vermediği, huzurlu bir ortam bırakmadığı şu zamanda. Sektörlerin acımasız kazanma tutkuları, hırsları insanlara düşünmeye ne zaman ne de alan bırakıyor.

Müslümanların kapıldığı bu hengâmede sınır tanımadığı bir furyanın içinde savrulan çöplere dönüştüğü bir zamanda. Dünyalıklar gözlerini öylesine karartmış ki, kendilerine doğru gelen büyük tehlikenin bile farkına varamıyorlar. Günü yaşıyorlar. Gün, bugünden ibaret değil, gün bugündür, yarındır ve gelecektir.

Elbette asıl sitemimiz Müslümanlara, Müslümanlardan olan beklentilerimizden. Çünkü yükümlendikleri sorumluluk basite alınamaz.

Bunları neden söylüyoruz, Müslümanların yaşadığı dünya azımsanmayacak bir topluluk oluşturuyor. Dünyanın üçte biri kadardırlar. O zaman neden böyle sorusunu öncelikle kendilerine sormalıdırlar.

Acı nerede ve kimde var ise onu sahiplenmeliler. İnsanlığın sorunu bir bütündür. Yeri, yurdu ve ırkı düşünülemez. Zihinlerini bulandıran putlardan, hastalıklardan ve çıkmazlardan arındırmalıdırlar.

İnsanlık artık ideolojilerin tasallutundan bir bakıma kurtulmuş bulunuyor. Batı’dan gelen izmler büyük çoğunluğuyla anlamlarını yitirdiler. Bu büyük boşlukta bulunan gençler var. Gençler insanlığın asıl geleceği. Onlarla birlikte olma, yol yürümek, arkadaş ve dost olmak, tebessüm ile selâm vermek, bir ikramda bulunmak çok şeyi değiştirir. Yeter ki art niyet duygusu oluşmasın.

Başa dönüyoruz yeniden. Siz ağlamıyorsanız acıları yüreklerinde duyanlar ağlıyorlar, çırpınıyorlar, bir şeyler yapabilmenin tutkusundadır. Sizi yanıltan sanallıklardan uzak durun, kaçın. Derdi olan insanlara koşun onlarla birlikte olun.