Zaman gazetesi yazarı Ahmet Şahin, Yahudi ve Hıristiyanlarla “amentüde ittifakımız” olduğunu iddia ederek şöyle demektedir: “Zaten dikkatlice bakıldığında görülecektir ki ehl-i kitapla temel noktalarda birlikteyiz. Daha meşhur ifadesiyle amentüde ittifakımız vardır. Çünkü Allah’ın gönderdiği kitapların hemen hepsinde tekrarlanan amentüdür: Allah birdir. Peygamberler haktır. Melekler vardır. Kitaplar gönderilmiştir. Ahiret vardır. Ölen insanlar bir gün dirilecek, yaptıkları iyiliklerin mükafatını, kötülüklerin de mücazatını göreceklerdir”. (Zaman, 17.04.200).

Ahmet Şahin’in Yahudi ve Hıristiyanlar ile Müslümanların “Amentü”de yani İslâm’ın altı şartında ittifakı olduğunu söylemesi, hem İslâm dinine hem de Hıristiyan dinine iftiradır.

Cibril hadisi diye bilinen ve İslâm’ın amentüsünü ihtiva eden hadiste İslâm’ın “amentüsü” şöyle özetlenmektedir: “İman, Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe inanmandır. Bir de Kader’e yani hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmandır”. (Müslim, Îmân, 1, 5; Tirmizi, Îmân, 4; Ebû Dâvûd, Sünnet, 16).

Hıristiyanların amentüsünde ise İslâm’la hiç bağdaşmayacak sapkınlıklar mevcuttur. İşte Katolik Hıristiyanların amentüsü: “1- Ben, yeri ve göğü yaratan, her şeye kadır Baba Tanrı’ya, 2- Ve Efendimiz olan, O’nun biricik oğlu İsa’ya, 3- Ruhü’l-Kudüs’ten gebe kalana, 4- Ve bakire Meryem’den doğana, 5- O’nun Pontus Pilatus’tan zulüm gördüğüne, 6- Çarmıha gerildiğine, öldüğüne, gömüldüğüne, 7- Cehennemlere indiğine, 8- Üçüncü gün, tekrar canlandığına, 9- Göklere çıkıp, kadir olan Baba Tanrı’nın sağına oturduğuna, 10- Oradan gelip ölüleri dirileri hesaba çekeceğine; 11- Ruhü’l-Kudüs’e, 12- Mukaddes Katolik kilisesine; 13- Azizlerin cemaatine; 14- Günahların affedileceğine”.

Prof. Dr. Suat Yıldırım, Aksiyon dergisinde hep birlikte Hz. İsa’nın etrafında toplanmaya davet ederek şöyle demektedir: “Müslüman ve Hristiyan ümmetlerinin, Hz. İsa’nın şahsiyeti etrafında bütünleşerek, hem kendilerini hem de bütün insanlığı kurtarmaya yönelmeleri, hepimizin ideali olmalıdır. Bunun bazı emareleri de görünmektedir”. (Aksiyon, sayı 470, 8 Aralık 2003, s. 45).

Hz. İsa (as) nuzülü, Ehl-i Sünnet ulemaya göre haktır ancak Hz. İsa (as) risaletle yani Peygamberlik göreviyle gelmeyecektir. Son dinin İslâm, son peygamberin de Hz. Muhammed (sav) Efendimiz olduğunu, Müslüman toplumun yetişkinleri değil, çocukları bile kavramışken Prof. Dr. Suat Yıldırım’ın bu sözleri elbette bilgisizlikle değil, misyonerlik projesi olan Dinlerarası Diyalog’a hizmetkârlığıyla açıklanabilir.

İlahiyatçı Prof. Dr. Suat Yıldırım’ın başka bir yanılgısı da Kur’an tercümesinde konu ile ilgili gördüğü bazı ayetlerin sonuna İncil ve Tevrat’tan notlar düşmesidir. Mesela: En’am Sûresi 151-152. ayetlerde bildirilen on hüküm, keza İsra Sûresi 31-34’üncü ayetlerde bildirilen hükümler, aynı zamanda Tevrat, Çıkış, 20, 3-17’de ve Matta İncili 5, 17-33’te de geçer gibi notlar/alıntılar koymuştur. Maksat, Kur’an-ı Kerim’in, İncil ve Tevrat gibi tahrif edilmiş kitaplarla desteklemekse, Kur’an’ın buna ihtiyacı yoktur. Zira, Kur’an-ı Kerim, tahrif edilmiş diğer kitapların muadili değildir. Maksat, üç dinin diyalog projesinin üç kitapta da birlikteliği ise bu daha vahimdir.

Muştu Yayınları tarafından yayınlanan ve Yeni Şafak gazetesinin promosyon olarak dağıttığı “Gönül Tahtımızın Eşsiz Sultanı Efendimiz” adlı kitabın yazarı Dr. Reşit Haylamaz da Peygamber Efendimiz’e iftira etmekte ve şöyle demektedir: “Ancak O’nun hedefi, öncelikle bütün insanları rahmet ve şefkatle kucaklayıp, ümmeti arasında da, kelime-i tevhidin ikinci yarısını söylemekten kaçınarak kendisini kabul etmese bile “La ilâhe illallah” diyen herkesi buraya getirmekti. Çünkü O, “Kim, Lâ ilâhe illallah derse, cennete girer” buyuracaktı. Daha baştan O (sallallahu aleyhi ve sellem), bunun için yaratılmış ve onun için de, ilk yaratıldığı hâlde gelişi sona denk getirilmiş; peygamberlik güftesine kafiye koyacak Son Sultan olduğu için de, bedeniyle ruhunun buluşması risâlet açısından en sona bırakılmıştı” (s. 42).

Prof. Dr. Davut Aydüz de, “Dinlerarası diyalog nedir? Misyonerlikle ilişkisi var mıdır? Dinlerarası diyaloğun dinî temelleri nelerdir?” makalesinde aynen şunları söylemektedir: “Dinler arası diyalog görüşmelerini ‘yıllarca İslâm’a, Kur’ân’a başkaldırmış, düşmanlık etmiş insanlarla dostluk kurma’ diye tenkit edenler olabilir. Hâlbuki dinler arası diyalog görüşmeleri, İslâmî bir düşünce ve bu düşüncenin hayata yansımasından ibarettir. Allah Resûlü (s.a.s.), yıllarca kendisine her türlü işkenceyi yapan Ebu Cehil’i ve onun gibi nicelerini karşısına alıp muhatap olarak kabul etmiştir. O halde çeşitli vesilelerle görüşülüp konuşulan değişik dinlerden bu insanlar -kaldı ki çokları inancını izhar ediyorlar- yüzünden, İslâmî nasslarla te’lif edilemeyecek tenkitler yapmanın hiçbir manası yoktur. Böyle bir tavır aslında, İslâm’ı tam anlamıyla özümseyememenin bir ifadesidir”.

“Dinlerarası diyalog, dinleri birleştirme veya bir potada eritip, ‘yeni bir din’ üretme teşebbüsü değil, tam aksine; tüm farklılıkları koruyarak herhangi bir zorlamaya girmeden hoşgörü ve anlayış içinde ortak meseleleri konuşma, müzakere etme ve işbirliği yolları arama gayretidir” (Zaman, 23.12.2004).