Genelde külliye halinde inşa edilen medreseler, cami, imaret, kütüphane, hamam gibi dini ve sosyal mekânlarla iç içe olması dolayısıyla hem dini yönü hem de sosyal yönü güçlü kurumlar haline getirilmiştir. Genellikle padişahlar, vezirler, hanım sultanlar, şehzadeler, beyler ve âlimler tarafından bir hayır kurumu şeklinde kurulan medreselerin ilk teşkilatlanması Yıldırım Bâyezid devrindedir. 1331-1402 yıllarını kapsayan bu devir, İznik’te Orhaniye Medresesi’nin kuruluşundan Yıldırım Bâyezid devrine kadarki süreyi kapsar.
Yıldırım Bâyezid döneminden (1402), Semaniye Medresesi’nin kuruluşuna (1471) kadar geçen ikinci devrede medreseler yeniden teşkilatlanmaya tabi tutulmuş ve derecelendirilmiştir. Semaniye Medresesi’nin kuruluşundan Süleymaniye Medresesi’nin kuruluşuna (1557) kadar geçen devre de medreselerin yükselme dönemidir ve teşkilatlanması yenilenmiştir.
Süleymaniye Medresesi’nin kuruluşundan II. Meşrutiyet’e (1908) kadar geçen dönem, medreselerin gerileme dönemidir. II. Meşrutiyet’ten medreselerin kapatılışına (1924) kadar süren dönemi ise artık son dönemidir.
Osmanlı medreselerinde öğretim kadrosu müderris (hoca) ve mu’idden (müderris yardımcısı) meydana geliyordu. Medresede öğrenim gören öğrencilere ise suhte ve danişment olmak üzere ikiye ayrılırdı.
Devlet-i Aliyye-i Osmaniye’nin en önemli eğitim kurumlarından “medreseler”, hem dinî hem de dünyevî ilimlerin tahsil edildiği ilim merkezleriydi.
Medreselerin sadece dinî ilimlerin tahsil edildiği bir eğitim kurumu olduğu algısı, sadece seküler kesimin değil, dindar kesimin de hafızasına işlenmiştir. Oysa Osmanlı medreselerinde okutulan dersler, ne dindar kesimin ne de seküler kesimlerin tahayyül edemeyeceği derecede dinî ve dünyevî ilimlerin en önemlilerini kapsayacak şekildedir.
Osmanlı medreselerinde farklı dönemlerde bazı farklılıklar olsa da genel olarak “Kur’an-ı Kerim, Tecvid, Lügat, Kıraat, Sarf, Nahiv, Meani, Manşık, Adab, Hikmet, Kelam, Hey’et, Hisab, Feraiz, Fıkıh Usulü, Hadis Usulü, Tefsir Usulü, Tefsir, Hadis, Fıkıh, Hendese, Hat, Siyer-i Nebi, Tasavvuf, Tarih, Coğrafya, Mantık, Cebir, Hıfzussıhha, Edebiyat, Hukuk ve Kavin, İlm-i Terbiye vs.” gibi ilimlerin yanında riyazî ilimler denilen “Aritmetik-Cebir, Geometri (Trigonometri vs.), Astronomi, Müzik” gibi ilimler de tahsil edilmiştir. Yine tabiî ilimler “Tıp, Fizik, Kimya, Botanik, Zooloji, Mineraloji, Jeoloji, Ziraat, Coğrafya” gibi dersler okutulmuştur.
Dârul-hilafet’il Aliye Medresesi’nin kuruluş dönemindeki ders programını nazar-ı dikkate alırsak ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır. “Kur’an-ı Kerim, Hadis (Ahlâkiyyât ve ictimâiyyât), Tefsir, Fıkıh (Akâid ve Fıkıh, Nihak ve talak, Mu’amelat, Ukubat, Ferâiz), Usul-ı Fıkıh, Kelam, Felsefe/Muhtasar, (Mantık, Ma’lumat-ı ahlâkiyye ve ictimâiyye, Âdâb), Arapça (Sarf-lügat, Nahiv, Mükâmele-kitâbet, Mükâmele-tatbikat, Belâgat, Vaz’), Türkçe (Tatbikat-kitâbet, İmlâ, Kıraat, Edebiyat), Farsça (Lügat ve kavâid, Gülistan ve müntehabât-ı sâire), Tarih (Enbiyâ ve hülefâ, Umumi, Osmâni ve umumi, Osmâni/muhtasar, İslâm ve Edyân, Siyer-i Nebi), Riyâziyye (Hesab/ameli, Hesab/nazari, Hendese, Cebir, Müsellesât, Hey’et, Mihanik), Tabiat-Fen (Mâlumat-ı fenniyye, Mevâlid-i selâse ve ma’lumât-ı zırâiyye, Hikmet, Kimya), İktisâd ve Mâliye (Usül-ı defteri), Hitâbet ve Mev’ize, Ma’lumat-ı Kânuniyye, Hutut, Hıfzıssıhha, Hukuk ve Kavânin, Edebiyyât-ı Arabiye, Hilâfiyyat vs.”.
Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın Terkib-i Ulum’unda Osmanlı Medreseleri’ndeki müfredat programı şöyleydi: “Kur’an-Kıraat (Hatim, Tecvid-i Türki, Şâşibi), Hatt (Sülüs, Nesih, Ta’lik, Divani), Lügat (Şâhidi, Halimi, Ni’metullah, Ferişte, Ta’rifat-ı Seyyid Ahteri, Şihâh, Vankulu, Kâmus), Akaid (Manzum Akaid Kitabı, Emâli, Fıkh-ı Ekber), Ahlâk (Hayriyye, Pend-i Aşşâr, Şarikat, Hilye-i Hâkâni), Sarf (Emsile, Binâ, Maksud, İzzi, Merâh), Nahiv (Avamil, Küçük Avamil, ummuzec, Hada’ik, İzhâr, Netâ’ic, Kâfiye, Câmi, Şâfiye, Carperdi), Mantık (İsagoci, Husâm-ı Kâti, Muhyiddin, Fenâri, Kul Ahmed, Velediyye, Şemsiye, Kuşb, Dâvud, Seyyid, Tehzib, Celâl, Mir), Âdâb (Huseyniyye, Şerh-i Adad, Mir, Zeyn, Takrir-i Kavânin), Me’âni (Telhis, Muşavvel, İsti’âre, Vaz’, Bedi, Şerh-i Adud, Aruz-ı Endelüsi, Nâbulisi), Hikmet (Kâdimir, Molla Lâri, Hikmetü’l-Ayn, Mirzâ-cân), Kelâm (Şerh-i Akâid, Hayâli, İbât-ı Vâcib), Fıkıh Usulü (Tavzih, Taşrih, Telvih), Fıkıh (Mültekâ, Eşbâh u Nezâir, Mecmu’u’l Bahr-i İbn-i Melek, Munye-i Musalli, Tuhfe, Ta’lim-i Müte’allim, Vikâye, İlm-i mezâhib-i Erba’a), Ferâ’i (Sirâviyye, Şir’a/metin ve şerhiyle), Hey’et (Şerh-i Çağmini, Hâşiye-i Bircendi, Bist Bâb, Si-Fasl, Rub’-ı Müceyyeb, Rub’-ı Mukanşar), Hendese (Şerh-i Eşkl-i Te’sis), Hisâb (Hulâsa, İbn-i Çulli), Hadis Usulü (Nuhbe), Hadis (Meşârik, Mebârik), Tefsir (Beyzâvi), Müretteb olmayan dersler (Tıp, Teşrih, Şıbb-ı Nebi; Gülistan, Bostan, Divân-ı Hafız, Fars lügatı; Coğrafya)”.
Osmanlı medreselerindeki ilim kalitesini anlamak için Osmanlı’nın son Şeyhülislamı Mustafa Sabri Efendi örneği kâfidir. Tokat gibi bir Anadolu şehrinde ilk medrese tahsiline başlayan, Kayseri medresesinde tahsiline devam eden Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi, daha yirmi iki yaşında Fatih Medresesi Müderrisliği’ne tayin edilmiş, Sultan Abdülhamid-i sâni hazretlerinin “hâfız-ı kütüb”lüğünü yapmış ve nihayet Osmanlı’nın son şeyhülislamı olmuştur. Yazdığı “Mevkifü’l-Akl ve’l-İlm” eserinde Muhammed Abduh ve Cemaleddin Efgani’nin, “Yeni İslâm Müçtehidlerinin Kıymet-i İlmiyesi” adlı eseriyle de Musa Carullah Bigiyef’in Ehl-i Sünnet’e aykırı fikirlerini çürütmüştür.
Devlet-i Aliyye-i Osmâniye’nin en önemli eğitim kurumlarından olan “Medreseler”deki eğitim, günümüzde gerek seküler gerekse dindar kesimin tahayyülünden ötedir.
Devlet-i Aliyye-i Osmaniye’nin kurduğu medreselerle, günümüzde dini ilimleri öğretme iddiasıyla açılan klasik usul medreseler ile İlahiyat Fakülteleri ve İslâmi İlimler Fakülteleri arasında gerek usul, gerek okutulan dersler gerekse kalite farkı göze çarpmaktadır.
Son devrin büyük İslâm/Ehl-i Sünnet âlimlerinden Ali Nar Hocamız, bilim teknik dergilerinden birinin, meşhur bir ilahiyat profesörüne “demir”in muhteviyatı hakkındaki sorusu ve ilahiyatçının cevaplarındaki sathiliğe üzülmüş ve kendisi konuyu detaylı şekilde anlatan bir yazı göndermişti. Ali Nar Hocamız, ilahiyatlarda matematik, geometri, fizik, biyoloji ve astronomi gibi derslerin de okutulması gerektiği üzerinde durmuş, kendisi de okulları birincilikle bitirmiştir. Hocanın, İslâm dünyasının ilk bilim-kurgu romanı olan “Uzay Çiftçileri” eserindeki uzayla ilgili bilgilere bakıldığı zaman, astronomi ilmine ne kadar hâkim olduğu görülecektir.
Netice-i kelam: Seküler kesimler medreseleri ülkenin batıya dönük eğitim sisteminin yerleşmesi için itibarsızlaştırılması gereken kurumlar gözüyle baktığı için toptancı bir bakış açısıyla reddederken, dini hassasiyeti olan kesimlerse, medreselerin müfredat programından bile habersizdir. Sosyal medya fenomeni hocaların “İslami İlimler Medresesi” adı altında kurdukları merkezler, hem dini ilimleri yeteri kadar öğretmede yetersiz hem de “mantık, tarih, coğrafya, edebiyat, hukuk, tasavvuf, matematik” gibi ilimlerin tedrisi hakkında hedefsiz oldukları âşikârdır.
İlahiyat Fakülteleri ve İslâmi İlimler Fakültelerinin ise gerek karma eğitim modeliyle gerekse mantık, astronomi, biyoloji ve matematik gibi dersleri yerine felsefe vb. derslerin hâkim olduğu müfredat programıyla Devlet-i Aliyye-i Osmaniye Medreseleri’nin kalitesini yakalaması mümkün gözükmemektedir.