Siyonist İsrail’in tarihi yalanlar, aldatmalar ve hilelerle doludur. Yakın zamanda kurulmuş olan bu işgal gücü, Batı ülkelerini de güdümüne alarak zulüm ve vahşetini en acımasızlıklarıyla sürdürüyor. Filistin’de Yahudiler dışında insan yoktur. Müslüman Araplar, Hıristiyan Araplar ve diğerlerinin bir değeri yoktur. Ne ki Batı, kendi dindaşlarına bile sahip çıkmıyor. Bunun en büyük mücadelesini veren Edward Said örneğidir.

İsrail’i yönetenlerin tamamı Siyonizm’in ilkelerine sıkı bağlıdırlar. “ Netanyahu gitsin, onu yok sayıyoruz” demenin hiçbir anlam ve karşılığı yoktur. Siyonizm’in ilkelerine bağlı olmayan hiçbiri ne yönetici olabilir ne de görev alabilir.

Yaşı belli bir kuşağın bunları bilmesi ve anlaması olası değildir.

Yakın bir zamanda, yani 1947 yılında oluşturulan işgal ile İsrail tarihinin hemen bütün liderlerinin eli kanlıdır. Vahşidir. Bunlardan olumlu bir davranış beklenemez.

Onlardan iyi beklenti içinde bulunanların zihin dünyaları karışıktır.

Theodor Herzl, Siyonizm’in kurucusudur. O, eserini görmeden yıllar önce bu dünyadan gitti. Ondan sonra sorumluluk alanların tamamı Siyonizm’in kökleşmesini sağladılar.

Son dönemlerle ilgili birkaç isim üzerinde duracağız. Geniş çalışmalarımızı Yedi İklim dergisi özel sayasında bulacak okurlarımız.

Ben Gurion, Moşe Dayan, Şimon Peres ve sonrakilerinin tamamı kanlı işgallerini ve insanları imha edişlerini sürdürdüler.

“Büyük bir tasarı”ları vardı. Menaham Begin: “İsrail toprağı İsrail’e iade edilecek. Tamamı ve sonsuza dek” 12 Ekim 1955’te Millet Meclisinde şu açıklamayı yapıyor. “Arap devletlerine karşı hiç tereddüt etmeden bir koruma savaşı açmamız gerektiğine yürekten inanıyorum. Bunu yapmakla biz şu iki hedefimize ulaşacağız:

a) İlk olarak Arap gücünün imhası,

b) İkinci olarak da toprağımızın genişletilmesi.” [1] Bu tutum bugüne değin olduğu gibi süregelmektedir. Her adımları bir plan ile sistemli yürütülmektedir. Bunu yaparken kendilerine dolaylı destek veren ülke yöneticilerinin olduğunun unutulmaması gerekir. “5 Haziran 1967’de İsrail uçakları Mısır hava kuvvetlerinin uçaklarını bulundukları havaalanlarında imha etti.

12 Haziran 1967’de Başbakan Levi Eskhol, millet meclisinde şöyle diyordu: “İsrail devletinin varlığı bir pamuk ipliğine bağlıydı, fakat Arap liderlerini İsrail’i yok etme umutları şimdi tamamen ortadan kalktı.”[2] Böyle söylenmesine karşın General Ezer Weizmann, daha temkinli davranıyor: “Ortadan kaldırmamız gibi herhangi bir tehlike hiçbir zaman söz konusu olmamıştır.”[3] Bu, şu anlama geliyor. Orada Müslümanların tamamının ortadan kaldırılması gerektiğinin bir vurgusudur.

Ezer Weizmann’ı şöyle de bir anımsayalım. Türkiye 28 Şubat sürecini yaşıyorken dönemin İsrail cumhurbaşkanı. Türk hava sahasında uçakta şöyle bir demeci vardı: “Dostum Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan’a hükümeti kurdurmayacak.” Bu anlamdaki demeci o dönemin kimi gazetelerin manşetinde yer aldı. Ona karşı da hiçbir tepki verilmedi. Yeni Binyıl gazetesinin sürmanşetinde yer almıştı. Nedense karşı tepki veren de olmamıştı. Bu açıdan bakıldığında: “Netanyahu’yu sildik” demenin hiçbir anlamı ve karşılığı yoktur. Ondan öncekiler nasıl idiyse sonrakiler de aynısını sürdürecekler. Sonsuza kadar orada Yahudilerden başka hiç kimseye yaşama hakkı tanınmayacaktır. Niyet ve düşünceleri budur. Ancak ideal ve ülkü sahibi kimseler bu oyunu bozunca, niyet ve düşünceleri akim kalacaktır.

[1] Roger Garaudy, İsrail Sorunu: Siyasi Siyonizm, çeviren Cemal Aydın, Timaş Yayınları, 2. Baskı, İstanbul, 2019, s. 162, 163.
[2] Age. s. 163.
[3] Age. s. 163.