İKTİDAR olmak ve bunu kalıcı kılmak adına toplumun genelini kucaklayıcı olmak olması gereken. İttihat ve Terakkî’den beri siyasal kurgu gerilimler üzerine kurulu. İktidar gücünü ellerinde tutanların milletin değerleriyle olan çatışmaları, kabul görmemeleri, ne pahasına olursa olsun orada kalmak için direnmeleri baskı ve güce dayalı yapıyı bir gelenek hâline getirdi. Halka karşı iktidar olma. Ortadoğu ülkelerinin genel yapısı böyle. Gerek krallıklar olsun gerekse demokrasi denilen kurgulu yönetimler olsun, durum hiç fark etmiyor.

Batı, kendileriyle iş tutmayanlara yaşama fırsatı vermiyor. Buna rağmen bu oyunu bozacak girişimler millet adına elbette olacaktı, olmalıydı. Müslümanların ruhunda ve özünde kölelik söz konusu değil. Çünkü bir Müslümanın tek amacı Hak rızasıdır ve ona uygun yaşamadır. Başkalarına da yaşama hakkı tanımadır. Egemenlik kurulunca başkaları yok etme onları ezme, baskı altında tutma gibi bir bakışları bulunmuyor. İslâm tarihi boyunca bu süregelmiştir. Batı’nın tuzağına kapılan yeni dönem yöneticileri kendi bakış ve üslupları yerine onların üsluplarıyla karşılık verme yolunu tercih ettiler. Öfkeye öfke ile karşılık vermek, şiddete karşı şiddet ile.

İslâmî bilinçli siyasal oluşumlarda genellikle munis, sevgi ile bakış, insanların kurtuluşu için çaba gösterme, başkalarını küçümsememe, ötelememe gibi bir yol tutturuldu. Bunda da 28 Şubat dönemine kadar başarılı olundu. İttihatçı ruh bunun intikamını ağır aldı. Geçmiş dönemlerde kimi ideolojik kesimler üzerindeki darbelerde resmi ideoloji adına kendileri açısından iyi sonuçlar alındı. 1960 darbesi sağ kesim üzerinden geçilen bir silindirdi. Fakat bu gene de pek yıldırıcı olmadı. Ne yazık ki Türkiye sağcılarının bir kültür politikaları olmadığı, sağcıların gene İttihatçı bir ruha ve öze sahip olmaları doğal olarak beklenen sonuçların oluşmadığını zaman gösterdi.

1960 darbesi sol düşüncenin önünü açıp kapılar aralanınca bir çıkış yakalandı. Elbette ki rejim bu tür hareketleri kendi kontrolünde tutar. Belli bir alanda hareket etmelerine fırsat verir. Sınırlar zorlanınca ipler çekilir yani yeni darbeler yapılır. Bütün bu oluşlar Batı ile özdeş olur. Asla onların belirlemiş olduğu alanın dışına çıkmamaya özen gösterilir. Alan dışına çıkmalar olunca, kuralları belirleyenler yeni bir oyun ile yapıyı istedikleri düzleme çekiyorlar.

Milletimizin iç direnişi büyük bir hamleydi. Bu sınırları asıl zorlayanıydı.

Kamplaşma ve nefret oluşturma bu sistemin özünde var. Bir diriliş ve yükseliş hareketine izin vermeme, onları da kendilerine benzetme tek çıkar yol.

İktidar olma tamahında veya makam kapma hırsında olanlar her nasılsa vardır. Bunların bulunması  ve onlarla yol alma gibi bir tercih de söz konusuydu.

AK parti iktidarı, milletin heyecanını, şevkini, gelecek umudunu düşmüş olduğu tuzaklar yüzünden büyük ölçüde bitirdi. Gücü eline geçirdikten sonra artık daima böyle kalınacağı düşüncesi sağlıklı bakışı, öngörüyü ve sezgiyi tıkadı. Devletin kurumlarını içinde bulunduğu dönemde elinde tutunca sanıldı ki bu, bundan sonra böyle olacak. Oysa çıkara odaklı insanlar, güçlülerin yanında her dönemde çıkarları için uyumludurlar. İktidar güç yitirmeye başladığı andan itibaren gözlemlerde bulunurlar. Onlar nerede bir ışık görürlerse yüzlerini oraya çevirirler. İlk fırsatta da onların arasına katılırlar. Onların ideolojileri yoktur.

AK Parti iktidarının ideolojisizliği onlar için biçilmiş bir kaftandı ve rahatlıkla bu giysiyi üzerlerine geçirdiler. Gayet de uyumlu idiler. İktidar kısmi bir güç yitirince birden o uyumlu olan bürokratların, çıkarcı müteahhitlerin ve taşeron ruhluların nasıl bir tutum içinde oldukları anında belirmiş oluyor.

Kültür ve düşünce merkezli olmayan bu oluşlar ülkemiz insanı için başlıca çıkmazlardı.