Ülkemizde seçim yolculuğu yeniden başlamış durumda. Bu yolculuğu iyi tahlil edebilmek için sistemin zaruretlerini ve sistemden kaynaklı arızaları da iyi bilmek gerekiyor. Eğer bunları iyi bir şekilde anlayamazsak ne seçimlerde merkezi konumda olan ittifak kavramının bütününü ne de ittifakı oluşturan parçaların hesaplarını anlayabiliriz. Parlamenter sistemde seçimler yasamayı belirlerdi, yasamayı oluşturan partilerin dağılımından ise yürütme belirlenirdi. Yürütmenin güvenoyu yani yasamadan iktidar olabilme ruhsatını alabilmesi için sayısal çoğunluğa ihtiyacı vardı. Ya bunu partilerden biri elde ederek iktidar oluyordu ya da birkaç parti koalisyon kurarak bu çoğunluğu sağlıyordu.

Bu seçim sistemi ise yürütmenin ve yasamanın bağımsız olarak seçildiği bir sistemdir. Yasama da yürütme de onayını doğrudan halktan alıyor. Yasama için seçilme anlamında bir farklılık söz konusu olmasa da yürütmenin halk tarafından belirlenmesi yeni bir sistemi ve yeni anlayışı doğurmuştur. Bu sistemde yürütme halk tarafından seçilirken aynı zamanda yürütmenin seçilebilmesi için %50+1 oya ihtiyaç duyulmaktadır. Zaten partiler de seçim kurgusunu sistemin bu özelliğine göre yapıyor. Bir adayın çoğunluğu sağlayabilmesi siyasi yelpazenin dağınık olduğu ve farklı farklı partileştikleri bir ortamda oldukça zordur. Bunu sağlayabilmek için ya adayın kitleleri etkileyebilecek bir liderlik kapasitesine sahip olması gerekir ya da seçim öncesinde partiler arasında bir adayın üzerinde anlaşma sağlanmış olmalıdır.

Önümüzdeki seçimlerde bir partinin destekleyeceği adayın kazanma şansı görülmüyor. Bu yüzden partilerin adaylar üzerinde anlaşıp ortak bir aday çıkarmaları makul olandır. Ortak aday çıkarmakla sistemin önü açılmış olmuyor. Asıl önemli olan, seçildikten sonra belirlenen adayın nasıl bir yol haritası izleyeceğidir. Çünkü yürütmeyi bütünüyle oluşturma, yönetme ve yönlendirme gücü, seçilen tek adayın elindedir. Farklı partilerin desteklediği bir adayın hangi partinin programına göre hareket edeceği bu vasatta bir muamma. Bu muammanın netleşmesi için ittifak modelinin doğru bir zeminde kurulabilmesi gerekir. Öncesinde ittifaka katılan partilerin ilkeler üzerinde yol haritası çizmesi ve belirlenecek adayın da bu yol haritasını uygulayacağını taahhüt etmesi önemlidir.      

Partilerin ittifak içerisinde seçime gitmelerinin sistemin doğal bir sonucu olduğunu söyledik. Bu yüzden hiçbir parti, herhangi bir ittifakın içerisinde olmasından dolayı suçlanamaz. Önemli olan, ittifakın içerisinde yer alma amacının siyasetin ahlaki ilkelerinden bağımsız olmamasıdır. Yani partisinin hiçbir ilkesini ittifakın gündemine almayan ve sadece yasamadaki varlığını sağlamak için ortak adayı destekleyen bir partinin seçim öncesi ittifak modelinin amacına uygun hareket ettiği söylenemez. En azından ittifaka dâhil olan bir siyasi partinin siyasetteki sayısal karşılığıyla partisinin ilkeleri arasında doğrusal orantıyı kurabilmesi gerekiyor.

Mevcut sistem, istikrar adına oy oranı düşük siyasi partileri yürütmenin dışında tutmayı amaçlarken ittifakın zaruretinden dolayı yürütmeye bizzat müdahil olma şansını da ortaya çıkarıyor. Her ne kadar mevcut sistem denetimsizliği istikrar olarak kabul etse de, zaruri ittifaklar sayesinde bu denetimsizliğin hafifletilme imkânı vardır.