Yerel seçimlere doğru hızla giderken, ülkemizin geçmişinden geleceğine tesir eden siyaset adamlarımız, bilhassa da liderlerimiz söz ve üsluplarına biraz daha dikkat etmeleri gerekmez mi?

Dünyaca bilinen ilim, irfan ve gönül adamı, tasavvuf ehli müstesna bir zatın vefatının yıldönümünde, yani Şeb-i Arus’da bu sağlanamaz mıydı? Bütün insanlığı kucaklayan, birleştirici, kardeşhane bir havayı oluşturmak gayreti içerisinde olmaları gerekmez miydi? Hala böyle bir günde bile kendilerinden olmayanlara ağır sözlerle saldırmak, kavgadan medet umarcasına bir bardak suda fırtına koparmak, ayrımcılığı, kutuplaşmayı körüklemek kimlerin işine geliyor? Tabii ki dış güçlerin... Her kötü gidişatı, olumsuz tablo oluşumunun sebebini dış güçlerde arıyoruz. Ama iş ötekileştirme, bölme, kutuplaştırma hususuna gelince nedense bunu hiç düşünmüyoruz. Yanılmaların, aldatılmaların çok yaşandığı son yıllarda,  bir çelişkiye daha rastladık ve hayrette kaldık. Onun manası nedir diye düşünürken, acaba, “Benden bu kadar, artık bana yeter, iktidarda kalmak istemiyorum” çağrısı mı var? Bu da nerden çıktı diyebilirsiniz. “Kendi sırça köşklerinde siyaset yapanlar, milletin ne düşündüğünü bilemezler” diyen bir siyasetçi aynaya bakarak konuşmuş olmuyor mu? Böylesine açıkça kendini anlatan birisi seçimlere giderken ne demek istiyor? Buna yeter artık demek değil de nedir? Değilse eğer, o zaman toplumun aklıyla, izanıyla dalga geçmek değil midir? Haklıdır da, çünkü dün “ak” dediğine, bugün “kara” diyor, toplum bunu da kabul ediyor. Toplum özümsüyor, benimsiyor ve kabul ediyorsa gerisi teferruattır...

Yaşanan gerçekleri sadece söz ile değil, devletin resmi belgeleriyle ortaya koysanız da, bunu toplumun algı operasyonlarına kapılmış kesimlerine kabul ettirmek maalesef zor. Bir kesimi de korku imparatorluğundan sesini çıkarmama ve mecburiyetinden desteklemek durumunda kalıyor. Bunu niçin söylüyoruz? Sebep şu: Verilere göre soruşturma evresinde şüpheli olarak hakkında işlem yapılan kişi sayısı 11 milyon 985 bin 118’e ulaşmış durumda. Demek ki muhaliflerin yarısı şüpheli, kalan yarısı da sırasını bekliyor. Şimdi bu ortamda toplumun doğru ve sağlıklı düşünmesini beklemek de fazla iyimserlik olur.

TÜİK’in vermiş olduğu rakamlara göre; işsizlik %11,4’e çıktı, sanayi üretimi %5,7 oranında geriledi, faiz %21’lerde, enflasyon %26... Bu gerçekler geçmişte yaşanmış veya başka ülkelerde olsa, hemen gelecek seçimde iktidar %10 barajını bile aşamazdı. Şimdi ise, yukarıda söylediğimiz sebeplerden ötürü olacak ki, her ne kadar olumsuz bir tablo olsa da yine iktidar kazanıyor.

Önümüzde yerel seçimler var. Tablo değişir mi, değişmez mi nasip olursa göreceğiz. Bize göre bu tablo, bu gidişat, bu durum değişmeli ve mutlaka değişmeli. Bu ülkemizin geleceği, birlik, beraberlik, kardeşlik ortamının doğması açısından çok ama çok önemli. İşsizlik, enflasyon, kalkınmışlık vs. gibi olumsuzluklar ne kadar olsa da bunların çözümü de var, çaresi de var. Çünkü ülkemizin kaynakları buna müsait. Sadece bir değişimin olması, işbilen, liyakatli insanların göreve gelmesi lazım. Bu da yolundan şaşmayan Milli Görüşçü, vizyon sahibi Saadet Partililerle olur.

Şuurlu toplumun, vatansever milletin şanına yakışan budur. İşte önümüzde yerel seçimler... Ey Millet! Fırsat sende. Ya bu kötü gidişata dur diyeceksin, ya da razıyım ben bu hale, devam et diyeceksin. Eğer yolsuzluk, israf, rüşvet, rant, partizanlık bizim için olmazsa olmaz diyorsanız, o zaman diyecek bir şey yok, ne diyelim. Ama hayır toplumun yeter artık deme zamanı gelmiştir. Aklıselim, sağduyu tezahül edecektir. Sizleri Allah’a emanet ediyoruz, vesselam...