Evliya Çelebinin gidemediği yerlere de giden Abdürreşit İbrahim Efendi 1857’de Sibirya’nın Tobolsk-Tara şehrinde doğar ve 1944’te Tokyo’da vefat eder.

Moskova, Petersburg, Kiev, İstanbul, Özbekistan, Hindistan, Çin, Singapur, Tokyo, Mekke, Medine, Beyrut… gibi daha bir çok ülkede Müslümanların eğitimine katkıda bulunmak için yeri geldiğinde Elif-Ba kitabı yayınlamış, yeri gelmiş o şehirde dergi veya gazete çıkarmış.

Çin ırkından olan Müslümanların önderlerini toplamış, yapılması gerekenleri anlatmış ve örnek hizmetleri başlatmış.

Çinli tarihçilerin toplantı yerlerinde bulunmuş ve Çin’deki İslam’ın izlerini sürerek Çin’deki sahabe kabirlerini ortaya çıkarmış.

Gittiği ülkenin başkentlerinde yaşayan Müslüman alimleri bir araya getirerek neler yapılması gerektiğini istişare ettikten sonra hemen ilk icraatı kendisi başlatarak öncülük yapmış.

İstanbul münevverleri üzerinde öylesine etkili olmuş ki, Mehmet Akif Ersoy merhum, onun İslam Alemi hakkında anlattıklarını Safahat kitabının “Süleymaniye Kürsüsünde” başlığı altında uzunca anlatmıştır.

Hatıraları Akif merhumun çıkardığı “Sırat-ı Müstekım” dergisinde yayınlandıktan sonra 1912 yılında “Alem-i İslam” adı altında yayınlanmıştır.

İlk baskısını temin edeli kırk yıldan fazla oldu.

O zaman okuduklarımdan akılda kalanlarla idare ediyorum.

Rakamlar aklımda kalmadı ama gemiyle gittiği yerlerin, trenle gittiği kilometreler, deve üzerinde, at sırtında geçtiği yerler, yaya olarak gezdiği yerlerin hepsi yazılı.

Çin, Hind, Japonya, Singapur, Kiev, Beyrut… hiç birinde devletlerin engeliyle karşılaşmaz ama 1930 yılından itibaren Türkiye’de takip, taciz ve soruşturmalara uğrar.

Her gittiği yerin ilim adamları ve siyasileriyle görüşmeleri vardır.

Japon Tarih Kurumu’nda yaptığı konuşmadan ve Müslüman olan Japonların şehadet getirmesinin ardından duyduğu endişelerini daha önceki bir makalemde yazmıştım.

“Nerde o eski günler” sözünü hiç kullanmam.

Rabbimiz:

“Onlar bir ümmetti geçti gitti. Onların kazan¬dığı onlara, si¬zin kazan¬dığınız da si¬zedir ve siz on¬ların yaptıkların¬dan sorumlu tutul¬mayacaksınız” buyurur. (Bakara Suresi ayet 134,141)

Biz kendi yaptıklarımızdan sorumluyuz.

Bu çağın delisinden de velisinden de sorumluyuz.

Etkıyasından da eşkıyasından da sorumluyuz.

Eşkıyanın karşısında etkıyanın yanında olmaya çalışacağız.

Görmek istersek günümüzdekileri de görürüz.

2004’te İstanbul’da vefat eden “Çağdaş Battalgazi” başlığı ile tanıttığım değerli insan gözlerimizin önünde yaşadı.

Görenler gördü ve bıraktığı İslam’a hizmet kurumları yine İslam’a hizmete devam ediyorlar.

Sonra, neden, “Nerde o eski günler” diyoruz ki?

Onlar da bizim gibi kan ve candan meydana geliyordu.

Onları yerinde durdurmayan imanları idi.

O iman da hepimizde var Allah’a hamd olsun.

Hemen bu gün, şu anda yerinizden kalkın en yakın arkadaş veya komşuya gidiniz.

Döviz, araba, ev, malı götürmüşler, hırsızlar… gibi laflara girmeden, İslam adına neyi biliyorsanız onun üzerinde konuşunuz.

Sosyal medyadan aldığınız bilgileri araştırmadan yaymayın.

Takvim yaprağı bilgilerine itibar etmeyin.

Muteber tefsir, hadis, fıkıh kitaplarından alarak bilgi alış-verişi yapın.

Gündüz vakti kadınlar, koyunları sağarlarken, aç kalan bir kurt sürüye saldırır.

Kadınlar korkularından bir araya toplanmışlar ve “Amanın bir erkek olsaydı” diye hayıflanırlarmış.

Çoban da, kadınların arasında o da, “Amanın bir erkek olsaydı” dermiş.

Bizim durumumuz da onlardan farklı değil.

Farkımızı fark ettirelim.

Yarın, şu anda hizmetlerine altmış yıldır devam eden, gezdiği yerler, geçirdiği zamanlar ve hidayete ermesine sebep olduğu insan sayısı esas alınırsa, “Sınır Tanımayan Doktorlar”ın, avukatların, hemşirelerin hiç biri onunkisiyle kıyaslanmayacak birinden bahsedeceğim.