Türkiye, Küçücük Gazze’ye karşı dünyanın tüm canavarları birleşti. Birlikte olmayan devletlerden ise sadece sözden ibaret olan cılız eleştiriler geliyor. Aslında diğerleri ne yapıyor diye sorup etrafa bakınıp duracağımıza her zaman için ilk olarak biz ne yapıyoruz demeliyiz. Bu anlamda Türkiye’deki tavır, bizim için öncelik olmalıdır.

Dönüp ülkeme bakalım şimdi. İslami camialara baktığımızda İsrail vahşetinin başladığı ilk günlerdeki aksiyonel tavır son derece azalmış görünüyor. Batı’nın geniş katılımlı bazı toplumsal eylemlerinden bile daha cılız bir eylemsel tepki kaldı. Üstelik işgalci İsrail, katliamların boyutunu artırmasına rağmen, bizdeki tepkisellik azaldı. Sadece içimizin acıması ile geçiştirdiğimiz günlere kaldık.

Oysaki böyle olmaması gerekiyor. Sadece söylemden ibaret olan bir şeyler yapmak ile zulme engel olunamıyor.

Bu konuda ilk ve büyük adımları atması gereken ise her anlamda gücü elinde bulunduran iktidardır. Büyük halk kitlelerini meydanlara sürebilecek, kamuoyunu en etkin bir şekilde harekete geçirebilecek, elindeki tüm resmi ve sivil gücü ile en etkili karşı duruşu sergileyecek olan iktidardır.

Ancak ne hikmetse iktidar, ısrarla bu gücünü kullanmaktan yana olmamakta. Artık alıştığımız ve hiçbir karşılığının olmadığı ve olmayacağı eleştirel nutuklar ile günler geçmekte.

İktidar gücü niçin büyük çapta miting ve eylemler yapmamakta. Elinde tuttuğu STK’lar niçin etkin bir şekilde kamuoyu oluşturmamakta. Basın, niçin etkili yayınlar yapmamakta.

Acaba toplumsal bilinç yükseldiğinde, iktidar da sorgulanmaya mı başlar? İsrail’e giden gemilerin, yapılan ticaretin hesabı mı sorulmaya başlar? Sonra yerel seçimlerde 1 oy bile azalmış mı olur acaba?

Yani insan bu ataleti görünce kızıp bunları yazıyor hakikaten. Ancak iktidar artık Allah rızası için sadece kendi kitlesini değil, tüm ülkeyi ayağa kaldıracak toplumsal bir mutabakat gibi bir hareket ortaya koymalıdır. 15 Temmuz sonrası bunu nasıl başardı ise, Yenikapı alanına toplumun çeşitli kesimlerini, siyasileri, sanatçıları ve temsilcilerini nasıl getirdi ise şimdi de aynısını yapmalıdır. Toplumun tüm kesim ve temsilcilerine ulaşmalıdır. Siyasi hesapları bir kenara bırakıp tüm muhalefet ile ortak insani bir masaya oturmalı ve en etkin çalışmaları yapacak bir planlamaya gitmelidir. Bu insani konuda artık tüm toplumu birleştirmelidir. Bu, hem dini, hem tarihi hem insani ve hem de vicdani görevidir. Yoksa tarihi vicdanda yargılanacaktır.

Elinde devlet gücünü tuttuğu için bu büyük birliktelik vazifesi ilk olarak iktidara düşmekte. Ancak bizzat varlık sebebi olarak Saadet Partisi ise her zaman olduğu gibi bu gün de iktidarın boş bıraktığı yeri aynı 2020’deki Büyük Kudüs Mitingi gibi bir birliktelik ile doldurmalıdır. Hatırlarsanız 2020 yılında Saadet Partisi’nin girişimi ile Yenikapı’da Kudüs mitingi düzenlenmiş ve tüm muhalefet kesimleri genel başkanlar düzeyinde temsil edilmişti. Böylece tüm ülkede Kudüs bilinci oluşmuştu. Siyasi görüş ve dünyaya bakış itibarıyla bu davaya uzak olan halk kitleleri, liderleri aracılığı ile duyarlılık geliştirmişti. Bu, o kadar değerli bir birliktelik idi ki, aracı olanlar her daim büyük bir saygıyı hak edeceklerdir.

Şimdi Saadet Partisi 2020’deki gibi bir organizasyon ile toplumu bir araya getirebilse ne kadar güzel olur. En azından bu meseleye mesafeli bakan, ya da hiç gündeminde bile olmayan insanlarda bir bilinç oluşsa. Ya da ülkedeki manipülatif algı operasyonlarına maruz kalıp Arap karşıtlığı üzerinden Filistin meselesine karşı da yanlış bir tutum içine girmiş insanların doğruyu görmesine vesile olsa ne kadar güzel olur.

Lütfen artık İsrail vahşetine karşı, Gazze’nin yanında olmak üzere bu ülkenin insanlarını birleştirecek adımlar atılsın. Kim atacaksa, nasıl olacaksa, ne yapılacaksa olsun artık. Tüm dünyaya örnek olacak işler çıkartılsın.

En büyük yardımlar bu ülkeden gitsin. Dünya milletleri bizden etkilensin. Kendi içimizdeki yavan tartışmaların Gazze’ye bir faydası olmuyor.