Dün akşam 17.00 den itibaren gündemi partilerin Yüksek

Seçim Kurulu na verdikleri milletvekili aday listeleri oluşturuyor/oluşturacak.

Bu bakımdan aslında bu yazımın konusu milletvekili aday listeleri ve bu

listeler etrafında oluşan yorumların olmalıydı. Ancak, belli bir saate kadar

yazımı gazeteye gönderme mecburiyeti sebebiyle hem gündemden kopmamak hem de

önümüzdeki günlerinde en önemli konusu olacak çözüm süreci ve terör örgütünün

silah bırakması üzerinde durmak istiyorum. Çünkü son günlerde sanki çözüm

süreci bir kenara itilmiş, gündemden düşürülmüş gibi bir hava esiyor. Bunun

önemli sebeplerinin başında iktidar ile HDP ve Kandil arasındaki farklı

yaklaşım geliyor. Çünkü iktidar açısından çözüm süreci deyince silah

bırakılması, hatta silahların gömülmesini kastediliyor. Buna karşılık

Kandil den yapılan açıklamalar da silah bırakmak hiç gündemlerinde değil. En

son Cemil Bayık ın bu ayın başında medyaya da yansıyan açıklaması taraflar

arasındaki olaya yaklaşımdaki farklılığı gösteriyor. Bayık açıklamasında,

Silahı değil, silahlı mücadeleyi bırakırız. Eğer Türkiye gerçekten kendi

cephesinden adımlar atarsa, biz bugün bile silahlı mücadeleyi sonlandırmaya

hazırız diyerek silahları gömmek gibi bir düşüncelerinin olmadığını

gösteriyordu.

Hemen belirteyim ki bu tür açıklamalar bana hiç sürpriz

gelmiyor. Bayık böyle bir açıklama yapmış bile olsa terör örgütü silah

bırakmaktan çok silahları gömmek değil, silahlı mücadeleye bir süre ara vermeyi

düşünmektedir. Bunun anlamı ise, duruma göre silahlı mücadelenin yeniden

başlatılabileceğidir. Böyle olunca da çözüm sürecinden terör örgütünün kendini

feshetmesi gibi bir sonuç beklemek gerçekçi olmaz.

Sanıyorum bu noktada Bayık ın, Türkiye kendi cephesinden

adımlar atarsa sözleri ile neyi kastettiği açık değil ama KCK ve HDP den zaman

zaman yapılan açıklarda sıralanan bir takım istekler dikkate alındığında terör

örgütünün silah bırakmayı bir yana bırakalım, silahlı mücadeleyi bile bırakmaya

hazır olmadığını gösteriyor. Kaldı ki, silah bırakma konusunda terör örgütünün

kendi başına karar verme noktasında bulunup bulanmadığı da ayrı bir konu. Artık

açıkça biliyoruz ki, terör örgütleri ülkelerin bir takım şartlarındaki

çözümsüzlük sebebiyle değil, bir takım yabancı istihbaratların taşeronluğuna

soyunmuş durumdadırlar. Bir diğer ifade ile varlıklarını sürdürmeyi bu dış

desteklere borçludurlar. Bu nitelendirmem sadece PKK terör örgütü ile sınırlı

değil. İstanbul da bir savcımızı şehit eden terör örgütünün de arkasında

yabancı istihbarat örgütlerinin bulunduğunu bu son olay vesilesiyle bir kez

daha millet olarak gördük.

Bu bakımdan terör örgütleri ile mücadele konusunda esas

hedef bu örgütlerin arkasındaki istihbarat örgütleri ve yabancı güçler olması

gerekiyor. Sıkça vurguladığım gibi, terör örgütlerinin arkasındaki elin

kırılması gerekiyor. Bunun özellikle uluslararası ilişkiler açısından kolay

olmadığını biliyorum ama imkânsız olduğunu da düşünmüyorum. Çünkü ülkemize

yönelik eylemlerin içinde bulunan terör örgütlerinin arkasındaki ülkeler

bilindiğine göre bu hususta gerekli adımların atılması gerekiyor. Bu adımlar

ille de savaş değildir. Özellikle ekonomik ve siyasi adımlar atılabilir. Eğer

atılamayacağına inanılıyorsa o zaman toplumu çözüm süreci söylemleri ile

oyalamanın anlamı yoktur.