Ülkemizdeki sıkıntıların mühim kısmı, Tek Parti devrindeki icraatlardan ve bu icraatların sistem haline getirilmesinden kaynaklanmaktadır. Biz bu konuyu yaklaşık 29 sene önce ele almış ve ülkemizin aydınları ile bu konuyu enine boyuna masaya yatırmıştık. Sonradan da bu röportajları Yakın Tarih Ansiklopedisi’nin 12. cildinde “İlke ve İnkılâplar Referanduma Götürülmeli” başlığı ile yayınladık. Konu ile ilgili; Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Süleyman Demirel, Prof. Dr. Neşet Çağatay, Doç. Dr. Yalçın Küçük ve Mehmet Dülger’le röportaj yapmıştım. Bu röportajlar içerisinde merhum Erbakan Hocamızın tespitlerinin yeri bir başka idi. Bu röportajı ilk olarak 29 Kasım 1989’da yayınlamış, daha sonra ansiklopedinin 12. cildinde neşretmiştik (s. 244-248). Geçenlerde aklıma geldi, yaklaşık 29 sene önce yaptığımız röportajı tekrar okudum. Tek Parti devrinde temeli atılan, darbelerle kökleştirilen sistemin ülkeyi nasıl sancılandırdığını vukûfiyetle gözler önüne seren Erbakan Hocamız, bu ilkelerin ve sistemin hür bir şekilde tartışılıp referanduma sunulması gerektiği fikrine katıldığını belirterek şöyle demekteydi: “Bunun için de işaret ettiğimiz gibi önce fikir hürriyetinin o ülkede bulunması lazım gelir. Sonra fikirlerin millete eşit şartlar altında takdim edilmesi lazım gelir. Hâlbuki tatbikat böyle olmamaktadır. Önce bir anayasanın hazırlanması, belli seçilmiş insanlara yaptırılıyor. Gerek 61, gerek 82 Anayasası’nda, sonra bunların içerisine belli çevrelerin, belli arzuları getirilip yazılıyor. Ondan sonra da tek bir anayasa olarak ve tamamen tek yanlı olarak aleyhinde konuşmak yasak olmak üzere, hiçbir tartışmaya tabi tutulmadan, ‘bunu oylayın, eğer buna oy vermezseniz mevcut askerî idare devam edecek’ deniliyor. Alternatif olarak da bu gösteriliyor.”

Mevcut sistemin hileli, yanlı taraflarını müşahhas misallerle gözler önüne seren Erbakan Hocamız şöyle demekteydi: “(…) Görüldüğü gibi bir seçim oluyor, bu seçimde ve seçimden önce, meselâ Türkiye’de Refah Partisi’nin televizyonda tek kelimesi dahi verilmiyor. Hatta öyle ki, mesela bir toplantı oluyor. Bu bir dernek toplantısı. Bu toplantıda derneğin başkanının açık konuşması veriliyor. O toplantıya gelen diğer parti liderlerinin konuşması veriliyor. Sıra Refah Partisi’ne geldiği zaman, yok muamelesi yapılıyor. Böyle bir tatbikat en geri kalmış ülkelerde bile söz konusu değildir.”, “(…) Bu bir oyundur. Bu bir aldatmacadır. Bunun için biz Türkiye’deki rejimi hile rejimi diye isimlendiriyoruz. Türkiye’nin baş meselesi, önce bu hile rejimini ortadan kaldırıp âdil bir düzeni kurmaktır.”

“Söz milletin olsa, kendi başına düşünüp taşınarak ideale yakın idare sistemini kuramaz mı? O kapasitede değil mi?” sorumuza da merhum Erbakan Hocamız şu cevabı vermişti: “Biz Batı taklitçilerinin karşısındayız. Bizim milletimiz, serbest bırakıldığı takdirde yapılabileceğin en iyisini seçebilecek kabiliyettedir. Ancak bunun için gereken şartları yerine getirmek lâzım. Asıl milletin istediklerini, tam bir düşünce hürriyeti içinde ortaya koyabilmek, eşit şekilde millete takdim etmek ve her türlü tesirden uzak bir tarzda, ‘Hangisini istiyorsunuz?’ diye sormak lazım. Bunun için, bilhassa son 200 yıldan beri Siyonizm’in ve emperyalizmin bizim milletimiz üzerindeki maksatlı tahribatına rağmen, bizim milletimizin sağduyusu, henüz yok olmamıştır. Milletimize bugün bütün bu tahribata rağmen alternatifler sunulacak olunursa milletimiz bunların içerisinden en isabetlisini seçebilecek kabiliyettedir. Yeter ki bu fırsat verilsin.”

Maalesef şu gün olmuş hâlâ milletimize düşünme, tartışma, tercihte bulunma fırsatı verilmiyor. Yarın dize vurulacak, dövünülecek Anayasa değişiklikleri “mutlak doğru” kabul edilerek yola çıkılıyor ve öylece yürünmek isteniyor. Alternatif fikir üretenler de neredeyse “vatan haini” ilan ediliyor. A şahsı, B şahsı olmazsa ülke batar havası verilmek isteniyor. Şu hususun altını kalın çizgilerle çizerek söylemek isterim ki: Şayet doğru sistem tesis edilirse, ülkeyi idare edecek binlerce insan çıkar ve o insanlar da el’an mevcuttur. “Yok!” demek, yeis havası üflemektir ve dalâlettir. Ülkemizde zaten bin yıllık devlet geleneği ve devletin oturmuş kuruluşları vardır. İnanın sade bir vatandaş bile Cumhurbaşkanı olsa, doğru sistemle memleketi fevkalâde idare eder. Temel şart: İman, ahlak, feraset, dirayet, bilgi ve yerliliktir. Bu konuyu uzun uzadıya konuşabiliriz. Ancak önce şu Tek Parti devrinde tesis edilen, darbelerle perçinlenen mevcut sistemin ve bu sistemin ürünü olan ağızlardaki bandın, ellerdeki ve ayaklardaki prangaların çözülmesi lazım.