Ramazan ayı bayramı öncesi ve sonrasıyla, ülkemizde dokuz günlük resmi bir tatil yaşandı. Bu şu demektir: Devlet, müesseselerindeki vatandaşlarına 9 gün meşguliyetlerine ara verdirmiş oldu. Böyle günlerde müslim-gayrimüslim ayırdedilmiyor. Elbette doğrusu da budur. Son derece önem arz eden şu soruyu ortadan da olsa, sormakta fayda mülahaza ediyorum.
Bayramlar, tatil günleri midir
Ramazan ayı bayramı ile Kurban Bayramı günleri asla tatil günleri değildir. Hiçbir Müslüman bu günleri tatil günleri olarak kabul edemez. Eğer ederse, bayram günlerinin icapları yerine getirilmemiş olur. Bayram günlerinin sevinci ve mutluluğu toplum olarak yaşanmalıdır. Bayramın icapları yerine getirilmelidir. Büyükler ziyaret edilmeli, küçükler sevindirilmeli, yetimler ve gurebalar köşelerine terkedilmelidir. Komşuların kapıları çalınmalı, bayramları kutlanılmalıdır. Hastaların, pir-i fânilerin ve acuzelerin duası alınmalı, sevinçler birlikte paylaşılmalıdır.
Bazıları her bayramda olduğu gibi bu bayramda da, bayram öncesinden bayram sonrasına kadar evlerine kilidi vurup "tatile çıktılar." Böyleleri Ramazan Bayramını "şeker", Kurban Bayramını "et" bayramı kabul edenlerdir. Toplum sevincinden mahrum bu nasipsizlerin islahları için dua edelim. Bayramın ne olduğunun böylelerine hatırlatalım. Gayrimüslim toplumların anlayışıyla hayat sürenlerin hep unutulacağını kendilerine ikaz edelim. Mânevî doyuma eremeyenlerin hazin akıbetlerinin örneklerini böylelerine gösterelim. Babasının, anasının cenaze namazını kılmayanların bayramları evlatlarına yaşatmayan ebeveynler olduğunu hatırlatalım.
Hülasa, bayramları bayram olarak yaşamak, Müslümanların İslâm dan kopmamak için önemli bir vecibeleri olduğunu bilmek ve bu minval üzere yaşamak gerekiyor. Bu, hepimizin önemli vazifelerinden biridir.
***
Bayram sonrası bazı programlar münasebetiyle birkaç günlük seyahatımız oldu. Kahramanmaraş, Gaziantep, Adana, Konya şehirlerini dolaştım. İzlenimlerimden bir bölümünü faydalı olacağı kanaatımla arz etmek istiyorum.
Kahramanmaraş ta programımı bitirip ayrılmadan önce şehre hakim kaleye çıkıp K.Maraş ı kuşbakışı seyrettim. Bizi oralara çıkarıp bilgilerimizi tazeleyen Necati Yiğit hocamıza teşekkür ediyorum.
Mihmandarımız Fransız askerlerinin Müslüman kadınlara sarkıntılık etmeleri münasebetiyle başlayan hareketle Maraş ın kurtarıldığını ve çevre illerin de bu meşaleyle kurtuluş hareketlerinin başladığını anlattı. Bu arada kalede bulunan mekandan hoparlörlerle dışarıya verilen ses ile bir zenne sesinin çıktığı kadar şöyle haykırıyordu:
"Bu akşam bütün meyhaneleri dolaştım.
Kadehlerde senin dudak izlerini aradım..."
Maraş ı Fransız züppelerinden kurtarıp kahramanlaştıran Sütçü İmamlar yıllar sonra kendi torunlarının elleriyle Fransız kültürünün Maraş ı yeniden istilâ ettirileceğini bilselerdi ne yaparlardı diye düşündüm. Öylesine muzdarip oldum ki, etrafımda bu kültürden Maraş ı tekrar kurtaracak Sütçü İmamları aradım. Heyhat hiç kimseyi bulamadım.
Sütçü İmamın kabrinin başında Fatiha okumak için oraya koştum. Yanındaki camide ikindi namazımı kılayım dedim. Orada da ayrı bir hüzün yaşadım. Cami kapalı. Son cemaat yerinde kadın-erkek karışık namaz kılınıyor. Bir perde çekilip kadınların yeri ayrılsa olmaz mı Bu oranın imamının yapacağı iş. Yapılamayacak kadar zor da değil. Bu vesile ile bütün imamlarımıza bu hususu hatırlatmış oluyorum.