Güzel dil insanı baş tacı eder. Göklerde gezdirir. Yerle gök arasında bir hâle oluşturur. İnsanı kucaklar sarıp sarmalar. Güzel dil insanı gönlünden kavrar, gönül düşürür, gönlü gönle kaydırır. En sert olan anı birden yumuşatır ve içselleştirir.

Güzel dil; çile ve acı çektirir, insanın canını yakar ama mutlu ve huzurlu kılar. Güzel dil şiir dilidir, sevgi ve aşk dilidir. Güzel dil; çağırı, davet ve kabul dilidir. Güzel dil can dili, gönül dili, aşk dilidir. Güzel ve şiir diliyle Peygamber sevgisi, aşkı ve bağlılığı dile gelir. İnsanı kendinden geçirir. Peygamber gönülde yücelir. O, asla putlaşmaz. Çünkü onun merhamet ve sevgi dili insanın gönlünde yer eder. İnsanı belli bir merkeze doğru, ilâhî olana çeker.

Peygamber şiire izin verdi. Şiir dile geldi yüzyıllar boyunca. Büyük bir nehre, nehirden okyanuslara yol aldı. İslâm milletinin dili şiir dilidir. Naiftir, sevgi yüklüdür, merhametlidir. Çünkü bu dil aşk dilidir. Dergâhlarda, medreselerde, halk arasında şiir dili konuşur, bazen nüktedandır, bazen muziptir. Çokça acı yüklüdür. Onda ağıt vardır, yakarı vardır, aşk vardır. Asla merhametsiz değildir. Olsa bile haddini bilir.

Şiir dili, aşk dili, sevgi dili bir slogan dili değildir. İçten içe insanın ruhunda yer eder, ruhun kılcallarına yol alır.

Şiir dilini yabancılaştıranlar başka dünyalara çekenler kendilerine âlet ederler. Salon, slogan, meydan ya da siyasa diliyle bağdaşmaz. Şairin derdi başkadır. Siyasal çıkar peşinde olanın derdi başka. Çünkü dünyaları örtüşmez. O dilin sahip olmayanda şiir kekreleşir, kakafonik bir hâle bürünür.

Salon dili küttür, balyoz gibi tepelere iner. Ruha ve kalbe hitap etmez. Gönlü kabarıklara hitap eder. Onlar da saman alevi, su köpüğü gibidir.

1970’li yılların salon, slogan ve kakafonik şiirinin yerinde yeller esiyor. Zaten onlar şiir değildi ama şiir niyetine gümbürdetiliyordu.

Bugün büyük şiirimizin özünden, ruhundan uzak olanlar, şiir ş’sini bilmeyenler şiir ile var olmaya bakıyorlar. Şiire yaslanıyorlar ama şiir ruhundan uzaklar. Davulun derisine inen tokmakların çıkardığı gümbürtü ne ise şiiri o hâl ile söyleyenlerin sesi aynıdır.

Osmanlı sultanlarını ta’n edenler onların şair ve sanatkâr olduklarını gözlerden ırak tutarlar. Çünkü onlar sevgi ile şiir dilinden doğma idiler. Başarıları da oradan geliyor.

Büyük dergâhlarda büyük veliler şairdir. Şair velilerin dili insanın gönlüne akar. Onların ince ruhundan güzellikler bir nehrin çağıltısı gibi akar. İnsanlığa sohbetlerinde hep sevgi ve aşk dili var. Medeniyetimizin özünde bu büyük bir kanaldır.

Şiir insanın dilinden ve kalbinden çekilince sevgi damarları kurur. İnsanı sıradanlaştırır. Şiirden aşk doğar. Derdi olanın dilinde şiir hallenir ve kendini bulur. Davası olanın şiir dili insanı kucaklar. Maniler, atışmalar, gazeller, destanlar, naatlar, kasideler, rubailer, mesneviler, ilahiler, koşuklar şiir dilidir.

Müslümanlar şiir ile yoğrulu olduklarından dünyanın dört bir yanına duru nehrin suları gibi aktılar. Tatlı esintilerle çiçeklerin polenleri gibi saçıldılar. Gönüllere kaydılar, gönülleri fethettiler. Zamanları aştılar.

Dilini yitiren Müslümanlar kuraklaştı, sıradanlaştı, katılaştı.

Şiirin güzelliklerine ermek için yeniden şiire, hayata ve insana sarılmanın zamanı. Gönülleri fethetmenin zamanı. Gönüllerde taht kurmanın zamanı.