İnsanın birbirine bağlanma, sevme, içtenlik ve dostluk
alanları giderek kapanıyor veya daralıyor. İnsanın insandan uzaklaşması
insanlığın çıkmazı. İnsanın insandan nefreti, husumeti, düşmanlığı çatışma
getiriyor. Birbirine olan gereksinimleri azalıyor, uzaklaşılıyor.
Sevgi ve bağlılık insanı yakınlaştırırken bir yandan da
güçlendiriyor.
İnsanlık sevgi dilini yitirdi. Dilini yitirince yüz
ifadesi değişti. Birbirinin gözlerinin içine bakamaz oldu. Umursamazlık,
ilgisizlik ve hatta dışlama ile giderek uçurum derinleşiyor.
Bir milleti birbirine bağlayan temel değerler var.
Değerler bağlayıcı en önemli unsurlar.
Din, bir milleti birbirine bağlayan en geniş katılımı
sağlayan temel olgu. Milletlerin oluşu din eksenlidir. Bunu yeryüzü geneline
baktığımızda görüyoruz. İslâm Milleti, Hıristiyan, Yahudi, Budist milleti gibi
örnekleri verilebilir. Ateistler millet değildir örneğin. Bir milletin toplamı
içinde azınlık ve bireysel olarak kalır. Onlar kendilerini bir grup içinde
görmezler. Ancak şunu da söyleyebiliriz. Hıristiyan milleti içindeki ateistler
gene de Hıristiyan ruhunu taşırlar.
Kavimler bir toplam oluşturmada elbette önemlidir. Ancak
insanlık açısından bütünleştirici değildirler. Türkler İslâm milletine
dâhildirler. Müslüman Türk milleti düzleminde baktığımızda, Hıristiyan Türkler,
Yahudileşmiş Türkler, Budist Türkler ile Müslüman Türkler arasında bir yakınlık
ve sevgi bağı yoktur. Birbirlerine soğukturlar. Bunu insanlığın geneline
uyarlayabiliriz. Kabileler de benzer durumdadırlar. Müslüman olan bir kabile
içinde başka bir düşünceye mensup olanlar ile aralarında bir sevgi bağının
oluşumu sınırlıdır. Bu insanlar birbirilerine yabancıdırlar.
Temel ölçeğimiz Müslümanlar olduğuna göre, Müslümanların
kavim sayısı örneğinden yola çıkarsak sayısal olarak oldukça fazladır. Sayısını
tam olarak bilmiyor olmamıza rağmen sanırım ki yüzü aşkın kavim İslâm milleti
içinde yer alıyor. Bunların isimlerini tek tek sıralamaya kalkarsak bu daha
kolay anlaşılabilir.
İnsanlık tarihinde kavimler arasında en kolay ev en erken
sevgi bağını oluşturan da İslâm dır. Batı Hıristiyanları yakın zamana kadar
siyahileri insandan bile saymıyorlardı. Bugün Abede de Hıristiyan olan
siyahilere karşı içten içe hâlâ bir nefret ve ikrah bulunmakta. Onları sevgi
adına birbirine bağlayan en temel şey din olgusunun bile yeterince bağlayıcı ve
belirleyici olmaması. Bu, bir bakıma Hıristiyanlığın bir din olmasının ötesinde
bir kültüre dönüşmüş olması. Hıristiyanların geçmişi de, yüzyıllardır böyledir.
İslâm milletinin oluşumundan beri bu olgu tamamen devre
dışı kalmış. Habeşli Bilâl in aşırı siyahiliği Müslüman olmadan önceki hâli ile
sonrakini kıyaslayabiliriz. Öncekinde köle olmanın ötesinden daha aşağı bir
konuma sahipken Müslüman olmasıyla birlikte birden bire çok farklı bir konuma
geçmesi, onun değerli ve anlamlı olması onun var olduğu cevher ile ilgili.
Birden bir inci gibi parıldamaya başlıyor. Sevgili Efendimizin yanında yer
alıyor, öne çıkıyor. İslâm dışındaki kültürlerde bu, ancak yüzyıllar sonra
belli bir düzleme gelebiliyor.
Bir Müslüman, dünyanın en ucundaki bir Müslümana
rahatlıkla sevgi bulabiliyor. Duaları ve bağlanışları ortaktır. Bir Müslüman
bir duada bulunurken bütün ümmeti içerecek bir el açışta bulunur. Bir Fatiha
okunduğunda bütün Müslümanlar bundan nasiplenirler. Soyları kesilmiş,
yeryüzünde kimsesi bulunmayan Müslümanların hayır hanelerine hemen her gün
milyonlarca insanın duası ve sevgisi erişir.
Kavmiyet hastalıklarını ve ayrışmalarını bir kenara
bırakarak baktığımızda Müslüman bir Türk ün, bir Kürt ün, Bir Arap ın, bir
İngiliz in ortak sevgi dilleri var. Bu bütün Müslüman kavimler için geçerli. Bu
sevgi ve bağlanış çıkarsızdır. Örneğin Malezya da ya da dünyanın bir diğer
ucundaki, Amerika daki bir Müslümanın birbirine sevgi duyması birbirine duada
bulunması nasıl izah edilebilecek
Sevgi ve dostluğun sürekliliği çıkarsız ve beklentisiz
olanıdır.
Müslümanların yeni bu ruhu bütünüyle kavramaları sevgi
bilincine ermeleri en önemli durum.