Bilindiği gibi, evlilikler aileyi, aileler de toplumu

meydana getiriyor.

Bu süreç ne kadar bilinçli ve sağlıklı işlerse o toplum

da o kadar sağlıklı ve uzun ömürlü olur.

Türkiye, ekonomik ve teknolojik yenden dünya

devletleriyle yarışır hale geldi. Ülkemizin insanları bilinçleşiyor, refah

seviyesi yükseliyor ama ailedeki uyum ve düzen de giderek kayboluyor.

Şu anda ülkemizde, en ciddi yara alan ve hızlı bir çöküş

sürecine giren aile kurumumuz durmadan kan kaybediyor.

Alternatifi olmayan bu kutsal kurumda çok ciddi

sorunlar yaşanıyor.

Kişiliğimizi, kimliğimizi kazandığımız bu kutsal kurumun

içine virüs girdi.

Şu anda bu durum, sorun olarak gündeme pek gelmiyor ama

gelecekte Türkiye nin en ciddi sorunu, aile krizi sorunu olacaktır.

Geçimsizlikler, kavgalar ve boşanmalar almış başını

gidiyor

Modernizmin dayattığı çekirdek aile, birlik ve

beraberliği korumada etkili olamıyor.

Evlenenlerden çok boşananlar her geçen gün artarak

devam ediyor.

Ortalama senede 550 bin ile 600 bin arasında evlilikler

oluyor.

Bu evliliklerden 150 bin ile 200 arasında boşanmalar

oluyor.

Türkiye gibi dini değerleri kuvvetli olan bir ülke için bu

durum çok tehlikeli bir gidişattır.

*

Aileye en çok zarar veren karı kocanın geçimsizlikleri

ve erkeğin uyguladığı şiddet belası dır.

Şiddetin hiçbir şekli, insani ve İslami değildir.

İnsanlıktan nasibini almayan ve içinde merhamet duygusu

olmayan kişilerin başvurdukları bir durumdur şiddet.

Biz bunu ne kadar benimsemesek de, uygulamada şiddetin

her çeşidi maalesef var. Aile içi şiddet , bunların içinde en yaygın olanıdır.

Eskiden karı-koca arasında erkek, karısına dayak

atıyordu.

Şimdi çıkarılan yeni kanunlarla köşeye sıkışan erkek,

karısını öldürüyor.

Yetmiyor, ona müdahale edenleri de öldürüyor. Sonunda

da kendini öldürüyor.

Neden bunu yapıyor

Çünkü kanun gücüyle, elinden çocuğu alınıyor.

Tapusu alınıyor. Evinin etrafına yaklaştırılmıyor.

Karısıyla barışmak istediğinde de hemen yakalanıp hapse

atılıyor.

Saldırıdan korunma bahanesiyle üzerine elektronik

kelepçe takılıyor, eşine yaklaştığında hemen emniyete sinyaller gidiyor.

*

Kadına karşı şiddetin önlenmesi için çıkarılan 6284

sayılı yasa , bu anlamda pek çok erkeği daha fazla şiddete ve saldırganlığa

yönelteceği düşünülüyor.

Aile kurumunun yasaları, kendi içinde belirlenir ve kendi

içinde uygulanır.

Şiddeti, şiddetle çözmeye kalkarsanız anarşi olur.

Bunun sonucunda huzursuzluk, bunalım ve kaos olur.

Nitekim bugün de aynısı oluyor.

Bu şekilde ablukaya alınan erkeğin gözü dönüyor ve

kendini kaybediyor.

Ondan sonrada istenmeyen feci olaylar oluyor

Yeni çıkarılan kanunlarla kadın daha da mağdur ediliyor.

Her şeyden önce bir erkeğin eşini dövmesi, onun güçlü olduğunu göstermez,

bilakis güçsüz, hatta aciz olduğunun gösterir.

Çünkü güçlü ve kendinden emin olan bir erkek; bilgisini,

mertliğini, iletişimini ve kendine olan güvenini ortaya koymak suretiyle eşini

ikna etmeye, inandırmaya ve anlamaya çalışır.

Zaten bunu yapamadığından fiziksel güce başvuruyor.

*

Çare, aileyi ve karı-kocayı kaynaştırmak ve

birleştirmek için yapılması gereken maddi ve manevi girişimlerdir.

Bunun için de gönüllü kuruluşlar ve akrabalar aktif

hale getirilmeli ve teşvik edilmeli.

Evlilik, aile ve karı-koca geçimi konuları başta olmak

üzere, çocuk eğitiminden, karı-koca ilişkilerine kadar var olan konuları,

kültürel değerlerimize uygun bir halde kamuoyuna duyurulmalı.

Her şeyden önce, bu konuda devletin bir politikası

olmalı.

Televizyon programlarıyla, dizlerle ve uzmanların

telkinleriyle ailenin ve karı kocanın önemi devamlı gündeme olmalı.