1995 Amerikan-Fransız ortak yapımı Casino filminde Martin Scorsese, Ace Rothstein’in bir nevi biyografisini anlatmaya çalışır. Scorsese, Casino’da 1970’lerin Las Vegas’ının kendilerince ışıltılı yüzünün arkasındaki karanlık olayları ve ilişkileri beyaz perdeye taşır. Bütün bir biyografiyi dış sese anlattırır Scorsese. Elbette sesin belirttiği konunun özellikle mühim taraflarını görsele taşır. Ace’ı oynayan Robert de Niro malikânesinden çıkıp aracına doğru yürür. Aracına yerleşip kontağı çevirdiğinde müthiş bir patlamayla kendisini otuz metre kadar havada bulur. Yahut biz öyle zannederiz. Hakikaten tüm iradesiyle öyle havada uçuştuğunu, bu arada hayat döngüsünün ayrıntılarını birer birer gözden geçirdiğini akla getirir. Bu aynı zamanda filmin başlangıç fragmanıdır ve sona yakın o patlamaya geri dönülecektir. Film, dış sesin anlatısıyla başlar, ilerler, tamamlanır.
Casino sinemanın kültlerindendir ama elbette bir biyografi filmi böyle yapılır yahut böyle yapılmalıdır da denemez. Gelgelelim 2018 Türkiye yapımı yönetmenliği Hakan Kırvavaç, yapımcılığı Mustafa Uslu’nun üstlendiği Müslüm filminde sahne tam da böyle başlayıp böyle devam edemediği görülür. İlk bakışta akla Scorsese yapımlarını getirir ki yazının başlangıcında Scorsese’in Casino filmine değinilmesinin nedeni tam da odur. Müslüm Gürses’in hayat kesitlerinden birini oluşturan, kalıcı izler bırakan trafik kazasıyla, ama sanki Casino’nun açılış sekansındaki patlamaya benzer bir kazayla, neredeyse benzer efektlerle başlayan film, geri dönüşlerle ve yıl yıl zaman bildirerek ilerler. Dış ses falan yoktur olması da gerekmez. Müslüm Gürses’i oynayan Timuçin Esen güzel bir oyunculuk sergiler. Keza diğer oyuncular da. Özellikle Müslüm’ün çocukluktan gençliğe geçişini canlandıran Şahin Kendirci heba edilmemelidir. Gerek oyunculuk gerekse ses bağlamında umut vaat eder. Senaryosunun bir ucunda Hakan Günday’ın olması ve Timuçin Esen, Zerrin Tekindor, Ayça Bingöl ve Erkan Can’lı kadrosu bir yerde filmin film olmasını sağlamıştır denebilir.
Bu toprağın insanları rahmetli Müslüm Gürses’i sesinden tanır, sesiyle sever, seslendirdiği şarkılarla bilir. Hayır yazdığı, telif ettiği, bestelediği şarkılar değil seslendirdikleriyle bilir. Dolayısıyla Müslüm Baba’nın tanınırlığını sağlayan, gazinolarda, plaklarda, kasetlerde dolaşıma çıkarılan; konfeksiyon atölyelerinin, matbaaların, oto sanayilerin, fabrikaların ve dahi bilumum işyerlerinin vazgeçilmezi onun sesiyle özdeşleşmiş şarkılardır. Gelgelelim Müslüm filminde Müslüm Gürses’in sesiyle karşılaşmak gayri mümkündür. Elbette Gürses filmin aktörü değildir, şarkıları oyuncular seslendirmelidir, lakin Müslüm’ü Müslüm Baba yapan şayet sesi idiyse onun hayatının beyaz perdeye aktarıldığı bir filmde ve belki coşkunluğu yakalamak adına seyircinin beklentisi en azından bir şarkısının patlatılıvermesi olsa gerektir. Sonuçta belgesel değildir, bir film kotarılmıştır, izlenmeli görülmelidir. Eskinin yazlık sinemalarında briketlerin üstüne kurulan perdenin önüne geçip iki adet türkü seslendiren yerel sanatçılar, loca diye ayrılan briket bölmeleri, dönemin sinema döngüsünü anlamak adına görülmeye değerdir. (Adana pazarında laz şivesi duymak; Ayla filminin hamaset döktüren yapımcısının güya devletini yüceltmek adına ter döküp, o Kore kızının Kore’de bırakılmasının tek mümessibi kendi devletini, katılığı, vicdansızlığı gözden kaçırması kadar doğaldır.) Gişe yapımcıya kazandıracaktır ve Müslüm Gürses’in sesinin değdiği kimsesiz çocukları yine kimse dert etmeyecektir. Avemelere hapsedilen sinema salonlarına girmek için sıra bekleyenler arasında bilet parasını denkleştirmeye uğraşan bir gence doğrusu rastlamadık. Herhalde onlar yine hayattayken yanına yaklaşamadıkları ama çok sevdikleri Gürses’in Zincirlikuyu’daki mezarı başında dolanıp, bir yandan şarkılarını mırıldanıp, arada bildikleri dualarla meseleye iştirak etmektedirler. Nitekim birinin mezar başında Müslüm Baba’nın ruhuna sübhaneke okuyup diğerinin acemice, kelime kelime onu tekrar ettiğini müşahede etmişizdir.
Film adına ortaya, ‘Eh işte, idare eder’in üstünde bir şey çıktığı söylenebilir. Bunun asla yapımcının, yönetmenin başarısı değil, oyuncuların oyunculuğuyla ortaya çıktığı belirtilmelidir. Ki girişte gelişmede bolca oyalanıp apar topar finale koşulan, hadi cenazesinden birkaç kare bulamadınız, bir şarkı da mı patlatamadınız dedirten cinsten sonunu bağlamak hususunda aciz kalınan bir şey olduğu da bilinmelidir. Yine de Müslüm Gürses’ten işittiğimiz hayatın gerçeğine dair cümleler hatırına gidilip izlenmelidir. Sonuçta bir ihtimal yakarsa dünyayı garipler yakacaktır. Olmadı birileri hayatını yakacak, diğerleri ısınacaktır.