Sosyal medyaya servis edilen ve bazı siyasi partilerce
seçim kampanyasında malzeme haline getirilen ses kaydından biraz geç haberdar
oldum. Eşim böyle bir ses kaydının ev ev dolaşılarak dinletildiğini
söylediğinde fazlaca ciddiye almadım. Çünkü Başbakan ın oğlu ile böyle bir
konuşma yapacağına ihtimal vermedim. Ben böyle karşıladım ama pek çok kişi de
bunu duyar duymaz doğru kabul edip ev ev, dükkan dükkan dolaşarak internetteki
ses kaydını insanlara dinleterek siyasi mücadelelerinde malzeme yaptılar. Hemen
belirteyim ki siyasetin böylesine çirkinleştirilmesini doğru bulmuyor,
siyasetin projelerin yarışması şeklinde yapılmasından yanayım..
Ancak gelinen noktada 2.5 aydır ortada bir takım iddialar
uçuşuyor, ortaya atılan tüm iddialar iktidar tarafından paralel yapının
komplosu olarak nitelendiriliyor. Buna karşılık adına paralel yapı da boş
durmuyor, piyasaya ısrarla yeni ses kayıtları ve iddialar sürüyor. Böyle bir
oluşumun olup olmadığı, var ise illegal bir oluşumun iktidara karşı böylesine
bir kampanyayı yürütmeyi nasıl göze alabildiği, bu cesareti kimlerden aldığı
ayrı bir konu. Gerçekten herhangi bir dış destek almadan sadece yıllardan beri
oluşturulmuş bürokrasideki yapılanma eliyle bu hamleleri yapabiliyor ise ortada
çok ciddi bir örgüt var demektir. Başbakan ın ifadesiyle öyle bir örgüt ki
iktidara karşı bir darbe girişimi sahneye konulmuştur. Öyle anlaşılıyor ki, iki
tarafta galibiyete ulaşabilmiş değildir. Çünkü iktidar bir takım yasal düzenlemelerle
örgütün hareket alanını daraltmaya çalışırken örgüt hiç beklenmedik bir yerden
gerçi Başbakan son kaset olayının sinyallerini önceden vermişti ama- iktidarı
vurmaya çalışıyor. Ancak, söz konusu örgüt gerçekleştirdiği hamlelerle
istediğini elde edebildi mi Yoksa bu saldırılar kendileri dışındaki
cemaatlerin AK Parti etrafında birleşmesini mi sağladı Görünen o ki,örgüt
saldırdıkça diğer cemaatler garip bir tepki vererek iddiaların doğru ya da
yanlışlığını düşünmeden karşı tavır geliştiriyorlar.
Yani, iktidara karşı mücadele veren ve kendilerini
Hizmet hareketi olarak tanıtan ama genellikle toplum içinde Cemaat olarak
nitelendirilen bu kesim öyle görülüyor ki, yandaşlarına CHP ya da MHP ye oy
verme çağrısı yaparken bazı cemaatleri iktidarın kucağına itiyor. Bu işin bir
boyutu bir diğer boyutu ise toplumun önemli bir kesimi ise gelişmelerden
rahatsız. Tüm iddiaların kesin bir şekilde doğru ya da yanlışlığının
belirlenmesi hususunda iktidardan bir adım bekliyor. Bu adım atılmadığı sürece
beyinlerdeki bulanıklık devam edecek,bu ise siyaset kurumuna güveni
sarsacaktır.
Bunun için yargıya intikal etmiş hususlarda olmasa bile
en azından son olarak piyasaya sunulan ses kaydının montaj olup olmadığının
tarafsız bir kurum tarafından belirlenmesi ve sonucunun millet ile paylaşılması
gerekiyor. Bunu isteyecek olan ise doğrudan Başbakandır. İşin başından beri
Başbakan ses kaydının montaj olduğunu her fırsatta ifade ediyor. Öyle ise bunun
sadece kendi ifadesinden ibaret kalmaması gerekiyor. Kalkıp da birileri,
ülkenin Başbakan ının söylediklerine inanmıyor musunuz demeye kalkışmasın.
İnanmak başka, bir olayın aslının yetkili kurumlar tarafından tespit edilmesi
başka şeydir. Çünkü siyasi mücadelede her türlü çirkinliği mubah gören bir
anlayışın mensupları meydan meydan dolaşarak gittikleri her yerde bu ülkenin
Başbakanını hırsız ve baş çalan olarak nitelendiriyorlar. AK Parti ye oy
vermemiş olmama rağmen bu tür söylemler siyasetin içine düştüğü çirkinliği
göstermesi sebebiyle beni rahatsız ediyor. Siyasi mücadelenin az da olsa seviye
kazanması için artık, Ses kaydının incelenmesi için talep olması gerekiyor ya
da Cadı avına çıkmayacağız şeklindeki açıklamalarla olay geçiştirilmemelidir.
Bir yandan devlete karşı yürütülen bir darbe girişiminden söz edilirken olayın
mahiyetini değiştirerek kişiselleştirme çabaları iktidar ile cemaat arasındaki
mücadelede bir uzlaşma arayışı olduğu görüntüsü veriyor. Örgütü gizleyerek söz
konusu mücadeleden istenen sonucun alınması mümkün olmayacaktır.