Etrafımızda olup bitenleri ilk sıcaklığı ile değerlendirirken eğer bir mihrakımız yoksa çokça yanıldığımızı görürüz. Her süslü cümleye her sakallıya kanıp ağır bedeller öderiz. Bir anahtar halkası düşünün içinde yüzlerce anahtar barındırıyor ve biz her defasında içinden bir anahtar seçmek zorunda kalıyoruz. Ve hep işimize yaramayan anahtarı seçip bir türlü kapıyı açamıyoruz. Kapıyı açacak anahtarı bulabilsek her şeyi çözeceğiz ama ne kapı hakkında bir bilgimiz var ne de anahtarları tanıyoruz. Ne kapı hakkında bilgi edinecek vaktimiz var ne de anahtarları tanıyacak kadar zamanımız. Bugün bizi yönetenlerin ve onların akıl danelerinin işi de bu anahtar ve kapı örneği gibi. Etrafımızda birçok kör çilingirimiz ve marangozumuz var. Onlar tarif ediyor biz yapıyoruz. Belki ilk birkaç denememizde isabetli veri sağlıyorlar ama sonrasında hep aynı nakarata bağlıyorlar. Önümüzde kapılar, elimizde anahtarlar öyle şaşkın kalakalıyoruz.  Yıllar var ki hep bu şaşkınlığı yaşıyor ve bu durumu bir türlü yadsımıyoruz. İster içeride isterse dışarıda cereyan eden hadiselere bakın, yaşanan hep aynı şaşkınlık hali…

Bir hadise cereyan ediyor. Uzmanlar saatlerce analiz yapıyorlar. Saatlerce bu hadisenin kime fayda getireceğini konuşuyorlar ama her hadiseden sonra asıl ana kaynağın nasıl da palazlandığını görüp söylemiyorlar, söyleyemiyorlar. Bazen bir bilginin kullanımı bazen bir kabiliyetin kullanımı eğer bir mihrakın yoksa bir işe yaramadığını görüyorsun. İşte bugün bu kadar çok etiketli uzmanın olduğu yerde sürekli error veriliyorsa ve kelli felli adamlar ikide bir aldandıklarını söylüyorlarsa ki söylüyorlar. O zaman durup durumu bir kez daha gözden geçirmek gerekmez mi Bugün dış politikada ve iç politikada çok başarılı olduğumuza bizi inandırıp ikna etmeye çalışıyorlar ya, bunu asla başaramayacaklar. Çünkü bizim bir mihrakımız var ve biz her meseleye oradan bakarız. Bugüne kadar hep haklı çıkışımız da bundan kaynaklanıyor. Ama biz haklı çıkmak istemiyoruz sadece hayrın yaygınlaşması hakkın üstün tutulmasını istiyoruz. Onun içindir ki Suriye’ye 45 dakikada teslim alınacağı söylendiğinde ya da Irak’a karşı bir koyup bin alacağımız söylendiğinde, 100 canın katledildiğinde, bunu siyasi ranta tahvil edilmesi girişimlerini gördüğümüzde, hep kanımız donarak hayretler içerisinde bu politikacıları ve etraflarındaki trolleri (uzman) izledik. En etkili ve en güçlü bir biçimde uyarmak için çırpınıp durduk ama nafile…

Rahmetli Hocanın konuşmalarının sıcaklığı halen kulaklarımızda ve biz şimdi bir türlü anlayamadığımız sözlerin manalarını canlı canlı görüp: “Vay be!” diyoruz. “Hayra motor şerre fren olmak!”  ne demek yaşayarak öğreniyoruz. Ve bizim öğrendiğimiz en önemli şey ise her şeyin büyük fotoğrafta “Siyonizm’e”  yaradığı bilgisidir. Ondan dolayı biz hiçbir yaşanan hadiseyi tek başına değerlendirmeyiz ve buradan insanımızın lehine olmayan bir durumdan hayır ummayız. Çünkü halen daha kulaklarımızda şu söz sıcacık durmaktadır “Şerden Hak Murad Olmaz.” Onun için biz canımızın en çok yandığı bir mesele karşısında bile itidalimizi bozmadan “Bu tarihin akışı içerisinde küçük bir noktadır.” diyebiliyor ve yolumuza devam edebiliyoruz. Biz ne reel politiğin, ne de hızla değişen gündemin, konjonktürün esiri olmayız. Bana ne güç sahiplerinden diyebilmek için sağlam bir inanca sahip olmak gerekir. Helal 3’ün haram 5’ten büyüklüğünü ancak o vakit anlarsın. Rakamların, makamların bir insandan daha kıymetli olmadığını idrak edersin. İşte o vakit kaybetsen de kazanırsın. Neden deliler gibi çalıştığımızı anlamak mı istiyorsun Altında gölgelendiğimiz ulu çınara kulak ver, işte o zaman belki anlarsın. Çünkü biz duran her şeyin kir tuttuğunu bilir ondan hep hareket ederiz. Oy tahsilatçıları, seçmen borsacıları bunu dün de anlamadı bugün de anlamayacak, maalesef yarın da… Hoşça bakın zatınıza…

*Prof. Dr. Necmeddin Erbakan

TAŞ GEMİ

Yıllarca Aradım (Ben Beni)

Yıllarca aradım kendi kendimi

Hiçbir türlü bulamadım ben beni

Hayal mıyım ürüya mı bilinmez

Hiçbir türlü bulamadım ben beni

İnsan mıyım mahluk muyum ot muyum

Ekilir biçilir bir nebat mıyım

Yoksa görünüşte bir sıfat mıyım

Hiçbir türlü bulamadım ben beni

Leyla mıyım Mecnun muyum çöl müyüm

Arı mıyım çiçek miyim bal mıyım

Köle miyim bir güzele kul muyum

Hiçbir türlü bulamadım ben beni

Varlığım yokluğum bir Veysel adım

Gök kubbede kalacaktır ses kadim

Elli üç yıl kendi kendim aradım

Hiçbir türlü bulamadım ben beni

Not: Aşık Veysel’den dinlenebilir. Türkü ile selamını esirgemeyen Azam’a teşekkürler.

Bize kadar

1- Yapmayacağın şeyi söyleme. Değişim arıyorsan nefsinden başla.

2- Yusuf Yalanız’ ın  “Hikmetli sözler, hikmetsiz adamların elinde değersizleşti.” tespitinin izine sosyal medyada ve ekranlarda sıklıkla rastlayabilirsiniz.

3- Neden bu kadar parçalanmış bir ümmet var sorusuna, Bangladeşli Burhan Uddin’in ayetle cevabı: “İslam’ın zaferi için çalışmamak.” İslam’ın zaferi için çalışsaydık bir ve bütün olur, izzetli yaşardık.

4- Unutma! Bütün insanlar aynı özden yaratılmıştır.

5- Celaleddin Duran dokunuyor kalbimize ve diyor ki: “Bir gün şehir kente, medeniyet uygarlığa galip gelecek. İnsan, fıtrat merkezli düşünce ile eşyayı ve teşhir aklını yenecek.”

6- Reel Politik nedir İnandığın Allah’a güvenmemektir.

7- Bir davası olduğunu söyleyenler şayet insanı değil de “organizasyon”larını öne çıkartıyorlarsa, onlar için vakfetmek, vakıf olmak ve fedakârlık yapmak sadece amatörlüktür. Ondandır ki öze değil “ambalaj”ına bakarlar.

DAĞARCIK

Musibet: Ansızın gelen felaket, sıkıntı veren şey. (TDK)

“İnsanları uyarıcı olarak musibetler gibisi yoktur. Nice mutluluklar bize musibetler kılığında gelir, nice musibetlerde mutluluk kılığında!” (Mihail Nuayme, Kısır, Babil Yay.)

TEKKE

Erbakan Hoca’nın, sinsi sömürüyü tarifi: “Komünizm, ameliyat yaparken bağırta bağırta yapar, elde ettiği küçük bir parçadır. Kapitalizm ise narkozla ameliyat yapar, acı çekmezsin amma giden büyük bir parçadır. Her halükarda kaybeden masadakidir. Halktır. İnsandır.” 

Yollar, köprüler, üniversiteler, sağlık sektörü vb. şeylerle karşınıza gelenlere anlatın. İngiltere sömürgelerine en uzun demir yollarını, hastaneleri, yolları ve en gelişmiş üniversiteleri yapmış. Eğer sadece bağımsızlık ve özgürlük için bunlar yetiyorsa siz bilirsiniz.  Ve sorun “Sömürgeciden farkın ne ”