Coğrafyamızdaki beşeri sermayemize yön vermek, yeni bilgi araçları ve müeyyide kanalları oluşturmak, “iki kanatlı” kalkınmanın bir gereğidir. Bu açıdan ESAM tarafından gerçekleştirilen 4. Uluslararası Necmettin Erbakan ve Milli Görüş Sempozyumu bilgiyi aktaran, yorumlayan değil; üreten kurumlar haline dönüşmek için daha nitelikli çalışmalar yapmamız gerektiğini göstermiştir.

Bir kez daha gördük ki; “bizim temel problemimiz; ekonomik eksikliklerimiz, teknolojik eksikliklerimiz değil, özgüven eksikliği olup bunu aşabilecek dirayeti hem şahsi hem de siyasi hayatta göstermek”tir. Bu noktada “dönemin şartlarına uygun vasıfları, kapasiteleri içerecek şekilde gelişmek”tir. Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın “çekirdek ve tohum olarak ortaya attığı görüşlerinin günümüz dünyasına geliştirilerek katkı sunacak hale getirilmesi” mecburiyettir.

İyi örneklerin sergileneceği bir Türkiye için, herkesin fikir çilesi çekmesi önem taşımaktadır. Çünkü coğrafyamızın medeniyetlere beşiklik etmesi, sadece toprak ve su gibi jeopolitik unsurlara dayanmamış, bilakis ilim adına her araştırma, çalışma ve hizmet değerlendirilmiş, özendirilmiş ve takdir edilmiştir. İnsanlık tarihinin en kadim sivil kurumlarına ev sahipliği yapmakta olan bir coğrafyada yaşayanlar olarak, bu müktesebata sahip ve layık olmanın sorumluluğunun ne kadar farkındayız?

Bu sorumluluk sayesinde “mevcut siyasi akımlara eklemlenmek yerine, millete üçüncü bir yol önermek” mümkün olacaktır. Bunun için; ilmi çalışmaları teşvik etmek ve bu coğrafyadaki birikimin kıymetini bilmeliyiz. Öğrenme aşkını yeniden alevlendirmeli, araştırma ve geliştirme ruhunu yeni önceliklere göre özendirmeliyiz. Bu sorumluluk, batıl bir davada zirve olmaktansa, hak olan davada zerre olmayı tercih eden herkesin omuzlarındadır.

Milli Görüş, “kadim değerlerinden beslenen, ayağı hep bu topraklara basan yerli ve milli bir hareket” olarak bilgi ve bilinç ile yol almıştır. Bu bilgi ve bilinci takip ve teşvik etmenin heyecan ve idrakini yaşamak için “Milli Görüş müktesebatı”ndan beslenmek gerekiyor. Çünkü bu müktesebattan mahrum kalmanın ne büyük acı ve yıkımlara sebep olduğuna en çok bu coğrafya şahit olmuştur. O halde; poz vermek yerine kaybettiğimiz şeyi kaybettiğimiz yerde arama çabası içinde olmalıyız. Şüphesiz bulanlar, arayanlardır.