Modern yapılar, göz kamaştırıcı ve konforlu mekânsal
yapılar, adeta göklere meydan okuyan gökdelenler! İnsanların kendi elleri ile
yaptıkları gökleri delen binalar önünde cüce kalmaları/kendilerini cüce
hissetmeleri; adeta mabudun önünde abid gibi duruşları; mescidi olmayan ve Cuma
vaktine çalışmaya mahkûm edilen fabrikalar, hizmette sınır tanımayan ancak
mescitleri bulunmayan çok yıldızlı oteller, Yok kelimesin olmadığı AVM ler, her
türlü hazzın ve hızın bulunduğu eğlence alanları, bağımsız ahlak adına yatak
odasına dönüşen parklar, kafeler vb. yerler; bir kentin kimliğinin/yaşam tarzının
ifadesidir.
Müze algısı oluşturmayan ve müzeye dönüştürülmeyen
tarihi/kültürel canlı ve aktif kullanılan yapılar. Mütemmim cüzleriyle birlikte
ihya edilmiş külliyeler (cami, medrese, han, hamam, pazar). Estetiği, sanatı,
tezhibi ve mimarisi; bilimle, tarihle ve inançla barışık olan yüksek
teknolojiyi kullanan mekânlar; meskenler, siteler, mahalleler. İnsanı pet şişe
suya mecbur etmeyen; suları akan ve içilen şadırvanlar, sokak veya cadde
başlarında sahiplerine rahmet okutturan su sebilleri. Çalıştırdıkları
elamanlarına; ailelerine ve Allah a zaman ayırmalarına uygun çalışma saatleri
olan fabrikalar; tarihin derinliklerinden gelen nefhayla hayat bulan yaşam
alanları; bir kentin kimliğini/yaşam tarzının göstergesidir.
Sözel, görsel ve hem sözel hem de görsellik; toplumsal ve
siyasi mühendisliğin en önemli unsurlarındandır. İşte şehir/kent her şeyi ile
bunu üstlenmektedir. Yaşam tarzı için yasal düzenlemeye ihtiyaç yok, endirekt
olarak şehir planı bunu üstlenmektedir. Seküler bir kültürle inşa edilen bir
şehirde Müslümanca solumak ve Müslümanca yaşamak ne kadar mümkün olabilir ki!
Birbirleriyle yarışan toplu konutları inşa ederken mimari planlarında o evlerde
Müslümanların da oturacağı dikkate alınmalıdır.
Şehir; mekânların ruhu vardır. Şehir; her fotoğraf karesinde
bir mesajı söz konusudur. Şehir tüm ziyaretçilerin kalbinde bir yer edinir;
müspet ama menfi. Şehir bir hayat tarzıdır; Lütfi Bergen Öyle bir bina yap ki,
güneşimin önünde gölge etmesin; öyle bir yol yap ki, karıncaların rızık
yürüyüşleri üzerinde meşin ökçe olmayayım. Öyle bir pazar kur ki, sattığım mal
işsiz bırakmasın seni; anasından hür doğmuş adamı maraba kılmasın, dünyayı yese
doymaz obura. Öyle bir akit ki menfaatim senin irezilliğin olmasın, diyenlerin
diyarıdır. Şehir böyle bir şey olmaktır.
Şehri insanlar kurar, şehir de insanları. Ama resim
kâğıdı üzerinde değil. Bu yüzden geri dönüşü olmayan bir yolculuk gibidir
şehir. Değişimi de dönüşümü de yıllara sâri çok zordur. Yaşanılan kentin
gelişimi hedeflenirken; ortaya konulan projenin çevreyle (din, tarih, kültür,
teknoloji vd.) barışık olmasına ve uyumluluğuna dikkat edilmesidir.
Yalnızca tarihi eserleri/mekânları korumak ve yaşatmak
bir şehrin kimliğini tanımlamaya yetmez. Öyle olsaydı El Hamra Sarayı ve
Kurtuba Camii İspanya nın kimliğini Müslüman kılardı. Şehirlerin tapusu
niteliğindeki tarihi eser ve mekânlar korunurken yeni yerleşim alanlarının; en
dar sokaklardan meydanlara, kulübelerden malikânelere, peyzajdan mimariye,
mağaza isimlerinden cadde isimlerine, oyun alanlarından spor alanlarına,
evlerden fabrikalara kadar; tüm yaşam alanları medeniyetimizin sözcüsü
olmalıdır. Seküler dünyanın esir alamadığı bir kent.