Şehirlerin de ruhu vardır; tıpkı insanı ayakta tutan ruh gibi…

Şehirleri anlamlı, canlı ve yaşanılır kılan o ruhtur…

Şehrin ruhunu kabzederseniz karşınıza heyula yığınları çıkar, tıpkı bugün her gün içinde akıp gittiğimiz kentler gi-bi!..

Şehirlerin ruhlarının en somut örnekleri camiler ve çeşmelerdir…

İlk insan Hz Adem (as) yeryüzünde ilk önce mescit inşa etti ve ikinci inşası da bir mescit idi…  Hz. Adem (as) Kabe’yi inşa ettikten 40 yıl sonra Mescid-i Aksa’yı inşa etti… Sonra şehirler o mescitler etrafında gelişerek anlamlı kazandı…

Peygamberimiz (sav) de Medine’ye hicret ettikten hemen sonra ilk iş olarak bir mescit yaptı ve şehrin merkezi yani ruhu o mescit oldu… Yıllar yılı Yesrib olan şehir o mescitle dönüştü kendini buldu ve Medine oldu…

Dikkatinizi celbetti mi bilmiyorum; bu fakir Kudüs için şehirlerin en kadim olanı ifadesini kullanır… Mekke Kudüs’ten 40 yıl daha eski olduğu halde niye böyle diyoruz?

Mekke ne yazık ki modernizmin – öykünme/kompleks -  kurbanı oldu… Kâbe’nin etrafına yığılan o heyula gibi gökdelenler - ki ben onlara gökkafes diyorum – Mekke’yi şehir olmaktan çıkardı; çünkü şehrin ruhu Kâbe kabzedildi!.. Kâbe zorlukla nefes almaya çalışıyor ve fakat insanların çoğu bunun farkında bile değil… Bina olarak Kabe en yüksek iken Mekke’de şimdi yüksekten bakılıyor o ulvi mabede!..

Kudüs’te ise durum tam tersi… Kadim Kudüs’ün neresine giderseniz gidin bir ruh sarar sarmalar sizi… O ruhun odağına vardığınızda ise istemsiz açarsınız kollarınızı ve bırakırsınız kendinizi o ruhun içine… Mescid-i Aksa sizi sesi, nefesi, ve kokusu ile kucaklarken, sanki bütün bereket kapılarının açıldığını ve o kapılardan içeri cup diye düşüverdiğinizi sanırsınız…

Kudüs’e hâkim olan ihtişam Mescid-i Aksâ’dır, şehrin hangi tepesine çıkarsanız çıkın sizi cezbeder ve cazibe halelenir şehrin en ücra noktasına…

Kudüs gibi ruhunu yitirmemiş Halep vardı, Halep’e kimi Amerikan kimi Rus kimi işbirlikçi bilmem ne bela çullandı ve şehri harabeye döndürdüler…

İstanbul da Mekke gibi öykünmenin/kompleksin kurbanı oldu…

Ve ne acı ki bu İslamcılar eliyle gerçekleşti…

Şehirler ve insanlar estetik ve ahenkten yoksun ucube yapılara esir edildi; gökkafeslerle şehirler nefessiz, insanlar şehirsiz bırakıldı…

İslam beldelerinde minareler şehirlerin şehadet parmaklarıdır; ne yazık ki öykünmecilik sonucu şehirlerin ruhu çekildi; minareler gökkafeslere, yeşil ranta, insan tüketime kurban edildi…