Bir medeniyetin izlerini, tarihsel miras olarak kültürde
ve insanların yaşam biçimlerinde aramak gerekir. İnsanların yaşam biçimlerini
oluşturan formlar ise, hayatın tüm unsurlarını içinde barındıran evlerde,
konaklarda gizlidir. UNESCO nun Dünya Kültür Mirası na aldığı Safranbolu
Evleri ni, bu ülke insanının tarihsel zenginliğini ortaya koyması bakımından
özel bir yere koymamız gerekiyor. Safranbolu Evleri, bugün şehirlerde tıkış
tıkış bir yaşam kalitesine mahkûm edilmiş insanlarımızın, bir zamanlar nasıl
bir yaşam güzelliğiyle ömrünü sürdürdüklerini gösteren önemli bir tarihi miras
olarak önümüzde durmaktadır
Safranbolu Evleri, muhteşem yapı özellikleri, insanı
ferahlatan unsurlarıyla büyükşehirlerin hayhuyunda ve stres bataklığında
boğulan herkesin, görüp ilham alması gereken yapılardır. Dar, kıvrımlı sokak
dokusunu izleyen bu yapılar çoğunlukla yüksek duvarlar üzerine kurulmuş, dışa
taşkın üst katlar yapıya estetik bir görünüm de kazandırarak oturtulmuştur.
Ahşap çatkılı, taş ve kerpiç örgülü duvarlar beyaz badanalıdır. Meyve bahçeleri
içindeki konumları, planları, selamlık köşkleri, iç düzenlemeleri, sedirlerle
çevrili fıskiyeli havuzları, ahşap işleri (tavanlar, kapılar, dolaplar),
yaşmaklı ocakları, geniş saçakları, kabaralı süslü halkalı kapıları ile Türk
konut mimarlığının en özgün örneklerini oluşturmaktadır. Sokaklara bakan
cumbalarıyla, korunaklı planlarıyla bugünkü balkon mimarili evlerden çok daha
farklı özellikler sergiler.
Böyle bir medeniyet mirası ortaya koyan ecdadımızdan
devraldığımız yapı bloğu zenginliği, bugün 1+1, 2+1 gibi özellikle kalabalık
aile formuna kesinlikle uymayan, dar ve şekilsiz daire normlarına gelmiş
durumdadır. Üstelik Türkiye nin coğrafi yapısı ve yüzölçümü, geniş ve ferah
yapılar yapılmasına uygun olduğu halde, metrekareye düşen nüfus yoğunluğu,
büyük ve devasa yapılarla her geçen gün daha da kesif bir hale
büründürülmektedir.
Önceki günlerde şehirlerimizdeki estetik ve yapı
bloklarıyla ilgili Mimarlar Mühendisler Grubu Genel Başkanı Avni Çebi ve İnşaat
Mühendisleri Odası Başkanı Cemal Gökçe ile bir röportaj yaptım. Şehir
plancılığı noktasında ve yaşadığımız çelişkiler bağlamında her iki başkanın da
söyledikleri, gerçekten can acıtıcı nitelikteydi.
İMOB Başkanı Gökçe, 20 kat ve 20 kattan daha fazla
yapıların yapılabilmesi, güvenliklerinin sağlanabilmesi için Yüksek Yapılar
Yönetmeliği ne ihtiyaç olduğunu, şu anda 2007 yılında çıkarılan deprem
yönetmeliğiyle 20 kat ve 60 metrelik yapıların inşa edilebileceğini daha büyük
gökdelenlerin yapılabilmesi için başka yönetmeliklerin zorunlu olduğunu ifade
ediyor ve Dolayısıyla o koca koca gökdelenlerin hangi yönetmelikler dikkate
alınarak yapıldığı, kimler tarafından denetlendiği belli değil. Bu yapıların
yangın güvenlikleri yoktur, bu yapılar İstanbul un ulaşım ve altyapı
sorunlarını daha problemli hale getirmişlerdir diyor.
MMG Başkanı Avni Çebi de, bu binaları Enerji bağımlı
binalar olarak tarif ediyor. Enerji kesildiğinde, hayatın durduğu, her türlü
yaşam unsurunun kesildiği yalıtılmış binalar
Şehirlerimizde hayatın durmasını, komşuluğun yok olmasını
sağlayan binalar Yapıldıkları bölgelerde trafiği yoğunlaştıran, şehrin ana
arterlerinde can damarları kesen binalar
Nasıl yapıldıkları belli değil! Şehre kattıkları hiçbir
şey yok! Medeniyet güzelliklerimizi yok eden binalar.
Bir dünya mirasına girmiş Safranbolu evlerimize bakın,
bir Levent te hayatı felç eden, Zeytinburnu nda şehrin siluetine hançer gibi
saplanan gökdelenlere bakın! Tarih mirasında geldiğimiz noktaya bakıp, şehri
yönetenlere, devleti yönetenlere puan verin!