Sayın Başbakan’ın konuşmalarını takip ediyor musunuz Söyledikleri içinde bazı doğrular da var ama çok hassas ve çok önemli bazı icraatlarını gizlemekte özel bir titizlik gösterdiği açık.

AKP’nin Maliye eski Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllâtif Şener’in 7 senedir çeşitli plâtformlarda söylediği şu sözler yenilir yutulur cinsten değil: “AKP döneminde Cumhuriyet döneminin en büyük yolsuzluğu yapılıyor. Başbakan, bunun kendisine de dokunacağını biliyor. Bu ülkede, Müslümanların duyarlılığını öldüren bir siyasî iktidar ve Başbakan var.” Sayın Başbakan, bugüne kadar eski bir bakanının bu çeşitten sözlerinin hiçbirine, “Hayır, böyle bir şey yok, varsa ispat et” diyememiştir.

17 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu sonucu istifa eden 4 bakan ve milletvekilleri çok ciddi sözler ettiler. Hükümet içinde rüşvet ve yolsuzluk yok, diyemedikleri bir tarafa, “Ne yaptıksa Başbakan’ın talimatı ile yaptık” diyenler oldu. Hele, Ertuğrul Günay’ın “Başbakan, tuzluklara bakmasın; tuz kokuyor, ona baksın” şeklindeki sözleri… Başbakan, bu ve benzeri sözlerin hiçbirini reddetmemiş, iftira edildiği gerekçesiyle konuyu yargıya taşımamıştır.

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun “4 bakan, bir başçalan” sözü o kadar onur kırıcı ki, Türkiye Başbakanı’nın bu şekilde anılması Türkiye’nin de imajını sarsıyor. Halk, Sayın Erdoğan’ın hırsını ve rakiplerine karşı inadını çok iyi bilir. Bu hazmedilmesi mümkün olmayan iddia karşısında yargıya gitmedi. “Yoksa…” diye başlayan yorumlar yapılmasına yol açtı. Eğer, iftira olsaydı, Sayın Başbakan, Kılıçdaroğlu’nun tozunu bile bırakmayacak şekilde üzerine gider, onu bitirirdi, düşüncesi hâkim. Bu şâibeyle o mevkilerde ne kadar kalınabilir

Halktan Gizlenen İcraatlar

12 senedir beraber hareket ettikleri bir gruba, paralel devlet yapısı oluşturduğu gerekçesiyle 17 Aralık’tan bu yana yapmadığı itham, hakaret, şantaj, tehdit bırakmadı. Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, “Kesinlikle paralel devlet yapısı yoktur” görüşünü seslendirmektedir. Yoksa, “Karanlığa karşı mı savaş açıldı” düşüncesi akla gelmekte, bu gürültü ile hangi gerçeklerin örtülmek istendiği merak edilmektedir. Ortada paralel devlet yapısı oluşturanlar varsa; bunun en büyük himayecisinin “Ne istediniz de vermedik” diyen Sayın Erdoğan’ın ta kendisi değil midir Hal böyle iken, Başbakan niçin bağırıp çağırıyor ki

AKP, bir ilki gerçekleştirmiş, AB Bakanlığı kurmuştur. Bu yoldan Türkiye’nin Avrupa’ya entegrasyonu sağlanmak istenmektedir. Lise ve İmam Hatiplerde, AB değerlerini Türkiye’ye taşımak amacıyla AB Kulübü uygulaması başlatılmıştır. Bu ilk ve önemli icraatlarını (!) niçin seçim meydanlarına taşımıyorlar

Başbakan, 23 Eylül 2004’te AB müzakere takvimi almak adına, Brüksel’de Ceza Yasası’ndan zina suçunu çıkarma sözü verme kahramanlığını (!) niçin dile getirmiyor

29 Ekim 2004’te Papa heykeli önünde AB Anayasası’na imza etme başarısını (!) niçin anlatmıyor

Eşcinselliği teşvik eden, domuzu kasaplık hayvan statüsü getiren icraatlarına (!) niçin sahiplenmiyor

Mütekabiliyet (karşılıklılık) prensibini bir tarafa bırakarak, çiftlik satar gibi yabancılara 300 dönüm toprak satabilme düzenlemesinden (!) niçin hiç dem vurmuyor

BOP Eş başkanı olmanın faziletini (!) niçin savunmuyor

BDP’liler, “Seçim sonrası özerkliğimizi ilân edeceğiz, Başbakan’dan bunun sözünü aldık” derken; Sayın Başbakan, niçin “Hayır, ben böyle bir söz vermedim” diyemiyor.

Örtülmek istenen ne

AKP ve Başbakan, hesap vermeleri gereken konular dururken; siyaset dışı bir grupla ağız dalaşı üzerinden seçim kampanyası (!) yürütüyorlar. Dikkatler okyanus ötesine çekilerek yerel seçimlerde konuşulması gerekenler gözlerden kaçırılıyor.

Seçim yarışına katılan 26 parti, âdil olmayan tanıtma imkânı ve orantısız güç kullanımı ile karşı karşıyadır. 3 parti astronomik hazine yardımı alırken, diğer partiler bundan mahrum. AKP, 20 Mart’a kadar bütün devlet imkânlarını kullandı. Belediyeler ona çalıştı. Candaş ve yandaş medya bu haksızlığa alet oldu. TRT, tanıtmanın yüzde 89’unu AKP’ye ayırdı. Başbakan’ın İstanbul mitingine belediyeye ait taşıtlar ücretsiz insan taşıdı. Hazine yardımı ve diğer imkânlarla beslenen partiler akşama kadar ses ve müzik yayınıyla seçmen üzerinde “yalnız biz varız” algısı oluşturuyorlar. Bu seçime kim âdil ve demokratik diyebilir Bu ancak “demokratur-halk seçiyormuş gibi gösterme-” oyunu olabilir. Halk, haksız imkânlarla çalışan bu partilerin oluşturduğu gürültüye pabuç bırakacak mı

Bu çarpıklıklar devam ederken, Türkiye’ye belediyeciliğin ne olduğunu öğreten Millî Görüş’ün temsilcisi Saadet Partisi seviyeli ve olgun bir seçim çalışması ile hizmet ve projelerini tanıtmaya devam ediyor. Yapılmayı bekleyen hizmetleri öne çıkarıyor. Tabiî olanı yapıyor. Sorumluluk şuuruyla hareket ediyor.

Bu seçimde Türkiye’nin geleceği için kavga ve çatışma değil; sevgi ve kardeşlik kazanmalı. Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak’ın dediği gibi, “Halkın vereceği oylar Türkiye’ye yön verecek”tir.

Millî Görüş Hareketi dualarla start almış, besmele ile işe başlamıştır. Besmele ile başlanan işlerde bereket vardır. Millî Görüş’ün yönetimden uzak kaldığı her gün Türkiye için bir kayıptır. Halkı sömüren değil, hizmet eden; helâl ve haramın ayıklandığı bir belediyeciliğin tek adresi Saadet Partisi’dir.