Seçimler bugünün dünyasında eskisinden daha fazla sosyal
değişime neden olmaya başladığından bu yana, halk tarafından çok daha dikkatli
takip ediliyor ve siyaset tarafından çok daha hassas süreçler olarak görülüyor.
Özellikle iktidarlar seçim yarışının başladığı andan itibaren ekonomiden dış
politikaya müthiş bir hassasiyet içinde hata yapmadan potansiyel oylara zarar
vermeden seçim sürecini atlatmaya özen gösteriyorlar. Bu durum Türkiye de de
böyle ve özellikle dış politika alanında seçimler yaklaşırken hiçbir hataya
mahal vermemek adına özel çaba sarf ediliyor. Nitekim bugünlerde Ankara da dış
politikasını düzene sokmaya çalışıyor ve seçim heyecanı sona erene kadar da
sıfır hatayla devam etmek arzusu içinde olacaklardır.
Eskiden yerel seçimler öncesi her alanda bu kadar
dikkatli olunduğunu söylemek çok zor ama artık dünyayı kentler yönetiyor. Yerel
yönetimlerin de küresel iddiaları var. Ekonomiden dış politikaya devletlerine
katkıları var ve bazı kentler ülkelerin bile önüne geçebiliyor. Dolayısıyla
artık yerel seçimler de eskisinden çok daha önemli, çok daha kaybedenin
üzüldüğü seçimler haline geldi. Artık dünyanın her yerinde iktidar olma
arzusunda olan partiler, önce yerelde bir seçim kazanıyor, kendi yönetim
anlayışlarını burada sergiliyor ve ulusal yönetimi bu politikalara referansla
halktan isteme yoluna gidiyorlar. Yani artık iktidar yerelden başlıyor.
Büyük Anlatılar
Ülke büyük bir seçim telaşına girmişken, belki de
söylenebilecek, tartışılabilecek çok şey var. Ancak kişisel ya da grup
menfaatinden ziyade ortak iyiye, genel çıkara yöneleceksek herkes için bir
şeyler söylemek daha yararlı olacaktır. Bir defa toplum olarak eskiden kalma
büyük anlatılardan kurtulmamız gerektiğine inanıyorum. Bu özeleştiri sadece
yerel için değil dış politikadan ekonomiye tüm alanlar için geçerli. Batı da
Grand Strategy denilen öylesine büyük hikâyeler peşinde koşuyoruz ki, geride
bıraktığımız küçük ama asıl önemli olan detayları göremiyoruz.
Biz bu eleştiriyi dış politikada da yapıyoruz. Enerji
boru hatlarını yıllardan beri Avrasya dan Avrupa ya bağlama derdindeyiz, ama
kimse gerçek problem olan hane halkına yansıyan ödenemeyen enerji faturalarını
ağzına bir türlü almıyor. Bir ilçe adayının her yanıyla el atılması gereken
bölgede tüp geçitten bahsetmesi bana bunları düşündürdü.
İttifakların Belirleyiciliği
Bugünlerde dikkatimi çeken başka bir konu da seçim
yarışında tartışılan ittifak yönelimleri. Bu partiler ya da sosyal gruplar
arası ittifak ihtimalleri muhalefet açısından çok normalken, iktidar açısından
tepkiyle karşılanıyor. Öncelikle şunu söylemek lazım ki demokratik bir yarış
içerisinde isteyen istediğiyle bir ittifak ilişkisine girebilir. Zaten
heterojenliğin dünyanın birçok ülkesine göre daha fazla olduğu ülkemizde bu
tarz girişimler daha da doğaldır. Zaten belli bir gruba hitap etmek, artık
siyasette arzu ettiğiniz iktidara sizi ulaştırmıyor. Dolayısıyla kendi
fikirlerinizle çok fazla çelişmeyen, ortak noktalarda buluşabildiğiniz
gruplarla birleşmek sizi küçültmez, aksine yüceltir. Dolayısıyla sosyal ya da
politik ittifaklar yeni siyaset döneminde Türkiye de belirleyici olacaktır.
Türkiye siyasetini yeniden dizayn etme arzusunda olanlar eskiden kanlı bıçaklı
gruplar olsa da bugün aynı masaya oturup tartışabilmelidir.
Mesele Ahlaki Üstünlük
Önümüzdeki dönemlerde eskiden öngörülemeyen, hatta
imkânsız olarak görülebilecek gruplar arası ittifaklar kurulursa
şaşırmayacağız. Ancak buradaki mesele kuru kuruya ittifak kurmak değil, o
ittifakın içini düşüncelerle doldurmak. Erbakan Hocamız ülkenin giderek
Milliciler ve anti-Milliciler şeklinde kutuplaşmaya doğru gideceğini
söylüyordu. Galiba bu aşamaya doğru hızla ilerliyoruz. Artık yapılması gereken
öyle ikna edici bir iddiayla ortaya çıkmaktır ki, toplumdaki tüm kesimlerin
büyük çoğunluğunun ikna edilmesi sağlanabilsin. Düşünceleriniz öylesine ahlaki
üstünlüğe sahip olmalı ki, kimse onları reddedemesin ve bu düşünceler çatısı
altında birleşsin. Galiba Milliciler bundan sonra bu meseleye kafa yormak
zorundalar.