Belli bir zaman dilimi içinde yapılan genel seçimin anlamı, bu sürede gerçekleştirilen icraatın artı ve eksisiyle genel dökümünü ortaya koymaktır. İktidardaki parti bunu kendi programı temelinde yapabildikleriyle yapamadıklarını karşılaştırarak ortaya koyar.

Yaptıklarının neden ve niçinini, yapamadıklarının gerekçelerini, halka, kamuoyuna açıklar. Yeniden güven duyar ve yetki verirse halk, programının geri kalanını tamamlamaya çalışır. Bu arada kendi içinde bir özeleştiri, değerlendirme fırsatını da yakalamış olur. Ayrıca iktidarda olmanın verdiği rehavetten kendini sıyırarak, yeni bir heyecan ve şevk duygusuyla icraatına başlar.

Buna karşılık muhalefet, iktidarın yaptıklarının yanlış, eksik ya da yetersiz veya gereksiz olduğunu halka topluca aktarma imkanı bulur. İkna eder, güven duygusu uyandırabilirse, halkın oyuyla teveccühe kavuşabilir ve nihayet rolünü değiştirebilir. Yani iktidara gelir, halkın emanetini devralır ve işe koyulur.

Sözün özü, demokraside seçim, iktidaratını sineklerden uzak tutarak uyanık kalmayı sağlayan bir "enstrüman"dır. Gelir-gider sağlamasının yapılması imkanıdır. Halk ancak seçim aracılığıyla genel bir durum tesbiti yapabilir ve ona göre de tavrını belirleyen kararını açıklar.

Özetle, durumun tasviri budur.

Bu noktada, 22 Temmuz da yapılacak seçimi gözönüne alarak irdelemeye çalışalım.

Konuşmalara, beyanatlara, davranış ve tutumlara bakıldığında, edinilen ilk izlenim iktidarın haldır huldur, halkın deyişiyle "gözü kanlı buzağı" gibi oradan oraya seğirten bir muhalif, hem de müzmin muhalif tavrını üstlenmesidir. Sanırsınız ki, ömrübillah hiç iktidar olmamış, bütün engellemeler, tuzaklar, haksızlıklar ona yapılmış da, artık canına tak demiş. Çıkar yol olarak böyle şedit, saldırgan muhalefet tarzı bırakılmış seçenek olarak.

Buna karşılık, özellikle ana muhalefet, sanırsınız, yıllardan beri iktidardadır. Bunun getirdiği doğal sonuç olarak yorgunluk, hevessizlik, iktidar olmanın verdiği doyum ve artık sahneden çekilip biraz dinlenme duygusu ve ihtiyacı içindedir. vb.

Siyasette bir tür hurafe şeklinde giderek iyice belirgin bir nitelik olarak gözüken bir tavıra da dikkat çekmek gerekiyor. Sözgelimi iktidarın herhangi bir uygulaması üzerine bir değerlendirme, eleştiri yapılmaya görsün, bazı mahfiller, malum "holding medya"dan ateşli, çoğunlukla saldırgan ve hoyrat bir karşı-cevap yetiştirme histerisi ortaya çıkıveriyor. Basının, medyanın, temelde ifade özgürlüğünün ve haber alma, bilgi edinme hakkının "condottieri", yani "paralı, kiralık asker"leştirilmesidir bu.

Bu basit ve genel görünüş nasıl bir kirlenmenin, düşüş ve yozlaşmanın üstünü örtmektedir Sorun bu aslında.