Halk olarak çok büyük meziyetlerimiz var.

Düşeni kaldırırız, dövüleni koruruz, mazluma kimlik

sormayız.

Yüz kere eşekten de düşsek yiğitliğe leke sürdürmeyiz.

Yiğidi öldürsek de hakkını yemeyiz.

Bu özelliklerimiz bizi dünyanın neresinde olsak hemen ele

verir.

Örneğin bir yerde bir adam çayı çay tabağına dökerek

içiyorsa bu adam illa ki bizdendir.

Tek abdestle beş vakit namaz kılmak için gün boyu

kıvranıp duran birine rastlarsanız bu adama da kanınız kaynayabilir.

Siyasetçiler hitap edecekleri kitlenin nabzını çok iyi

tutmaya çalışırlar.

Toplumsal zaafları ve kırılganlıkları bilenler seçimlerde

en az hayal kırıklığına uğrayanlardır. Seksen sonrası seçim vaatleri Türk

halkının aynı zamanda ne denli vaatsever bir millet olduğunu da tescil ediyordu.

Zamanın yasaklısı Demirel yeniden siyasete döndüğünde

halkın bu yönüne hitap eden vaatlerde bulunmuştu.

Öylesine uçuk davranmıştı ki bu vaatlerde millet içinden

atma Süleyman din kardeşiz demesine rağmen bol keseden atmaya devam etmişti.

Bir ara diğer partilerin yaptıkları vaatlerin etkisini

kırmak için miting meydanlarında son vaat bombasını patlatmıştı: Kim ne

veriyorsa beş lira fazlasını vereceğim!

Demirel in Cumhurbaşkanı olmasıyla SHP-DYP koalisyonun

ekonomiden sorumlu devlet bakanı olan Tansu Çiller de seçim meydanlarında

sermaye gerektirmeyen vaatleri yağdırmaya devam etti.

Burada halkımızın olmayacak duaya âmin demek gibi bir

özelliğini daha hatırlatmakta fayda var. Çiller in iki anahtar vaadini halk

inanmasa da çılgınca alkışlıyordu.

Bu vaatleri her mahalleye yüz trilyoner ve her köye

traktör gibi vaatler takip etti.

3 Kasım 2002 de Cem Uzan ın mazot 1 TL olacak, işsize

350 TL maaş verilecek gibi vaatlerinden sadece miting meydanlarında toplanan

halka konser eşliğinde dağıttığı döner-ayran ziyafeti gerçekleşti.

2000 li yıllar birçok şeyde olduğu gibi seçmen algısında

da değişimlere zemin hazırladı. Bugünün seçmeni yukarıdan fırlatılan avuç

dolusu yemlere tav olacak karakterde değil artık. Bir siyasi partinin

yaptıklarını ve de yapmadıklarını bundan sonra yapacaklarına ve

yapamayacaklarına teminat sayıyor.

Mesela bir parti ne kadar uçuk vaatlerde bulunuyorsa

bunun anlamı, nasıl olsa halka verdiğim sözü gerçekleştirme şansım yok, mümkün

olduğu kadar yüksekten atayım demektir.

Ne de olsa yarın gerçekleşmeyecek bir durum karşısında

halkın hesap sorma riski yoktur. Halk artık olmayacak duaya âmin dememeyi

öğrenmiştir.

Futbolda ofsayt ı kaldıracağım da deseniz, filanca

takımı şampiyon yapacağım da deseniz, Ankara ya deniz getirme sözü de verseniz

halk bunları yemiyor ve inceden inceye tiye alıyor.

Kendisi himmete muhtaç bir dede/ Nerde kaldı gayrıya

himmet ede misali karşısında arz-ı endam eden partileri ölçüp biçiyor ve

kendine bile mecali olmayan söylem sahiplerini dikkate almıyor.

Vaatlerin hayal değeri bile önemli artık.

Muhayyilenin bile geri püskürttüğü vaatler sandığa

gömülüyor.

Bir parti 7 Haziran seçimlerinde iktidara geldiklerinde

eşcinsel evlilikleri yasalaştıracaklarını ve Alisiz Aleviliği

yaygınlaştıracaklarını vaat etmiş.

Toplumu tanımamanın, mezhepleri kavramamanın, insan

doğasını göz ardı etmenin tipik bir örneği.

Alisiz Alevilik, yumurtasız omlet gibi bir şey.

Eşcinsel evlilikler vadedenler acaba bu millete nasıl bir

toplum vaat ediyorlardır Bunu da açıklamaları gerekir.

Siyasiler her şeyden evvel hitap ettikleri halka birey

gözüyle bakmaktan vazgeçmeliler. İnsanla muhatap olduklarının bilinciyle

davranarak hareket etmelidirler.

Zira birey bi-reydir. Rey (oy) kullanıncaya kadar dikkate

alınan, seçim bittikten sonra dikkatten kaçırılan kişiye birey derler.

Siyasetçi vaatte bulunmaz, temsil ettiği halka karşı

sorumluluklarını yerine getirir.

Halkın hak ile buluşmasını temin eder. Halk olana hak

ettiği şey ne ise onu hakkaniyetle verir.

Halka hak üzere davranan bir siyasetçi sandıkta kaybetse

de hakikatte kazanmıştır. Unutulmamalıdır ki mağlupların da zaferi vardır.