Dershanelerin kapatılması gündeme gelmemiş bile olsaydı

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine doğru iktidar ile hizmet hareketi arasında bir

takım sürtüşmelerin yaşanacağı biliniyordu. Hatta bazı köşe yazarları geçmişi

hatırlatıp, ülkemizde Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hep sancılı olduğuna vurgu

yapıyorlardı. Ve yine ısrarla Cumhurbaşkanlığı konusunda hizmet hareketinin

iktidar partisinden, daha doğrusu Başbakan Erdoğan dan farklı düşündüğü de

ısrarla vurgulanıyordu. Gülen Hocaefendi nin de mektubunu Cumhurbaşkanı Gül e göndermiş

olması aslında aylar öncesinden beri söylenip yazılanları doğrular

mahiyetteydi.

Bu hatırlatmanın ardından mahalli seçimlere kısa bir

zaman kala Dershanelerin kapatılması ile gündeme gelen çatışmanın adeta meydan

savaşına dönüştürülmüş olmasının siyasi sonuçları üzerinde durmak istiyorum.

Yüksek Seçim Kurulu nun açıkladığı seçime girebilecek

partiler listesinde hizmet hareketi diye bir parti bulunmamakla birlikte sanki

bir yanda iktidar partisi diğer yanda hizmet hareketi olmak üzere ikili bir

seçim kampanyası yürütüldüğü izlenimi oluşturulmuş durumda. Dikkat edilirse

gazete ve televizyonların tek konusu 17 Aralık operasyonu Dershanelerin

kapatılması unutulmaya terk edilmiş durumda. Ortaya çıkan görüntüyü çok fazla

yadırgamamakla beraber siyasete siyaset dışı güçlerin böylesine müdahil

olmasının sağlıklı olmadığını söylemek yanlış olmaz. Dikkat edilirse seçime

girecek partiler mahalli seçimlere yaklaşılırken adaylarını takdim ediyor,

açıklıyorlar. Açıklanan adaylar da projelerini millete sunuyorlar. Özellikle

Saadet Partisi nin adayları ve projeleri medyaya hiç yansımıyor, yansıtılmıyor.

Medya için varsa da yoksa da iktidar-hizmet hareketi bilek güreşi. Öyle

anlaşılıyor ki, bu çatışma seçimlere kadar aralıklı da olsa devam edecek,

millet muhalefetin adaylarının plan ve projelerini duyma ve öğrenme imkanı

bulamayacak. Böyle olunca da insanın aklına, 17 Aralık operasyonu seçim

kampanyasını karartma operasyonu mu sorusunu getiriyor.

Çünkü iktidar ile hizmet hareketi çatışmasının mahalli

seçimlerin önüne çekilmek suretiyle erkene alınmasını sadece tarafların

birbirlerine tahammülünün tükenmiş ve bunun sonucu bir patlamanın ortaya çıkmış

olması ile izah etmek doğru bile olsa eksik kalıyor. Çünkü son 15 günlük

gazetelere şöyle bir baktığınızda ortaya sanki bu memlekette hizmet hareketi ve

iktidar partisinin dışında parti yokmuş gibi görüntü çıkıyor.

Böyle olunca da millet mahalli seçimlerde oyunu neye göre

kime verecek Seçimler eğer millete sunulacak projelerin yarışı olacaka bu

seçimlerde böyle bir yarış beklemek doğru olmaz. Gerçi her seçim kampanyası

döneminde medya bazı partilere karşı karartma uygular, milletin gözünden

kaçırmaya çalışırdı ama bu defa ortaya çıkan manzara biraz daha farklı. Zaten

adil olmayan bir seçim yarışı yürütülecek iken birde medya karartması gündeme

gelince parası olan yürüteceği reklam kampanyaları ile ortalığı kaplayacak,

gözler ortada görünenlerden başkasını görmeyecek, sonuçta da parayı bastıran

yarışa önde başlayacak. Bunun adı da halk iradesinin sandığa yansıması ve

demokrasi olacak..

Sistem baştan beri yanlıştı, bu defa yanlışında ötesinde

bir tablo ortaya çıkıyor. Bir takım örgütler ortada görünürken seçimlerin ve

demokrasilerin olmazsa olmazı konumundaki partiler toplumdan gizleniyor. Böyle

olunca Milli Görüş ün temsilcisi Saadet Partisi nin tüm mensuplarına ve gönül

vermişlerine büyük fedakârlık düşüyor. Tüm karartmalara rağmen Milli

Görüşçülerin Saadet adaylarının plan ve programlarını millete anlatması

gerekiyor. Kısacası seçimlerin ardından seçmene Benim sizin plan ve programınızdan

haberim yoktu dedirtmemek için elden gelen çaba sergilenmeli.