Gençlik, daha doğrusu lise ve üniversite yıllarım Türkiye’nin kesin bir şekilde sağ-sol şeklinde iki kutba ayrıldığı ve sürekli olarak bu iki kesimin çatışması ile geçti. Bu çatışmada biz de solcu ve komünist olamadığımız(!) için sağ kampta yer aldık. Ülkeyi komünistlere karşı koruduğumuzu düşünürken, solcularda ülkeyi ABD emperyalizmine ve faşistlere(!) karşı koruduklarını düşünüyor, buna inanıyordu. Sağ ve solun yönlendiricilerinin söyledikleri ile gerçek hedefleri farklı idi. Ama gençlik heyecanının da etkisi ile bizler ülkenin kurtarıcısı pozunda her ortamda kavga veriyorduk.

Bugün geriye dönüp baktığımda iki kutuplu dünyanın emperyalist güçleri ABD ve Sovyetler Birliği aralarındaki ilan edilmemiş anlaşma sonucu dünyayı sömürü alanlarına ayırarak paylarına düşen bölümleri sömürmekle meşgul olduklarını insan rahatlıkla görebiliyor. Ne var ki, bugün bunları görmek geçmişte yapılmış kandırılmışlık ve yanlışları düzeltmiyor. Görülen bir başka gerçek ise gençler farklı kamplarda ülke kurtarıcılığına soyunmuş, kavga verirlerken aslında memleketi kurtarmıyor, sömürgeci güçlere hizmet ediyorlardı. Niyetleri ülkeyi sömürücülerin sömürüsünden kurtarmak olmakla birlikte yaptıkları sömürgecilerin çıkarlarına alet olmaktan öte geçmiyordu. Bu gerçeği ne var ki, solu ve sağı yönlendiren siyasiler, akademisyenler, aydınlar(!) ve en önemlisi de istihbarat örgütleri birlikte hareket ettiler. Sonuç itibariyle kendileri belki bilerek ama gençlik bilmeden sömürgecilere hizmet ettiler. Ve bugün geriye dönüp baktığımızda geçmişte insanımızın sağ-sol şeklinde iki kampa ayrıştırılmış olması da bir farklılığı değil, suni olarak dünyayı siyasi ve kültürel olarak yöneten güçlerin çıkarlarını daha kolay koruyabilmek için geliştirdikleri suni bir ayrışmadan ibaretti.

Ülkemizde bu sağ-sol ayrışmasının gerçek yüzünü bütün açıklığı ile millete göstermeye ve anlatmaya çalışan ilk lider rahmetli Necmettin Erbakan Hocam oldu. Ne var ki, şartlandırılmış beyinlerin gerçeği görmesi Hocamın tüm çabalarına rağmen kolay olmadı. Ama başarısız olduğunu da söylemek yanlış olur. Eğer Hocamın çabaları ve toplumu uyandırma yönündeki çabaları olmasaydı bu kamplaşma sürüp gidecekti. Hocam safları sarsmış, zayıflatmış, toplumun işin aslını görmeye başlamasını sağlamıştı. Son seçimler ise Hocamın 40 yılı aşkın mücadelesi ile topluma göstermeye çalıştığı sağ-sol yok, hak-batıl var değerlendirmesini bütün açıklığı ile ortaya koydu. Böyle olmasaydı, CHP-MHP ve Hizmet Hareketi aynı safta kol kola girebilirler miydi Girdiklerine göre önemli olanın partiler ve grupların kendilerini nasıl tarif ettiklerinden çok gerçekte ne yaptıklarının önemli olduğunu son seçimler hiçbir bahaneye meydan bırakmayacak kadar ortaya koymuş oldu. Söz gelimi Milli Görüş Hareketi’ne hep karşı tavır geliştirmiş olan Pensilvanya’nın son seçimlerde taraftarlarını CHP ya da MHP’ye oy vermeye davet etmiş olmaları ile bazı şehirlerde CHP ve MHP’nin gerçekleştirdiği ittifak da açık bir şekilde partilerin ya da birtakım gruplarının kendilerini nasıl tarif ettiklerinin fazlaca bir önemi olmadığını gösterdi. Kısacası Erbakan Hocamın 4o yılı aşkın gayret gösterdiği gerçek son seçimlerde ispat edilmiş oldu. Keşke bu gerçek böylesine açıklığa yıllar önce kavuşabilmiş, insanımız böylesine uzun süre istismar edilebilmiş olmasaydı. Ancak, sağ-sol gruplaşmasının gerçek olmadığı görüldü ama onun yerini başka bölünmeler ve değerlendirmelerin aldığını görmek gerekiyor. Çünkü sömürgeciler hedeflerinden, çıkarlarından vazgeçmiş değiller. Toplum mühendisliği olarak nitelendirilebilecek bir kültürel istila gelişmekte olan ülkelerde bugün de devam ediyor. Sömürgeciler dün olduğu gibi bugünde çeşitli ülkelerde sömürülerini sürdürecek taşeronlar bulabiliyorlar. Bu bakımdan toplum olarak uyanık olmak, söylenen ve gösterilen ile yetinmeyerek gösterilen ve söylenin gerçeğine ulaşmak için çaba sarf etmemiz gerektiğini unutmak gerekiyor.