Hafta sonu zirve ve zirveye ortak takımlar, dev ve derbi maçlar adı altında birbirleriyle mücadele ettiler. Hasretini çektiğimiz, özlediğimiz keyifli, tempolu, heyecanlı, gerilimli ve taktik yönü yüksek karşılaşmalara şahit olduk.
Sivasspor, konuk ettiği Alanyaspor ile tabela yönünden kısır olsa da mücadelesi bol, temposu yüksek bir maça imza attı. Yine kendisi gibi zirve yarışı yapan rakibini tek golle geçen Yiğidolar, maç eksiği olan lider Trabzonspor’u yakaladı.
Sivas’ta hava sertti. Oyun sertti. Zemin sertti. Oyuncular topa sertti. Yüksek tempo içimizi ısıtırken, her iki takımın kalecisi de skorun artmamasında etkendi. İkinci yarıda oyuna dâhil olan Kone’nin dönüşü teknik adamı, taraftarı ve takımı rahatlattığı gözden kaçmadı.
Ligin ikinci yarısına Hüseyin Çimşir ile damga vuran Karadeniz Fırtınası, Mithat Paşa Stadı’ndan istediğini alarak döndü. Maç gerçekten nefesleri kesti ve adı gibi futbolcular dev maçta adeta devleşti. Yerlerimizden kalkmadan, kıpırdamadan maçı izledik. Her iki teknik patronu bu yüzden kutluyorum. Hafta içinde yapılan antrenmanlarda takımlarını çok iyi hazırlamış ve rakiplerini iyi etüt etmişler. Sahada iki teknik adam bir satranç oynar gibi hamleler yaptı. Tabii Hüseyin Çimşir’in Sörloth (vezir taşı) Sergen Yalçın mat yapmak üzere iken oyunu pata getirdi. Sörloth’un ikinci gol öncesinde topu Ekuban’a verip, arka direğe yaptığı akıllıca koşusunu tam 4 Beşiktaşlı futbolcu izledi. Ekuban’ın adrese teslim sert ortasına gelişine tek vuruş maçın da özetiydi. Atanın ve tutanın varsa, bunlar da günündeyse seni hem zirvede, hem de skor olarak geri düştüğün maçlarda tutar. İlk defa atan mı yoksa tutan mı maçın adamı olur zorlandım. Ama psikolojik olarak atan daima bir tık öndedir.
Boateng, Beşiktaş’a ısınıyor. Sergen’le birlikte siyah-beyazlı takım değişik bir hava ve karakter gösteriyor. Başakşehir karşısındaki Beşiktaş gitmiş yerine bambaşka bir takım gelmişti. Bu Beşiktaş gelecek sezonlar için büyük bir umut veriyor. Eğer bu formatta oyun devam eder ise. Yalnız maçta şu dikkatimi çekti. Aynı konu Spor Müdürümüz İlhami Yetiş’in de gözünden kaçmamış. Burak Yılmaz sanki takımı hücuma kalktığında ve atağa kaldırdığında bir fren vazifesi görüntüsündeydi! Sanki mış gibi, muş gibi yapar şeklinde bir tavrı vardı.
Ankara derbisi bilindik derbi havasında geçti. Kontrollü, hata yapmak istemeyen, riski hemen almayan, kontra atakla pozisyona girip golü bu şekilde bulabilirse tabelaya yazdıran bir maç izledik. Kim atarsa galibiyet ihalesi o takımda kalacak gibiydi. Gençlerbirliği attı. Maç da öyle bitti.
Gelelim sezonun derbisine… Galatasaray-Fenerbahçe derbileri öncesi, maç anı ve sonrası her zaman konuşulur ve bir başka olur.
Saraçoğlu’nda bu yıl olur mu, o sene bu sene mi derken aradan 21 yıldır geçti. Bu süre içinde Galatasaray şampiyonluklarına devam etti. Bu yüzden Saraçoğlu’ndaki mağlubiyet ve beraberlikleri fazla önemsemiyordu. Fakat galip gelememek sarı-kırmızılı camiada psikolojik olarak bir rahatsızlık oluşturuyordu. Zaman zaman galibiyetin kıyısından dönülüyordu. Yine de olmuyordu. Bu psikolojinin ilacı sezon sonunda şampiyonluk kupasını kaldırmak oluyordu. Ve sonunda Galatasaray güzel bir futbol ve skor ile Fenerbahçe’yi Saraçoğlu Stadı’nda yendi. Eeee ne oldu? Sonuç; hayat yine devam ediyor. Bu durumun bir gün yaşanacağı belliydi. Bugüne kısmet oldu hepsi bu.
Ayrıca bu galip gelememek durumu Galatasaray’a etki ettiği gibi Fenerbahçe’yi de yenilmemeliyiz endişesi strese sokuyordu. Çünkü öyle bir hale geldi ki yenilen takım kötü takım, yönetim kötü yönetim ve teknik heyet de kötü teknik heyet olacaktı. Nitekim endişe ve stres bu kadro ve teknik heyette oldukça hissedildi.
Ersun Yanal takımını hafta içinde hazırlayamamış. Zaten teknik direktör arayışları hatta medyada çıkan isimler Ersun Yanal’ı derbiye değil de bu haberlere yönlendirmiş. Zaten maç kadrosu bunun en büyük göstergesiydi. Ersun Yanal’ın ikinci gelişi istatistikî açıdan diğer ikinci kez gelip başarısız olan önemli teknik adamlar sayfasındaki yerini alacaktır. Bu konuyu öz eleştiri yaparak dile getiren Fabio Capello’dur. Capello, en büyük yanlışının ikinci kez Milan’ı çalıştırmak olduğunu söylemiştir.
Fatih Terim ise, sezon başında yaptığı hataları ara dönemde düzeltmiş gerekli hamleleri takım içinde yapmıştı. Taktiği de belliydi. Onun üzerine çalışmalarını, planlarını yapmıştı. Hatta trafikten etkilenmemek için karar aldı, Zorlu Center’de takımı bir gün önce kampa soktu. Hem ezeli rakibi ve ebedi dost kulübe Zorlu mesajı veriyor hem de taktiksel anlamda baskı altına alıyordu. Fenerbahçe’nin önemli eksikleri vardı. Terim Fener’in yumuşak karnını çok iyi biliyordu. Bu planı uygulamak için ara transferde gerekli silahı da transfer etmişti. Onyekuru’yu Fenerbahçe savunma hattının arkasında topla buluşturup atılacak gol veya gollerle maçı kazanmaktı. Ara pasını en iyi atanlardan biri de Belhanda idi. Terim galibiyet planları yaptığı için her türlü riski aldı ve formda Emre Akbaba yerine Belhanda’yı ilk onbire yazdı. Gustavo ve Rodrigues olmadığı için Terim’in ekstra önlem alması gerekmiyordu. Nitekim Onyekuru maçın başından son dakikasına kadar defalarca topla buluştu.
Yanal denenmişi yine denedi. Terim ise maça göre Belhanda ve Falcao hamlesini yaptı. Tek stoper Serdar Aziz tehlikeli isim Falcao ile mücadele ederken, Jailson hızlı Onyekuru ile yalnız kaldı. Buna karşılık, anlamsız Krause ile Vedat’ın form düşüklüğü derbide de devam etti. Fenerbahçe futbolcuları için Galatasaray derbileri zaten bir motive kaynağıdır. Eğer futbolcuları Galatasaray ismi de motive edemiyorsa ortada başka bir sıkıntı var demektir.
Açıkçası bir gün zaten bu sonuç olacaktı. Ali Koç yönetiminde yaşanmasına üzüldüm. Atak, genç, dinamik, Fenerbahçe’yi seven ve taraftarları düşünen bir karaktere sahiptir. Ali Koç’u taraftar istemiştir. Ersun Yanal’ı da taraftar istemiştir. Ali Koç da getirmiştir. Nihat Özdemir Başkanlığı’ndaki TFF Fenerbahçe’yi oldukça yıpratmıştır. Bu yıpranma sahaya ve tribüne de yansımıştır. Futbola hiç bu kadar siyaset bulamamıştı. Fenerbahçe büyük bir camiadır. Ali Koç üzerinden, taraftarların protestosu üzerinden bu camia hedef gösterilmemelidir. Fenerbahçeliler takımı, teknik heyeti ve başkanını yine usulünce protesto etmiştir. Cezalılar ve sakatlar döndüğünde yine üst düzey futbola takım dönüş yapacaktır.
Gerçek taraftar kötü günde takımına sahip çıkandır. Fenerbahçe’ye yakışan iyi bir teknik adama ihtiyaç vardır. Joseph De Souza-Mehmet Topal ikilisi aranmaktadır. Bu tarz futbolcular takım kadrosu içinde mevcuttur. Jailson ortaya monte edilir, yerine de bir stoper yine takım içinde bulunur. Görmesini bilene! Bakınız: Lyundama-Donk!
Derbiden Çıkan Futbol Kültürü
Real Madrid Kral Franco iktidarının takımı sayılmaz fakat Katalanlar’ın gözünde bu takım kralın takımıdır. Kimileri yarı şaka yarı ciddi, İspanya’da demokrasiye geçiş sürecinin Aralık 1973’de Carrero Blanco’nun öldürülmesiyle değil, Şubat 1974’te Barça’nın Real Madrid’i Madrid’de 5-0 yenmesiyle başladığına inanırlar.
Mustafa Cengiz Galatasaray’ın, Ali Koç da Fenerbahçe’nin başkanı seçilirken Türk futbolunun lokomotifi olan takımlara demokrasi tekrar geri gelmişti. Ahmet Nur Çebi ile de devam etmişti. Çünkü 3 büyüklerde gururlu, kibirli başkanların iktidarı son bulmuştu.
Kim bilir 21 yıl sonra gelen bu 3-1’lik sonuç da Türkiye için bir başka sürecin başlangıcı olur.