Ebu Nuaym’ın Hilyet-ül Evliya eserinde bildirilen rivayete göre sahabeden Abdullah b. Ömer (R.A.) Efendimiz, hoşuna giden herhangi bir durumla karşılaştığında Allah’ın rızasını kazanmak için servetinden bol bol tasadduk ederdi. Onun bu hasletini iyi bilen köleleri de mescitten ayrılmazlar, azat edilme umuduyla sürekli namaz kılarlardı. Kölelerini bu hâl üzere gören İbn Ömer (R.A.) de onları azat ederdi. Bu durum karşısında dostları kendisini uyararak, “Ey Ömer’in oğlu, bu köleler azat olmak için namaz kılıyorlar, bilesin ki seni aldatıyorlar” derlerdi ama Abdullah b. Ömer (R.A.) Efendimiz tebessüm ederek, “Bizi Allah ile aldatanlara aldanırız” şeklinde cevap verirdi.
***
Gelelim günümüz Türkiye’sine.
Geçtiğimiz hafta bir seçimi daha geride bıraktık. On üç yıllık tek başına yönetimi boyunca sorunlarımızı çözmek yerine, hatalı politikalarla daha da içinden çıkılmaz hale getiren iktidar partisi, türlü istismarlar, hokkabazlıklar ve siyaset mühendislikleri neticesinde oylarını arttırdı ve yine tek başına iktidar oldu.
İster iktidara ilişik 32 televizyonun numarası deyin;
İster onlarca gazete ve yüzlerce internet sitesinin etkisi deyin;
İster devlet aygıtının tüm imkânlarının kullanılması deyin.
İster 7 Haziran seçimlerinde meclise giren partilerin uzlaşmaz tutumu deyin;
İster patlayan bombaların korkusu deyin;
Ya da isterseniz tepetaklak edilen piyasa rakamlarının zorlaması deyin, neticede iktidar partisi bir şekilde yeniden iş başına geçti.
Oysa on üç yıllık tek başına iktidar boyunca kardeşlik iklimi sağlanmak yerine daha da bozulmuştu.
Ekonomik refaha ve kalkınmaya ulaşmak yerine, zulüm düzeninin sac ayakları çok daha sağlam olmuştu.
Hatta refahı boş verin, neredeyse borçsuz tek bir hane bile bırakılmamıştı.
Faizci kapitalist düzen güçlendirilmişti.
Faiz lobisi reel anlamda tam beş kat büyütülmüştü.
Dolar milyarderlerinin sayısı artmış, üstelik bu adaletsiz paylaşım çok matah bir şeymiş gibi sunulmuştu.
Ülkemiz taşeron cenneti haline getirilmişti.
İş güvenliğini hiçe sayarak maliyetten kısan baronların sayesinde, yerin yüzlerce metre altında kan kusa kusa can veren işçilerin ölümü fıtrattan sayılmıştı.
Sürdürülebilir borç ekonomisiyle övünülür olmuştu.
Küresel şer ittifakının Irak ve Afganistan işgalleriyle başlayan, Libya ve Suriye ile devam eden yok etme projelerine tam destek verilmişti.
Aziz vatanımız en yetkili ağızlardan NATO toprağı ilan edilmişti.
Atılan her bir adımın Amerika ile birlikte atıldığı, Amerika ile gizli ya da açık mutabakatlar imzalanmadan hiçbir şey yapılmadığı itiraf edilmişti.
Fakat işte aynı iktidar kadroları tarafından on üç yıldır sanki bunlar ve daha fazlası hiç yaşanmamış gibi, seçim kampanyası boyunca yine din diyanet kavramlarına sığınıldı, yine vatan ve millet sloganları atıldı.
Tabii dört bir koldan kuşatma altına alınan inançlı insanlarımız da, kendilerine bu kadim kavramlarla yaklaşan iktidar kadrolarına bir dört yıl daha mühlet verme yolunu seçti.
HAKKI HAYKIRMAYA DEVAM EDECEĞİZ
Şimdi bizler elbette olanda hayır vardır diyoruz. Bununla beraber seçim sürecinde sığınılan o kutsal kavramlara ne kadar sahip çıkılacağını; verilen sözlerin ne kadar tutulacağını; atılan sloganlara ne kadar uyulacağını; milletimizden aldıkları bu yeni mühletin nasıl kullanılacağını elbette izlemeye devam edeceğiz.
Mesela posterleri kampanya malzemesi olarak kullanılan zindandaki Muhammed Mursî ve arkadaşları için neler yapılacağını hep birlikte göreceğiz.
Mesela yakılan Suriye ateşini söndürmek için Amerika’dan bağımsız hangi adımların atılacağını hep birlikte izleyeceğiz.
Mesela parçalanan Libya’nın nasıl birleştirileceğini, kıyılara cesetleri vuran çocukların yaşatılması için hangi çözümlerin aranacağını göreceğiz.
Mesela ambargo altındaki Gazze’ye bisküvi kutuları dışında neler gönderileceğini; işgal altındaki Filistin’in kurtuluşu için neler yapılacağını; yıkılma tehlikesi geçiren Aksâ için hangi çarelere başvurulacağını hep birlikte takip edeceğiz.
Ya da ülkemize kardeşlik ikliminin nasıl getirileceğini, adil ve eşit paylaşımın nasıl sağlanacağını, bonzai nesli yerine dindar nesil yetiştirmek için neler yapılacağını hep birlikte izleyeceğiz.
Üstelik bütün bunları ve çok daha fazlasını izlemekle de kalmayacağız.
Merhum Erbakan Hocamızdan aldığımız ilhamla çözüm önerilerimizi de tek tek anlatmaya devam edeceğiz.
Böylece üzerimize düşen kardeşlik vazifesini de eksiksiz şekilde yerine getirmeye çalışacağız.
Anlayacağınız İbn Ömer (R.A.) köleleri azat edeli tam 14 asır oldu.
Fakat tıpkı o köleler gibi bugün dahi kutsal kavramları istismar eden kimseler varlığını sürdürüyor.
Bizler onları umursamayacağız.
Hiçbir kınayıcının kınamasına aldırmayacağız.
Doğru bildiğimizi haykıracağız.
Hakkı hâkim kılmak için yılmadan, usanmadan, daima çalışacağız.
Gayret bizden, takdir elbette ki Allah’tan.
MİLLİ GÖRÜŞLÜLER Mİ DEDİNİZ
Milli Görüşlüler evet, oradaki bir avuç insan.
Doğrusunu isterseniz onlar yarım asırdır hiç kimsenin vebaline girmediler.
Onlar değişerek gelişmediler, faiz bir dünya gerçeğidir demediler.
Onlar yarım asırdır kan deryasına dönen coğrafyamızda üzerlerine tek bir leke bile sıçratmadılar.
Onlar yarım asırdır tek bir yalan bile söylemediler, hiçbir kutsalımızı istismar etmediler.
Onlar yarım asırdır tek bir kez bile aldatmadılar, kimileri gibi aldatıldık itiraflarına sarılmadılar.
Aksine onlar yarım asırdır hep haklı çıktılar.
Onlar yarım asırdır hiçbir savaşa, hiçbir işgale, hiçbir katliama ortak olmadılar.
Onlar yarım asırdır hiçbir zalimin sırtını sıvazlamadılar. Hatta tam karşısında durdular.
İç savaşlarda taraf olan zalim hükümdarların karşısına çıktılar ve hakkı haykırdılar.
Onlar yarım asırdır her ne yaptıysalar bu millet için, bu ümmet için, hatta tüm mazlum halklar için yaptılar.
Onlar daima zayıfların yanında oldular.
İşte bundan dolayıdır ki ey ahali;
Her şey bittiğinde, bu yalan rüzgârı dindiğinde, bu istismar saltanatı çöktüğünde, tıpkı yarım asırdır olduğu gibi onlar yine milletimizin başucunda olacaklar.
Bütün zorluklara ve bütün imkânsızlıklara rağmen, onlar yine ruh kökümüz olmaya devam edecekler.
Bana sorarsanız ey ahali, canımızdan aziz bilmeliyiz onları.
Göğsümüzü siper etmeliyiz, koruyup kollamalıyız onları.
Çünkü onlar Allah biliyor ya, emin olun hepimizin teminatı.