YÖNETİCİLİK; bir “emanet”tir. Kamu malını korumayı gerektirir. Diğer insanların da yükünü taşıma görevidir. Adaletle yürütülürse insanın derecesini kat kat yükseltir. Hiçbir gölgenin bulunmadığı mahşer meydanında Allah’ın arşının gölgesinde gölgelenmeye vesile olur. Eğer, adaletle yürütülmezse, “ateşten bir gömlek” haline gelir. Kıyamet günü pişmanlığa sebeptir. O yüzden, yönetici kamu malını kendi malı gibi göremez.
Şüphesiz yöneticilik, “adalet”i esas alır ve çok ağır bir görevdir. Allah Resulünün (S.A.V.) on binlerce sahabesi içinde, değer bakımından ilk dört sırayı Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali (R.A.) alır. Çünkü onlar “halife” ünvanı ile yöneticiliğin hakkını verdiler.
Türkiye iki haftadır, AKP Genel Başkanı’nın eski ve yeni milletvekillerine, il başkanlarına Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde verdiği yemeği konuşuyor. Basına yansıdığına göre yemek menüsü şöyleydi: Anadolu aşı, Antep usulü kuru dolma, kereviz salata, talaş böreği, kuzu incik kızartması, mevsim sebzeleri, bademli basma pilav, tahinli profiteral, çay, kahve… Menüde belki çoğumuzun hiç yeme fırsatı bulamadığı yemekler de var. Bunları yesinler de, AKP için “iyi çalışsınlar” diye düşünülmüş olmalı!
Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapılan siyasi toplantı, AKP’nin yeniden seçim kazanıp iktidarını sürdürmesini amaçlıyordu. Fakat seçilen mekân, hiç de bu amaca uygun değildi. Çünkü bu kurum, 85 milyonluk Türkiye vatandaşının ortak mekânı idi.
MEKÂN SEÇİMİ YANLIŞ
Hayret! Türkiye’nin en üst kurumu böyle bir yanlışa nasıl düşebilirdi? Bu sebeple her seviyedeki insan ve kurumlardan büyük tepkiler yağdı. Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan, yemeğe katılanlara, önümüzdeki seçimlerde AK Parti için çalışmaları konusunda nutuk attı. 85 milyonluk Türkiye’nin her vatandaşının mekânı olan bir kurum nasıl oluyordu da, bir siyasi partinin propagandası için kullanılıyordu?
İlk tepki AKP eski İstanbul Milletvekili ve Yeni Şafak yazarı Mehmet Metiner’den geldi. Mekân seçiminin yanlışlığını, parti toplantısının Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapılmasını doğru bulmadığını anlatarak şunları söyledi: “Biz devleti yöneten partiyiz, ama devlet partisi değiliz. Külliye sadece AK Partililerin mekânı değildir. Cumhurbaşkanı herkesin cumhurbaşkanıdır.” (25.03.2022)
Sayın Metiner, bu konuda doğruyu söyledi. Teşekkür ediyorum. Çünkü, hepimiz CHP’nin 1923-1950 yılları arasında, tek parti dönemindeki kural dışılıkları eleştiriyoruz. Valilerin parti il başkanı oluşlarını ve açık oy, gizli tasnif gibi seçimlere şaibe sokan uygulamalarını da. Kural dışılığı AKP yaptı, diye doğru olamazdı!
Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ise, “Hangi sıfatla, hangi hakla ve hangi ahlâki değerle bu yemek organize edildi” diye sordu.
İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Mehmet Bekaroğlu, konuyu TBMM gündemine taşıdı. Bunun siyasi etiğe uygun olmadığını söyledi. “Saray’daki yemeğin parasını kim ödedi” diye sorarak, “Tehlike kapımızı çalıyor, içeriye de giriyor” (27.03.2022) değerlendirmesini yaptı.
SUÇ İŞLENİYOR
Saray’da siyasi çalışma yapılmasına, Yeniçağ gazetesi yazarı Aslan Tekin de tepki gösterdi. “R.T. Erdoğan’ın Saray’ı parti merkezi yapması hiçbir surette iktidarı bırakmayacağım, manasına gelmez mi?” diye sordu. “Cumhurbaşkanı aynı zamanda parti başkanıdır. Ama ona yasak yoktur; istediği zaman kendi partisi için seçim propagandasına çıkar; devlet bütçesini kullanır, diye nerede yazıyor? Aleni suç işleniyor” diyerek şu değerlendirmeyi yaptı:
“Orası devletin idare edildiği merkezdi. Ama parti çalışması yapılıyordu. Üstelik yemek veriliyor; bu yemek masrafı muhaliflerin de cebinden çıkıyordu. Yani, devletin mekân ve imkânları AK Parti propagandası için kullanılıyordu.” (28.03.2022)
Bunları yazarken, Saadet Partisi’nin 2017 Başkanlık Sistemi referandumundaki destanlık mücadelesini düşündüm. Görüşlerini “Adil Sistem, Adil Seçim” başlıklı bir kitapçıkta toplamıştı. Deniliyordu ki, bu sistem kabul edilirse “başkan denetlenemez” olur; “tek adam sistemi” oluşur. TBMM’nin gücü kırılır; hukuk siyasallaşır; cumhurbaşkanının partili olması sıkıntılar doğurur; “yasama, yürütme, yargı” tek kişinin ağzına bakar duruma gelir.
Saadet Partisi’nin söyledikleri doğru çıktı. Kuralsızlık o noktaya geldi ki, bazı siyasi partiler 20 yıldır birbirlerine “şerefsiz”, “yalancı” gibi çirkin sözlerle saldırıyorlar. Nerede insan onuru? Hukuk devletinde suçlunun cezasını yargı verir. Saadet Partisi’nin Türkiye’ye en büyük iyiliği de kutuplaşmayı, kamplaşmayı önleyerek iç barışa hizmet etmesidir. Türkiye üzerinde emelleri olanlar, Saadet Partisi’nin varlığını bunun için istemiyorlar!