Fenerbahçe şampiyon olmuştur. Zaten bu satırların yazarı

bunun böyle olacağını daha ligin 8. haftasında yazmış, söylemiş ve açıkça da

iddia etmiştir. Fenerbahçe yi herkes kutlamalıdır. En tarihi rakiplerinden, en

yeni rakiplerine kadar. Ancak ne var ki Fenerbahçe nin şampiyonluğu taaa kendi

içinden sadece bir kişiye mal edilmeye çalışılmaktadır. Bu olmaz işte...

Fenerbahçe tarihinde tek bir şampiyonlukta dahi bu

başarılar her hangi bir başkan veya yöneticiye mal edilmemiş, tam tersine

futbolcular ve teknik adam ve yardımcıları öne çıkarılmıştır. Dolayısıyla

Fenerbahçe futbol takımını, tabii ki kulübü de bir kere daha kutlarken, artık

bu kötü alışkanlıktan vazgeçilmesini dilerim. Bu böyle devam ederse, kulübün el

değiştirdiğini ne yazık ki ilerdeki günlerde daha net görmek imkânını

bulacağız.

Fenerbahçeli futbolcu ve teknik adamların böylesine büyük

bir başarıyı kendi terlerinin üzerinden başkalarına ihale etmelerine doğrusu

çok şaşırıyorum. Çünkü Fenerbahçe nin 107 yılık tarihinde hiçbir dönemde, hem

de büyük zorlukların yaşanmasına rağmen şampiyonluklar başkana ve yönetime mal

edilmemiştir. Kim koşmuştur, kim sakatlanmıştır, kim kötü sonuçlar sonrası

geceleri uykusuz kalmıştır acaba Acaba kim sezon ortasında kalbine stent

taktırmıştır Masörün, doktorun, kısaca Samandıra da kim varsa, bu başarı

onların alın terinin karşılığıdır.

Fenerbahçeli teknik adam, şayet devam ederse ve de

futbolcuların, alın terlerini bu kadar ucuz paslamamaları hem kulübün çıkarına,

hem de kendi gelecekleri açısından şarttır. O sırtlarındaki forma kimsenin malı

değildir, olamaz da... O forma Fenerbahçe Spor Kulübü nündür. Tarih bunu böyle

emreder. Tabi ki tarihe saygı yaşıyorsa...

Peki, bendeniz daha sekizinci haftada Fenerbahçe nin açık

farkla şampiyon olacağını neye dayanarak iddia etmişimdir. Gözlemim şöyle idi:

Fenerbahçe nin kadrosu bütün rakiplerinden daha geniş ve daha kaliteli idi.

Teknik adamı maceracı olmayıp, elindeki potansiyelin orasıyla burasıyla

oynamadan klasikleştirme akıllılığını gösterdi. Siz Emre yi bir gün sol açık,

Gökhan ı bir maç orta alanda, Topal ı en ciddi eksikliklerde bir uç adamı

olarak gördünüz mü Herkes yerli yerinde görevini sürdürdü. Sakatın, cezalının

yerine de kenardaki alternatifi kullanıldı.

Başarının sırrı bu kadar net ve açık ve de kısa yoldan

oldu. Bu arada önde yer alan Webo, Sow, Kuyt ve Emenike için ayrı bir paragraf

açalım. Bu dörtlü hiçbir takımda yoktu. Onlar duruma göre görev paylaşırlarken

işler hep iyi gitti. Hatta son dakika galibiyetlerinin ardındaki sır da buydu.

Ama ne zamanki, eksilme oldu, işte o zaman da rakiplere umut doğdu. Ama geri

dönüşler şampiyonluğun rahatça gelmesini sağladı.

Hep söyler, hep yazarım; maceraya gerek yoktur. Neyse

odur. Gece rüyaya yatıp, sabah kalkıp torbadan oyuncu ismi çekmek hep hüsran

getirir. Ersun Yanal bunu yapmadı. Düz gitti. Hatta öndeki dörtlüden eksilme

olduğu günlerde bile sistem, saha içi anlayışı değiştirmeyi düşünmedi.

Kadıköy deki Şükrü Saraçoğlu Stadı nın tribünleri de en

kötü gidişatta bile alkışçı oldu. Kadını ile çocuğu ile de... Ama lütfen, bu

başarıyı yeşilin üstündekilere ve kenarda onu yönlendirenlere sunalım. Dış

destekler ikinci plandadır hep. Hele hele masa başındakiler.

Son cümle... Alın terini, beynini başkalarına

paslayanlara bir çift sözüm daha var... Sizin ulaştığınız büyük puan farklı

şampiyonluğun gerisinde kalmışlar, yarın Avrupa Kupaları nın en büyüğünde boy

gösterirken, siz hafta sonu lig maçı beklediğinizde hiç mi birileri için,

Yaktın bizi sızlanması göstermeyeceksiniz Şayet hayır ise, o zaman bırakın

Fenerbahçeliliğinizi, profesyonelliğiniz bile tartışılır.