T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın destekleriyle Türkiye Yazarlar Birliği (TYB), Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi (ASBÜ), Şam Üniversitesi ve Suriye Yazarlar Birliği iş birliğinde gerçekleştirilen "Geçmişten Günümüze Türkiye-Suriye İlişkileri Uluslararası Kolokyumu", 24 Ekim 2026 tarihinde başarıyla tamamlandı.

"Dil, Edebiyat, Tarih, Felsefe Ortak İlim, Kültür ve Hafıza Mirası Üzerine Karşılaştırmalı Kolokyum" alt başlığıyla Şam Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Toplantı Salonu’nda düzenlenen etkinlik, son yılların en stratejik ve kapsamlı akademik buluşmalarından biri olarak kayıtlara geçti.

“ORTAK GEÇMİŞTEN ORTAK GELECEĞE AKIL VE GÖNÜL KÖPRÜSÜ”

İki ülkeden çok sayıda mütefekkir, akademisyen, edebiyatçı ve tarihçiyi bir araya getiren ilmî toplantı, Suriye akademik dünyası ve basın mensupları tarafından da yoğun ilgiyle karşılandı. Oturumlarda, yüzyıllara dayanan ortak medeniyet birikimi karşılaştırmalı bir yaklaşımla ele alınırken, geleceğe dönük iş birliği imkânları detaylıca tartışıldı.

Türkiye’den toplantıya iştirak eden TYB Şeref Başkanı ve ASBÜ Rektörü Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, TYB Genel Başkanı Prof. Dr. Muhammet Enes Kala, AYBÜ Öğretim Üyesi ve D. Mehmet Doğan Araştırmaları Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mustafa Orçan, AYBÜ’den Doç. Dr. Nuri Salık ve Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Sadık Gür ve Türkiye Yazarlar Birliği üyesi Mehmet Sıddık Yıldırım sunum ve tahlilleriyle ilmi toplantıya katkı sundu.

"TARİHİ BAĞLARIMIZ BÖLGE BARIŞININ SARSILMAZ TEMELİDİR"

ASBÜ Rektörü ve TYB Şeref Başkanı Prof. Dr. Musa Kazım Arıcan, iki toplum arasındaki kültürel ve fikrî mirasa dikkat çekerek önemli bir vizyon ortaya koydu.

Tarihî bağların sadece geçmişe ait edilgen birer hatıra olmadığını belirten Arıcan, bu mirasın bölge barışı ve akademik iş birliği adına sarsılmaz bir temel teşkil ettiğini ifade etti.

Arıcan’ın ortak değerler ve entelektüel köprüler üzerine kurduğu yapıcı yaklaşımı dikkat çekti.

Felsefe ve düşünce tarihi perspektifinden Türkiye-Suriye ilişkilerini değerlendiren TYB Genel Başkanı Prof. Dr. Muhammet Enes Kala, iki halkın ortak zihniyet dünyasını ve tarihî birlikteliğini kavramsallaştıran oldukça önemli tahliller sundu.

Kala, ilmî ve kültürel diyalog kanallarının her koşulda açık tutulmasının stratejik önemine vurgu yaparak sunulan fikirlerin gelecekteki ortak projelere ilham vereceğini kaydetti.

Müşterek hafızanın iki toplumu ortak mesuliyetler alanına davet ettiğini belirten Kala, geçmişin ihtişamını inşa eden fikirlerin, alimlerin, ariflerin ve hakimlerin bugün de iki topluma, ortak meselelerine çözüm noktasında ilham olabileceğinin altını çizdi.

Kala konuşmasında sadece geçmişin ihtişamıyla avunmaktan sıyrılarak günümüzü ve geleceğimizi yeniden ihtişamlı şekilde inşa etmek üzerine birlikte düşünmenin öneminin altını çizdi.

AKADEMİK HAREKETLİLİK VE ORTAK PROJELER YOLDA

Şam Üniversitesi Edebiyat Fakültesi çatısı altında gerçekleşen ve bildiri sunumlarının ardından düzenlenen kapanış oturumuyla sona eren kolokyumda, geleceğe dönük önemli temenniler dile getirildi.

Programın sonunda Türkiye ve Suriye arasındaki akademik hareketliliğin artırılması, iki ülke araştırmacılarının dâhil olacağı ortak araştırma projelerinin teşvik edilmesi ve bu tür bilimsel toplantıların periyodik olarak sürdürülmesi konusunda güçlü bir irade beyan edildi.

"Geçmişten Günümüze Türkiye-Suriye İlişkileri Uluslararası Kolokyum”un genel değerlendirmesini yapan TYB Genel Başkanı Prof. Dr. Kala, şunları dile getirdi:

“Toplumlar birbirini yakinen tanırsa oradan aşinalık ve dostluk çıkar. Birbirinden uzaklaşan ve birbirini tanımayan toplumlar arasında ünsiyet bağı oluşamaz. Düşmanlığa giden yollar, birbirini tanımayan, bunun için çaba sarf etmeyen ve dolayısıyla birbirinden korkan toplumların tedirginlikleriyle örülür. Bu bağlamda Kur’an’da geçen “taarrafu” kelimesi üzerinde derin derin düşünmemiz gerekir. Maarif; talim, terbiye, tedib ve kültürü ihata eden önemli bir kavramdır. Bu anlamda Türkiye ve Suriye, aslında ortak maarif medeniyetinin rahminde birlikte bulunmuş iki devlettir.

Birbirine güven veren güçlü komşuluk ilişkileri ancak tarihten süzülüp gelen maarif medeniyetinin kurucu özünü günümüzde yeniden korunu güçlendirmek suretiyle kurulabilir görünmektedir. Bu paydaşlığı bugün çok daha güçlü noktalara taşımak önem arz etmektedir. Söz konusu bağlamda güçlü irade tüm insanlık için barış ve huzur ortamının tesis edilmesi gerektiğini bulunduğu her platformda ciddiyetle beyan eden ve bunun için samimi şekilde mücadele eden Sayın Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından çok net şekilde ortaya konmuş durumdadır. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın bölgedeki huzur ve istikrar için birlikte önümüze koyduğu ufukta, iki toplumun her alanda komşuluk ilişkilerini güçlendirmesinin, Suriye’nin toprak bütünlüğü ve Türkiye’nin güvenliği ekseninde bölgede barışa ve huzura katkı yapacağı net şekilde görülmektedir.

Özellikle Suriye kanadında zaferle taçlanan siyasî ve askerî kazanımları uzun vadede kalıcı kılmak son derece önem arz etmektedir. Bunun için samimi çabayı, kültürün tüm alanlarına mal etmek ve maarifi bu konuda yeniden yapılandırmak gerekmektedir. Dış İşleri Bakanımız Hakan Fidan’ın bölgedeki temasları da aslında iki ülkenin dostluk bağlarının siyasî ve askerî ilişkiler kadar tarihî, ilmî ve kültürel ilişkilerden de güç alabileceğini bize göstermektedir. Şam’da icra ettiğimiz bu ilmî toplantı ve Ocak 2027 içinde Ankara’da gerçekleştirmeyi planladığımız bilgi şöleninin geçmişten günümüze Türkiye ve Suriye ilişkilerinin tarih, fikir, edebiyat ve sanat alanlarında neye tekabül ettiğini anlamak için son derece verimli olacaktır.

Bu noktada gerçekleştirdiğimiz ve tertip edeceğimiz faaliyetlerin tarihten tevarüs edilerek bugüne aktarılan güçlü ilmî, irfanî ve hikemî müktesebattan maarif medeniyetimizi güçlendirecek şekilde nasıl istifade edebileceğimizi anlamaya, bu noktada işbirliklerimizi artırmaya vesile olacağına inanıyorum.”

Whatsapp Image 2026 10 26 At 22.59.28

İKİ ÜLKE ARASINDA KOPMAZ BAĞLAR VAR

Türkiye ve Suriye arasındaki tarihi ve kültürel bağlar, yüzyıllara dayanan ortak bir medeniyet birikimine, coğrafi yakınlığa ve derin sosyal etkileşimlere dayanır.

İki ülke arasındaki temel bağlar şu başlıklar altında toplanabilir:

* İslam ve Osmanlı Mirası: Suriye, yüzyıllarca Emeviler, Abbasi ve ardından Yavuz Sultan Selim'in 1516 Mercidabık Zaferi'nden sonra Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliği altında kaldı. Şam, Halep ve Humus gibi şehirler Osmanlı döneminde önemli idari, ticari ve kültürel merkezlerdi.

* Ortak Coğrafya ve Sınır: Türkiye ile Suriye arasında uzun bir kara sınırı bulunuyor. Bu sınırın her iki yanındaki halklar, akrabalık ve kabile bağlarıyla birbirine bağlı.

* Kurtuluş Savaşı ve Kurtuluş Sonrası: Yakın tarihte, özellikle Osmanlı Devleti'nin çekilişinin ardından bölgedeki idari yapılar ve ortak geçmiş hafızada yerini koruyor.

* Din ve Gelenekler: Nüfusun büyük çoğunluğunun Müslüman olması sebebiyle dini bayramlar, ortak İslami gelenekler, mimari tarzlar ve aile yapıları büyük benzerlik gösteriyor.

* Mutfak Kültürü: Güneydoğu Anadolu (Gaziantep, Şanlıurfa, Hatay) ile Suriye mutfağı (Halep ve Şam mutfakları) neredeyse iç içedir. Kebap çeşitleri, mezeler (humus, muhammara, babagannuş), tatlılar (künefe, baklava) ve baharat kullanımı ortak kültürel mirasın en belirgin parçasıdır.

* Dil ve Edebiyat: Arapça ile Türkçe arasında yüzyıllık etkileşim sonucunda ortak kelimeler, deyimler ve edebi gelenekler gelişti.

* Akademik ve Sanatsal İş Birlikleri: İki ülkenin üniversiteleri, edebiyatçıları ve tarihçileri ortak mirasın korunması, el yazmalarının dijitalleştirilmesi ve akademik kolokyumlar (örneğin Şam Üniversitesi'nde düzenlenen ortak buluşmalar) aracılığıyla kültürel bağları canlı tutmakta.

Kaynak: Milli Gazete