Bir zihniyetin, Milli Şef hakimiyeti günlerinden günümüze hiç değişmeyen CHP zihniyetinin özeti bir vesikadır; aşağıdaki tarihi resim.

İrtica simgesi insanlar, bu ülkenin insanları tam techizatlı yürüyorlar: Sakallarıyla, tesbihleriyle, cüz keseleriyle, şalvarlarıyla, cübbeleleriyle... Yüzleri farklı, gözleri farklı, kulakları farklı, hele ağızları... Biraz önce bir çağdaş yaşamcıyı... Hayır hayır o günlerde yoktu böyle bir sıfatları, sadece ilericiydiler... İlerici kurtulamamıştır ellerinden yani.

Bakmayın siz kenarda duran Turhan Feyzioğlu tipli seyirciye bir şey yapılmadığına. Göz göre göre de olmaz ki... T.Feyzioğlu tipi hayranı olduklarıdır, idealleridir. Siz de böyle olun, ilerici olun. Elbette diz üstü bilgisayarı değil, şaşkınlıktan dilini yutan ilericinin elindeki. Onlarla o hayal hiç birlikte olmamıştır zira.

Bu kadar irticacıyı bir arada görür de kinini dökmeden durur mu, 6-7 Eylülü kışkırtıcısı, 27 Mayıs teşvikçisi ve Başolun aklına taş (İdam) düşürücü başyazar, CHP zihniyetinin temsilcisi başyazar... Bakın neler yazmış, bu vesika resmin hemen yanındaki başyazısında:

"Sağlığında kurtardığı yurduna çok partili rejimi getirmek istiyordu. Getirdi. Ama altı ay sonra, tekkelerinin, medreselerinin üstünden devrimlerin kasırgası geçmiş yobazlar, Menemende Kubilayın o genç, o yiğit başını kestiler!"

Tekkelerinin, medreselerinin üstünden geçen devrim kasırgası derken, neden kellelerinin de demiyor Ahenk uyumu yetmez, kıymet uyumu yok. Değerli baş-değersiz kelle. Bir yanda Kubilay, bir yanda İstiklal Mahkemelerinin astırdıkları. Yetmemiş, dengelenmiyor...Ya Menderesler Demek ki onlar da yetmemiş. Hâlâ susmadığına göre... Hem nasıl sussun Şu yürüyen irticacılara baksanıza. Bir Dersim daha yapalım, demediğine şükür.

Yıl 1966. Bütün bunlar bu ülkede yazılıp çiziliyorken, yıl 1966dır.

İktidarda 1965 seçimlerini çoğunlukla kazanan AP vardır. Herkes göğsünü gere gere Müslümanım diyebilecektir, nutuklarıyla seçim meydanlarını inleten Demirel de başbakan.

Amasyalıların o yıl, yani 1966 yılında Başbakan Demireli böyle karşılama sebepleri ne mi Şimdiki Diyanet İşleri Başkanımız Görmez anlatsın:

Ama önce Demirelin Bakanı Refet Sezgine, " Bizim için Diyanet İşleri Başkanının Tapu Kadastro Genel Müdüründen farkı yoktur" dedirttiğini de hatırlatalım. Demirelin milletle inatlaştığı olaylardan biridir Elmalı olayı.

1965 yılında dönemin Diyanet İşleri Başkanı İbrahim Bedrettin Elmalının, Tunus Cumhurbaşkanı Habib Burgibadan davet aldığını, basının, Bu sarıklı, cübbeli Türkiyeyi mi temsil edecek şeklinde olumsuz yazmasına rağmen, Bakanlar kurulunun kerhen de olsa kendisine izin verdiğini ifade eden Görmez, sonrasında yaşananları da özetledi:

"Tunusta Diyanet İşleri Başkanı çok iyi karşılanır. Bu sefer daha da farklı başlıklar atılır. Tunustan Bingaziye geçmek için davet almıştır. Bingaziden Türkiyeye uçmak istemiştir. Ancak, artık bu bardağı taşıran son damla olacaktır ve gerekirse derbest edilerek Türkiyeye gönderilmesi şeklinde acıklı bir nota gidecektir Libya Büyükelçiliğine. Sayın başkan Türkiyeye dönecektir ve kendisinden behemehal görevinden ayrılması istenecektir. O da görevinden ayrılmayacaktır ama iki ay sonra Bakanlar Kurulu kararıyla ilk defa görevine son verilen bir başkan olacaktır İbrahim Bedrettin Elmalı. Dolayısıyla bizim Başkanlık olarak yurt dışı gerçekliğiyle buluşmamız bu sebeple çok geç olacaktır".

Olayın evveli ne

Bu ülkenin geçmişinde biraz dolaşalım ve hatırlayalım/öğrenelim yaşananları, ki mukayesemiz, muhakememiz, hesaplaşmamız yerinde olsun.

1941 yılından 1960 yılına kadar İstanbul Müftüsü olan Ömer Nasuhi Bilmenin isyanını yazmıştı Osman Yüksel Serdengeçti

Londradaki uçak kazasından sağ kurtulan Menderesi karşılayan İstanbul kalabalığının arasında şehrin Müftüsü yoktur. Halbuki Ortodoks cemaatinin Patriği, Musevi cemaatinin Hahamı oradadır. Bilmen  hocanın isyanının gerekçeleride budur işte: Onlar kendi kıyafetleriyle orada olurken, onları orada kendi kıyafetleriyle kabul eden, gören, görmek isteyen devlet, bana, İstanbul Müftüsüne hayır diyor.  Senin kıyafetin ceket, pantolon, gömlek, kıravat; dahası göğüs ileride, baş açık...İyi ama orada Patriği, Hahamı farkedenler beni nasıl farkedecek

1960 yılında DİB olan Ömer Nasuhi Bilmeni o yılın Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında farkettiler mi, dersiniz Bir gözlemci gazeteci (N.Arzık) anlatıyor, bir CHP kalemşörü olmasına rağmen anlatıyor:

"Herkes Paşanın elini sıkmak için kuyruğa girmişti. İsmi çağırılınca tıpış tıpış el sıkmağa gidiyordu.

Gelenler arasında bir zat vardı ki hiç bir kuyruğa katılamıyor, melul melul dolaşıyordu.

Başında sarık, sırtında cübbe vardı. Diyanet İşleri Reisiydi kendisi.

Meğerse protokolde yeri yokmuş! Hahambaşının yeri vardı o meşhur protokolda, patriğin vardı, onun yoktu işte!

Bir aklı başında kişi işe vaziyet etti ve Diyanet İşleri Reisi tebriklerini sunabildi. Bu biiir!..

0036 numaralı kırmızı plakalı arabasıyla hipodromun kapısından girmişti. Şeref tribününe doğru yöneldi. Geri çevirdiler. Başka bir tribüne doğru gitti. Almadılar! Ağaçların altında biraz dolaştıktan sonra evine döndü.

Aklı başında biri (protokoldan değil ordudan) vaziyeti görmüştü. Aklı başında birini buldu(protokolden değil vilayetten) ve hemen bir cip saldılar Diyanet İşleri Reisinin peşine, adamı geri getirtip şeref tribününe oturttular! Bu ikiiii...

Şu zartzurtlu reformlar, hafiften hafiften protokola değse fena olmayacak hani."

Bugün gazetelerin, 1965 yılında Diyanet İşleri Başkanına öyle bir ayıp yapılmış ki...Başlıklarıyla verdikleri o haberlerin öncesi böyledir.

"O yıl ben de gittim, yanıma aldığım arkadaşlarımla, Demirelin yanına; Elmalıyı isteriz, demeye. Demirel, siz karışmayın dedi ve kovdu oradan."

"Halbuki" diyor o günlerin Çankaya Camii İmamı Hafız Kamil Çöllüoğlu, bunları anlatırken halbuki diyor. Biz sizin kıymetinizi anladık, din görevlileri bize çok büyük yardımda bulundu. Ne işiniz olursa emrinizdeyiz demişti Demirel, seçimden sonraki ziyaretimizde. Din görevlilerini manivela olarak kullunıyorlarmış"

Dün dündür, bugün bugündür ey hoca!

Gelelim ol hikayenin bu günlerine...

Demirelle, ihtilalci K.Evrenle ilişkileri iyi ve özellikle Semra Özal ile kıymetli evrak/kıymetli toprak değişimelerinde başarıları taktire şayan bir AKPli Altıkulaçı daha önce biraz biraz yazmıştık. şimdi yerimiz müsait değil.

Elmalı merhumun Tunus gezisi dolayısıyla "Ayıp" yapan Demirel, M.Nuri Yılmazı Tunusa ve Tunusta yanında taşıyarak o ayıbını mı gidermeye çalıştı Hayır, hayır!

Hayranı olduğu Bin Alinin Türkiye şubesi olmasına bir katkıları olur mu hesabıydı Demirelinki.

Muhakkak olmuştur.

Demirel boşuna ve kendi başına mı dedi kızlarımıza "Arabistana gitsinler" diye.

Şimdi daha iyi anlaşılır mı bilmem; 28 Şubatta, Diyanet İşleri Başkanlığının bu ülkenin Başbakanlığında, devlet tarafından maaşı ödenen personeline bir akşam yemeği vermesine, "Tarikat liderlerine, şeyhlere yemek..." diyerek karşı çıkanların, nerelerden ve kimlerden cesaret aldıkları... Daha iyi anlaşılır mı şimdi.

28 Şubat geçti ise ve bir daha olmayacaksa, neden o insanların gönülleri alınmaz

Olayı bilen ve "Devlet bir tas çorbasını esirgememeliydi" diyen sayın Abdullah Gül, o günlerde içirilmeyen çorbayı bu gün ikram edemez mi

Demirelin gölgeleri ve 28 Şubat yoksa hâlâ oradalar mı Diye sorabiliriz.

Not: Sayfamıza resim veren o güzel Amasyalılara selam olsun..

AH VAH SİLAH

CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, TBMMnin genel kurulunda "Başka yapacağımız birşey kalmadı. Silahla mı gelelim" demesinin bir yorgunluk neticesi olduğunu ve yol bitti, deniz bitti manasında anlaşılması gerektiğini söylemiş.

İnanıyoruz ve itiraz etmiyoruz.

Lakin ikaz etme hakkımızı da kullanıyoruz. Diyoruz ki: Silah, top, tüfek, darağacı, urgan, ip, cip, tank gibi kelimeleri Meclis kürsüsünde kullanmaktan vazgeçemez misiniz Biliyoruz CHPnin ananevi/geleneksel alışkanlığıdır ama...

T.Özal günlerinde ve yine o Mecliste ve yine bir CHPli aynen şöyle demişti: Dikkat edin veya ayağınızı denk alın. Yoksa ya ipte gidersiniz, ya da cipte gidersiniz!

Herkes sandıki o CHPli ayıplandı, kınandı ve hatta T.Özal "Bayramlık elbise, idamlık elbise" konuşması yaptı, geçti, gitti...

Geçip gitmesi doğruydu o olayın. Fakat T.Özal ve adamlarının başlarını da omuzlarına doğru itmişti.

Mecliste T.Özaldan kalan ve T. Özalın yolunda olan çok miletvekili olmasına rağmen, CHPli Muharrem İncenin, o günlerdeki gibi ince bir hesap içinde olmadığına inanıyoruz.

GÜN DEMİ

Bir gazete kapatılıyor ülkemde. "Özgür Gündem" kapatılıyor. Gündem özgür değil mi idi bu ülkede

Gündemi özgür bırakırsan, ya Erbakanı konuşur, ya da Milli Görüşü...

Yani gündemin başı bağlanmalı, ki kaçmasın.

1984 yılında sıkıyönetimin Tercüman gazetesini kapatması hatırlanmış, o günleri yaşayanlarca...

1983 yılında çoğunlukla iktidara gelen T.Özalın haberi duyunca morarması, bir Özal olumluluğu olarak kalmış akıllarda. Tercümanın Ankara yöneticisi Yavuz Donat T.Özal ziyaretini anlatıyor.

"Eski hukukumuz var... Belki biraz da "sınırı" aştık.

"Demokrasi" dedik... "Demokrasilerde, bir ülkede olup bitenden birinci derecede sorumlu kurum Meclisten güvenoyu alan hükümettir" dedik... "Siz Başbakansınız" dedik... "Tek başınıza iktidarsınız" dedik... Dedik de dedik.

Rahmetli... Tonton... Sevecen... Kalktı, elimizi tuttu:

- Sakin ol... Gel üst kata çıkalım... Semra Hanım da seni görmek ister... Bir şeyler yeriz, sohbet ederiz. Yazdıklarımızın fazlası yok, noksanı var."

Ne anlayalım şimdi biz buradan.

Semiraaaa! Bak kim gelmiş ziyaretimize Ha, sahi sen ne diyorsun, bu çocukların gazetelerinin kapatılmasına

T.Özal 2. adamdır. Mor renk 2. adam rengidir. Semra hanımın ne halde olduğunu, neyi görmek isteyeceğini düşünmek 2. adamın icraatıdır.

KİM KALA KUMDA OYNAYA

"İranı vurmak felaket olur!"

Gazetelerdeki başlık bu. Başbakan Erdoğanın İran ziyaretinin ardından Türkiyeye dönerken verdiği önemli mesaj şöyle:

"Obamaya da söyledim. İsrailin İranı vurması felaket olur!"

Bu nasıl bir cümledir, nasıl bir mesajdır Kime söyleniyor, kimin ne anlaması gerek İsrailin İranı vurmak gibi bir hakkının olduğu kabul ediliyor gibi... Bir devletin, bir başka devleti, üstelik sınır ötesindeki bir devleti vurmak veya vuracakmış gibi tehdit etmek hakkının ve hazırlığınının olduğu nasıl kabul edilebilir Devletler arasında, bir vurma hakkı varsa, bu öncelikle İsrailindir, kabulü ve yaklaşımı bu ülkenin bir acısıdır. One minute sayın Başbakan, One minute!

TAPU TANDOĞANDA

Tandoğan Meydanında miting yapan CHPni eleştiriyorlar.

Milli Şef devrinin zulmü seven Ankara valisi Nevzat Tandoğanın "Bu ülkeye komunizm gelecekse, onu da biz getiririz" demesini veya o yılların mücahidi Osman Yüksel Serdengeçtiye "Ulan öküz Anadolulu! Sizin milliyetçilikle, komünizm ile ne alakanız var! Sizin iki vazifeniz var; birincisi çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek, ikincisi askere çağırdığımızda askere gelmek..." dediğini hatırlayarak/hatırlatarak CHPni uyarıyorlar.

O günleri özlemekten vazgeç!

Karşısına mürteci/irticacı denilerek getirilen bu ülkenin sakallı bir çocuğunun ağzına tükürmesi üzerine o insanın, sen de ağzında bul bedduasını duyanlar, Tandoğanın ağzına kurşun sıkarak intihar ettiğini de bilirler.

Benim sorum şu: Tandoğanın bir torunu olsaydı, bugün CHP sıralarında oturuyor olmaz mı idi

BAKİ KALAN NUMARALI GÜNLER DEĞİLDİR

12 Eylül mağdurları birbiri peşisıra davaya müdahil oluyorlar.

"Darbecilerin mal varlıklarına el konulmalı, emekli maaşları kesilmeli"

Bugün bu noktaya gelmek ne güzel!

"İhtilal artık hedefine ulaştı, (1962 yılı) diyerek, 27 Mayısa meşruiyet kazandıran İnönüden sonra...

Ve onun hayranı Demirelin "28 Şubat bin yıl sürecek" dediği günlerden sonra...

Bugün bu noktaya gelmek ne güzel!

Ki o Demirele o günlerde hiç kimse, neden bu ülkenin geleceğine ipotek koyduruyorsun Bırak bin yılı, on yıl sonra, yirmi yıl sonra bu ülkenin insanlarının senden ve 28 Şubat ekibinden daha akıllı, daha cesur daha insan olmayacaklarına mı inanıyorsun Diye sormadı/soramadı.

Yoksa Demirel o devrin icadı 8 yıl kesintisiz eğitimin, bu ülke çocuklarını bin yıl geri bırakacağına, aklını kullanamaz olduracağına mı inanıyordu

Demirele orada sorulmalıdır.

DİKEN

"bana ne" gölgesinde kalmış,

Dünün küçük diken budağı;

Büyümüş, serpilmiş, gelişmiş,

Bu gün teslim almış bu dağı...

BAŞ KASAP

Her alet kendi sapıyla verimli,

Yanlış olur tutmak bir başka saptan.

Alanları farklı, işleri farklı,

Ayırın baş hekimi, baş kasaptan...

Ekrem Şama