Bir seçim kampanyasının daha bugün sonuna geldik. Yarın sandık başına gidilecek. Verilecek oylar önümüzdeki ayların, belki de yılların nasıl şekilleneceğini belirleyecek. Hemen belirteyim ki, bu defaki seçim kampanyası sırasında yazılan ve çizilenler diğerlerinden farklılık arzediyordu. Öylesine farklıydı ki, bir yazar oyunu CHPye vereceğini köşesinde yazarken, AKPnin de iktidar olması gerektiğini ileri sürüyordu. Belli ki kendi gönlünden geçen CHP iken patronunun istediği AKP idi ve böyle bir yaklaşım ile hem kendi istediğini hem de patronunun istediğini dillendirmiş ve savunmuş oluyordu.
Diyebiliriz ki, bu seçim kampanyasına üç farklı yaklaşım hakim oldu. İki yaklaşım da istenen partiler açısından bir değişiklik olmakla birlikte temelde fikir olarak fazlaca bir farklılığı yoktu. ABD ve AB gibi dış çevrelerin medyaya yansıyan görüşlerine göre bu çevreler AKP iktidarından yanaydılar. Ancak, çok büyük çoğunlukla da iktidar olmasını istemiyorlardı. Bu bakımdan yarın sandık başına gidildiğinde atılacak oy bu dış çevreler ve güçlerin istediği mi yoksa milletimizin istediği mi sorusunun cevabı olacak. Bir diğer ifade ile bu dış odakların oyununun bozulacağı gün olacaktır. Böyle ümid ediyoruz.
Eğer seçmen kendisine söylenen ve gösterilene bakarak oy verecekse seçimler bizim ülkemizde ve insanımız için yapılıyor olsa da sonuçta dış çevrelerin dediği olacaksa önümüzdeki yıllar insamız ve ülkemiz açısından kayıp yıllar olacaktır.
Bu arada bazı güçlerde aylardan beri CHP-MHPkoalisyonunu öneriyor ve bunun için her türlü imkandan yararlanarak insanımızı bu yönde iknaya çalışıyorlardı. Nereden çıktı CHP-MHP koalisyonu demeye hiç gerek yok. Aslında Saadet Partisi dışındaki partilerin birbirinden hiçbir farkları yok. Bu bakımdan bazı derin güçlerin CHP-MHPkoalisyonu için uğraşmaları gayet normaldir. Ancak, kesin olan birşey var ki, ister AKP, ister CHP-MHP koalisyonu olsun uygulama itibariyle ülkemize verecekleri birşey yoktur. Şimdiye kadar uygulanmakta olan politikalar sürdürülecektir. Yine özelleştirme adı altında yabancılaştırma sürecek, yine çiftçimiz, işçimiz, emeklimiz, esnafımız kısacası dar ve sabit gelirliler sıkıntı çekerken bir avuç yerli mutlu azınlık ile küresel sermaye ülkemizi sömürmeye devam edecektir.
Bu zincirin kırılması gerekiyor. Bu saadet zincirinin yönü ve muhtevasının değişmesi şarttır. Bunun değişebilmesi ise bir takım yerli derin güçler ile küresel sermaye çevrelerinin empozelerine uymak yerine Millî Görüşün sesine kulak vermek ve önerilerini dinlemek gerekiyor. Artık bir avuç yerli mutlu azınlık ile küresel sermayenin çıkarı için çalışmak yerine ülkemizin zenginlik ve imkanları kendi insanımızın hizmetine sunulmalıdır. Bunun olabilmesi ise seçimlerden Saadet Partisinin güçlü bir şekilde çıkmasına bağlıdır. Bir başka ifade ile Saadetli günler arcak Saadet Partisi iktidarı ile mümkün olacaktır.
Ekonomiyi IMFye dış politikayı ABD ve ABye emanet etmiş kadroların ülkemize ve insanımıza zarardan başka verebileceği hiçbir şey yoktur. Sandık başına gitmeye bir gün kala son bir hatırlatma yapmak istedim. Kendimi buna mecbur hissettim. Bizim okuyucularımızın sandığın ve verilecek oyun önemini bildiklerinden eminim. Maksadım dost ve akrabalarımızı da sandık başına götürmeye çalışmamız gerektiğine dikkat çekmektir.
Yarın akşam Saadetli günlerde buluşmak ümidiyle seçimlerin hayırlara vesile olmasını diliyorum.