2011 de Vladimir Putin ve iktidardaki partisi Birleşik
Rusya (Yedinaya Rossiya) aleyhinde Moskova da yapılan gösteri, ikibinli yılların
en büyük gösterisi niteliğinde idi. Rusya da Putin karşıtlığının tavan yaptığı
bir dönemde, Rusya nın tükenmişliği (fatigue) Avrupa da yeniden tartışma konusu
olmaya başlandı.
Sovyetler Birliği nin dağılmasıyla birlikte, ortaya çıkan
Vestfalyan Sistem (Westphalian System) benzeri uygulamalara rağmen sular bir
türlü durulmuyordu. İşte bu noktada harekete geçen Kremlin, Rusya nın dünyadaki
yeni pozisyonunu ortaya koymak, içsel keşmekeşi ortadan kaldırmak ve Rusların
dikkatlerini dışa yönlendirmek için büyük mücadele ortaya koymaya başladı.
Bunun sonucu olarak Rusya, Asya-Pasifik Bölgesi nde kendi
stratejik farklılık (diversifikasyon) pozisyonunu yeniden belirlemek,
uluslararası enerji güvenliğinde söz sahibi olabilecek yeni hamleleri
başlatmak, Birleşmiş Milletler in merkezi koordine rolü için BM, Güvenlik
Konseyi ni oluşturan beş daimi ülkenin (P-5) uluslararası hukuki norm ve
prensipler çerçevesinde etkinliğinin artırılması gibi birçok konuda söz sahibi
olabilmek adına yeni politikalar ortaya koymaya başladı.
Rusya, Kırım ın ilhakı ve Ukrayna krizi ile başlayan
süreçte yeni küresel politik aktörler içerisinde en güçlü oyun kuruculardan
olabilmek amacıyla kendine zorunlu rol (indispensable role) üstlenmeyi bir
gereklilik olarak görmeye başladı.
Vladimir Putin, küresel gündemi oluşturan asıl önemli
konularda sınırlı bir etkiye sahip olduğu su götürmez bir gerçektir. Bu
nedenle, son aylarda Ortadoğu da yaşanan belirsizlikler sonucu ortaya çıkan fay
kaymaları ve yeni pozisyonlar, Rusya nın yeni bir siyasi huruç yapması için en
uygun zemini de beraberinde getirmiştir.
Sovyetler Birliği nin dağılmasını yirminci yüzyılın en
büyük jeopolitik felaketi olarak niteleyen Vladimir Putin, Suriye
politikasıyla, Rusya nın yeniden kendi küllerinden doğmaya başladığını ve Rusya
olmadan uluslararası alanda adım atmanın söz konusu olamayacağını adeta
söylemden eyleme taşıma telaşı içerisindedir. Bu yolla Rusya, Afganistan da
yaşadığı çöküşün izlerini, Suriye kriziyle aşma çabası içerisine girmiştir.
Suriye, Rusya nın yeni stratejik politikasında Akdeniz deki tek sığınma limanı
konumundadır. Rusya nın, Esed siz bir Suriye formülüne sıcak bakmaması ve en
azından ileride, Esed siz yeni bir Esed formülünü dillendirmesi bu
nedenledir.
Putin liderliğindeki Rusya, doğuya kayan politikasıyla,
sadece Çin ile değil, diğer Asya-Pasifik ülkeleriyle de güvenlik ve ekonomik
ilişkiler çerçevesinde açılım göstermektedir. Bu yolla, Euro-Pasifik güç
olarak, Çin ile ABD arasında jeopolitik denge unsuru olmayı hedeflemektedir.
Putin, Batı nın politik işbirliğine karşı da BRICS ile bir denge oluşturmaya ve
büyük güçlülük (derzhavnost) olgusuyla, Polonya dan Pasifik e kadar uzanan
yeni bir Slav İmparatorluğu ruhunu hayata geçirmeye çalışmaktadır.
Vladimir Putin, Batı karşısında aciz, özgüvensiz
(impotent) bir duruş sergilemek yerine, aşırı öz güvene dayalı (omnipotence)
bir profil ortaya koymaya çalışmaktadır. Ukrayna, Kırım ve Suriye örnekleri
bunun en somut göstergeleri olsa gerek.
Rusya bir yandan yeni küresel hamleler yaparken, diğer
yönde Türkiye ile yaşadığı uçak krizinin diplomatik yollarla aşılması mümkün
olsa gerek. Rusya ile Türkiye arasındaki ilişkiler son dönemlerde Suriye
kriziyle zaten farklı bir boyuta ve zor bir dönemece girmişti. Şu da bir gerçek
ki, Türkiye ile Rusya arasındaki tarihi bağlar, ilişkilerin karşılıklı
menfaatlere dayalı olmasını gerekli kılmaktadır. İki ülke için asıl olan,
komşular arasında düşmanlık değil, kalıcı dostluk köprülerinin inşa
edilmesidir.