Rusya ile Batı dünyası arasındaki Suriye krizi her geçen

gün daha da derinleşiyor. Kremlin in Suriye de ikinci bir askeri üs açma adımı

ve Esad güçlerinin yanında savaşan Rus askerleri görüntüleri, bugüne kadar

vekâleten yürütülen savaşın artık alenen bir hal aldığını gösteriyor. Buna bir

de PYD saflarında savaşan Amerikalı, İngiliz, Kanadalı, Alman ve İsrail

askerlerini eklediğinizde, Suriye de aslında kıyamet savaşının yaşandığını

rahatlıkla görebiliyoruz.

İran askerlerini de unutmayalım. İddialara göre, binlerce

İranlı asker Esad ve Hizbullah güçleriyle birlikte savaşıyor. Aralarında çok

sayıda üst düzey rütbeli subay da var. Daha önce bu iddialar gündeme geldiğinde

Tahran yönetimi bunu reddediyor ve farklı gerekçeler sunuyordu. Şimdilerde ise,

Rusya ile birlikteyiz mesajını vermekten çekinmiyor.

Rusya ise artık bunu alenen yapıyor. Amiyane tabirle,

göstere göstere meydan okuyor! . Nükleer başlıklı füzelerini ABD ve AB ye

doğru çevirmiş olan Kremlin yönetimi, bunun verdiği rahatlıkla Batı yı adeta

ti ye alıyor. Nitekim Ukrayna daki Rus askeri varlığı için onlar orada tatil

yapıyorlardı diyen Moskova, şimdilerde ise; siz nasıl orada IŞİD için

bulunuyorsanız, ben de pekala IŞİD le mücadele için burada bulunabilirim

diyor.

***

Dolayısıyla, her iki farklı grubun ortak bir hedefi

ortaya çıkıyor: IŞİD. Bu örgüt üzerinden her biri kendisi açısından bir

meşruiyet zemini kazanıyor ve bu sadece Suriye ile de sınırlı değil.

Rusya, eski Sovyet alanından gelen binlerce cihatçıya

karşı ön alıcı bir mücadele içinde bulunduğunu söyleyerek, Avrasya Birliği

projesini gerçekleştirme yolunda ikna adımları atarken; ABD ise, BOP projesi

için IŞİD i Cebelitarık tan Çin Seddi ne kadar kullanacağı mesajını veriyor.

Bu kapsamda ABD/Batı, dünyanın birçok yerinde cephe

açarken; Rusya, Çin ve İran gibi ülkeler de kendilerine yönelik başlatılan bu

savaşı bir fırsata çevirmeye çalışıyorlar ve ön cephe ya da direnç cephesi

olarak adlandırdıkları bölgelerde nüfuz alanlarını geliştiriyorlar.

***

Nitekim Rusya ve İran Soğuk Savaş sonrası dönemde hiç

olmadığı kadar kendilerine bir etkinlik alanı oluşturmuş vaziyetteler. İşin

komik tarafı ise, bunu yaparlarken tarafların Türkiye yi her an baskı altına

almaya çalışmaları ve ha bire ithamda bulunmaları. Oysa sonuç ortada. Türkiye

devamlı mevzi kaybederken ve savaşın maliyetlerini insaniyet namına

üstlenirken, onlar işin daha farklı boyutundalar. Açıkçası, insani boyut hiç

birinin umurunda değil!

Her iki tarafın burada üzerinde durduğu bir diğer husus

ise, sürecin Hz. Mesih boyutu. Rusya nın bu bağlamda yaptığı son çıkış oldukça

dikkat çekici. Rusya nın önde gelen diplomatlarından biri olan ve AB

Büyükelçiliği görevini yürüten Vladimir Chizhov Avrupalı meslektaşlarına şu

çağrıda bulunuyor: Bir Mesihçi politika olan demokrasi ihracı projenizden

vazgeçin ve sorunları genişletmek yerine, onları Rusya ile birlikte çözmeye

çalışın.

Rus diplomat, bu sözleriyle Avrupa ideolojisinin felsefi

arka planına dikkatleri çekiyor ve yüzyıllardır değişmeyen Vatikan ın Haçlı

zihniyetine vurgu yapıyor. Chizhov bu sözleriyle aynı zamanda kuruluş amacını

ve varlığını Mesihçi misyon anlayışına bağlayan ABD ye de bir gönderme yapıyor.

Bu arada, bu sözleri sarf eden diplomatın dış

politikasında kısmen de olsa Slavlık ve Ortodoksluk anlayışını bir arada tutan

Panslavizmi uygulamaktan geri kalmayan ve her fırsatta Üçüncü Roma olduğunu

iddia eden bir ülkenin memuru olduğunu da unutmamak gerekiyor. Rusya nın burada

itirazı, kendisi ile pek özdeş olmayan demokrasi aracına...

***

Peki, Rus diplomat haksız mı Elbette haklı, hem de

sonuna kadar. Nitekim başta ABD olmak üzere, Batı dünyası zaman zaman bunu

itiraf da ediyor. Bazen gaf şeklinde, bazen de gözümüzün içine baka baka...

11 Eylül sonrası Bush un sözlerini ve yerine gelen

Obama nın kullandığı o sihirli sözcüğü bir hatırlayın. Obama ne diyordu

Change (değişim) diyordu. Çok basit gibi görünen ama tüm dünyayı değiştirmeyi

hedefleyen bu kelime ile yeryüzünde demokrasi nin, dolayısıyla da ABD gücünün

hâkim kılınması hedefleniyordu. Bunun için İncil i kullanmaktan da

çekinmiyorlardı.

Kamuoyu desteğini sağlamak için çekilen filmlerin bir

sahnesinde Hz. İsa, havarisi Petrus a dünyayı değiştireceğiz diyordu. Oysa bu

cümle İncil de yoktu. Fakat bunun da bir yolunu bulmuşlardı.  Önemli olan niyettir fetvasıyla bunun Yeni

Ahit e uygun bulunduğunu söylüyorlardı...

Rusya işte buna itiraz ediyor!